ZÜMRÜDÜANKA – DEVLET TİYATROLARI ANTALYA 🎭

ZÜMRÜDÜANKA… Yazan Elif SOLAK… Yöneten Ezgi YENTÜRK…

Rahatlıkla söyleyebilirim ki son yıllarda seyrettiğim en tutarsız temsil. Epik mi, lirik mi, ortaoyunu mu, müzikal mi, dram mı, komedi mi belli değil! Metni okumadım; genellikle metni muhakkak okurum, okuduktan sonra yazarım; ama inanın gidip metni alasım gelmedi. Yönetmen tek başına oyunu bu kadar bozmuş olamaz herhalde!

Çıkış noktası güzel; tarihi bir vaka temel alınmış. Osmanlı döneminde Hereke ipek fabrikası kuruluş süreci üzerine elbette gerçek dışı katkılarla temaşa tarzı bir oyun kurgulanmak istenmiş. Muhakkak eserler yazılması gereken, bizim tiyatromuza çok yakışan bir tür. Ama ZÜMRÜDÜANKA fiyasko!

Devlet Tiyatroları sitesinden oyunun konusunu okuduğunuzda zaten anlıyorsunuz kimsenin oyunu bir yere oturtamadığını:

“Miladi takvimler 1843’ü, göç eden kuşların pusulası ise  Kaf Dağı’nı göstermektedir. Hereke’de kurulan Çuha Fabrikası’nda yıllar sonra umulmadık bir yangın çıkar. Saten ve Camaron’un aşkının alevi ise daha önceden kalpleri tutuşturmaya başlamıştı…
Masalların gerçek, gerçeklerin masal olduğu, göçmen kuşların kanatlarını yedi dipsiz vadiye doğru açtığı, Zümrüdüanka’yı ararken kendilerini bulduğu bir handır bu dünya. Ve dünya dönerken, küllerinden doğmayı becerebilenler Kaf Dağı’na ulaşır.”

Zümrüdüanka oyuna tek başına isim olarak konulmuşsa konu Zümrüdüanka’dır. Eserinize Macbeth adını verip kedisi Macbeth’i kaybetmiş bir adamın hikâyesini anlatamazsınız ya da Truva deyip dükkânına Truva adını vermiş bir mandıracının başından geçen aşk dolu maceraları anlatamazsınız. Zümrüdüanka dedikten sonra konuyu ille de Zümrüdüanka’ya yamamaya çalışırsanız işte böyle temelsiz, ne anlattığı belli olmayan, başı kesik tavuk gibi dolanan bir eser çıkar ortaya.

İlk sahnede tarihi İstanbul yangınlarını anımsatan dijital bir yansıtma, bağırış çağırış, kızılca kıyamet sesleri. Çuha fabrikası yanmıştır. Sonra alakasız biçimde, Zümrüdüanka efsanesinin perde arkasında ateşlerin içinde oturan bir anlatıcı ve yanı başında dansçı bir kız eşliğinde anlatılması. O ağırbaşlı, insanı kendi içine iten, durultan anlatımdan sonra sahneye çıkan Kavuklu ile Pişekar, Ohannes (Durmuş BENLİ) ile Boğos (Remzi Kürşad SÜREN) kardeşler. BENLİ’nin olgun oyununa karşılık SÜREN’in tahammül edilemez abartıları, hatta cıvıtmaları.

Seyirciyi güldürmek için yırtınırken paldır küldür ilerleyen temsilde alakasız biçimde bir gölge oyunu ustasının şovu… Alakasız ve gereksiz biçimde fabrika inşaatı ve orada tekrar Hacivat Karagöz uyarlaması… Televizyona dizi hazırlar gibi baskın müzik nedeniyle anlaşılmayan sözler… İtalyan desinatör Camaron’un (Mery Can SEVİMLİ) Hancı’nın karısı Saten’e (Zehra Ece ARAL) pat diye âşık olması, hiçbir temele oturtulmadan dünyanın en büyük aşkını yaşamaları. Aşk olmazsa olmaz diye düşünülmüş belli ki! (SEVİMLİ’nin duruşundan ve oyunundaki yavanlıktan aşık olmadığı anlaşılıyor zaten!)…  Sonra Padişah’tan habersiz Serasker Rıza Paşa (Niyazi Mert KURT) sayesinde kurulan fabrikanın Padişah Sultan Abdülmecit’in (İsmail Sabri MEMİŞ) kulağına gitmesiyle Padişah’ın daha ne işe yaradığını bilmediğimiz fabrikaya teftişe gelmesi ve fabrikanın Devlet-i Âliye’ye geçmesi… Nereden ne amaçla çıktığı belli olmayan, oyundaki görevinin ne olduğu anlaşılmayan fabrika müdürü Hacı Arif (Okan KAĞNICI)… Değirmenci?.. Bu arada bir yarışma lafıdır dolanıp duruyor; ama ne olduğu kimsenin tam mâlumu değil… vs. vs… Bir oyun düşünün ki konusunda aşk vurgusu yapılıyor oyunun sonunda aşıklarla ilgili gelişme yok!

Ohannes’i canlandıran Durmuş BENLİ’ye ayakta kaldığı için teşekkür ederim. Özellikle gölge oyunundaki performansı takdire şayandı. Ve seyirci ile iletişimini doğru kurup temsildeki biricik ışığı yakan Yardak rolünde Ömer Alper İZCİ’yi kutlarım.

Yazımın başında belirttiğim gibi ben hayatımda bu kadar karman çorman, alelacele oynanan bir oyun daha görmedim. Geçtiğimiz dönem gittiğim (ve nedense hâlâ yazmadığım) RADYO-YU HÜMAYUN da benzer bir düşünceden yola çıkmış; fakat ayakları yere basan, ne anlattığını bilen, nasıl anlatacağını bilen, seyirciyi güldüren eğlendiren, tutarlı bir eser ve temsil ortaya çıkmış, beğenin beğenmeyin. ZÜMRÜDÜANKA iniş çıkışlarla dolu, türü belli olmayan bir eser.

Diyecek fazla bir söz yok.

 


*Fotoğraflar Devlet Tiyatroları sitesinden alınmıştır.

Bir Cevap Yazın