ZİYARETÇİ – DEVLET TİYATROLARI TRABZON

ZİYARETÇİ… Yazan Tuncer CÜCENOĞLU… Yöneten Uğur KELEŞ…ZİYARETÇİ - AFİŞ

Devlet Tiyatroları Trabzon Bölgesi’nin temsilini Trabzon’da seyrettim. Güzel, sıcak bir sahne yapısı var. Ancak büyük yapımlar için uygun değil. Sahnede aynı anda on kişinin yer alması mümkün görünmüyor. Ziyaretçi için uygun bir sahne. Oyun Ankara’ya turneye gelirse şayet en uygun sahne Altındağ Tiyatrosu veya 75. Yıl olur gibi duruyor.

Oyunda özel isim yok: Adam, Kadın, Anne, Ziyaretçi olmak üzere dört kişi var. Bir de telefon aracılığıyla oyuna dâhil olan Ses… Adam (Ahmet UZUNER) komadadır, Kadın (Duygu DOKGÖZ) kocasının başucunda hastane nöbetindedir. Derken bir Ziyaretçi (Yavuz TOPÇUOĞLU) gelir, kendini Adam’ın eski bir arkadaşı olarak tanıtır başta. Ziyaretçi bir Azrail’dir ve Adam’ın canını almak için gelmiştir. Yeni demokratik uygulamalar, insan hakları dernekleri, sivil toplum kuruluşları vs. nedeniyle artık can almadan önce ilgilileri ikna etmesi gerekmektedir ve bu ilk denemedir. Önce 14447449281728391628-bKadın’ı ikna etmeye çalışır, derken Anne (Banu MANİOĞLU) nöbeti devraldığında Anne’yi ikna etmeye çalışır. Ses ise Kadın’ın işyerinden bir arkadaşıdır; güya Kadın için endişeleniyor dümeniyle hafiften Kadın’a asılmaktadır.

Temsile ilişkin kitapçıkta yer alan Tuncer CÜCENOĞLU’nun yazısından bir alıntıyla başlayalım:

Prof. Dr. Hülya NUTKU ziyaretçi adlı oyunumla ilgili yaptığı değerlendirme yazısında aynen şunları belirtmiş:
“Ziyaretçi kalıpları kıran fantastik yaklaşımı, buruk ve eğlendirici yanı ile yaşamı bize farklı bir kesitiyle getirir. Yazar bunu yaparken çok sevdiği kara güldürüye başvurmuştur. CÜCENOĞLU’nu Ziyaretçi’yi yazmaya iten en önemli etken, günümüzde şu ya da bu nedenle artan öldürülerin son bulması isteği, dünyada barışın sağlanmasında en önemli ölçütün insan yaşamının değerini bilmek olduğu düşüncesidir. Bu düşünceyi savunurken de kadılara ne denli ödevler düştüğünün bilincini yanılsamaya çalışmıştır. Geniş bir yelpazede analar, kadılar birleşmeli, doğuran olmanın ya da doğurgan olmanın sorumluluğunu bilen bu kadınlar yaşatmayı da becerenler olmalıdır ve bunun sağladığı ortamda ancak barış gerçekleşebilir.”
Bu kadar güzel ve bir yerinde değerlendirmeye başka ne eklenebilir ki?

ZİYARETÇİ - Duygu DOKGÖZ (Kadın), Ahmet UZUNER (Adam)Görüldüğü üzere analar, kadınlar üzerinden yola çıkılarak yüklendikleri ağır göreve vurgu yapılıyor. Hayat veren ana, hayatı kuran ana, hayata sahip çıkacak olan yine ana. Ananın tüm ölümleri, dünyayı kahreden olayları temsil eden bir Azrail ile verdiği kıyasıya mücadele…

Yukarıdaki yorumdan etkilenmiş olmalı ki yönetmen Uğur KELEŞ temsilin başında ışıklı bir perde kullanarak gölge oyunu ile yaşadığımız, tanık olduğumuz toplum olaylarını, cinayetleri, suçları perdeye yansıtıyor. Halbuki Devlet Tiyatroları sitesinde oyun bir cümleyle şöyle tanıtılmış: “Oyun; Sevdiklerimizi, kaybetmemek için her ne pahasına olursa olsun emek vermek gerektiğini anlatıyor.” Kısacası, yönetmenin uygulandığı perde oyunları sayesinde oyun biraz daha toplumcu bir içeriğe yaklaşıyor.

Aslına bakarsanız metni okumaya başladığınızda toplumcu bir mesaj ZİYARETÇİ - Duygu DOKGÖZ (Kadın), Ahmet UZUNER (Adam), Banu MANİOĞLU (Anne)almıyorsunuz. Okumaya başladığınızda, diye yazdım dikkat ederseniz; sonda zorlama da olsa anafikir zerk eden bir replik var. Oyunun başlangıcında Kadın zaaflar içerisinde, kocasının durumu karşısında neredeyse umudunu yitirmek üzere, çaresiz, dışarıdan gelen Ses’in büyüsüne kapılıp kapılmamak arasında gidip geliyor. Biz seyirciler ise ancak Azrail’in oyuna dâhil olmasıyla işin bir kara güldürü olduğunu kavrayabiliyoruz. Temsilden -nedense- çıkarılan futbol ile ilgili yorum kısımları durumun en belirgin replikleri. Temsilde bize bu duyguyu Azrail’i canlandıran Yavuz TOPÇUOĞLU fevkalade başarılı bir şekilde aktarıyor. Kadın Azrail’in gerçekliğini farkında bile değil, bir oyun olarak görüyor Ziyaretçi ile arasında geçenleri. Biraz gereksiz ve sıkıcı bir meslek bulmaca bölümü var eserde; Kadın Ziyaretçi’ye sorular sorarak onun ne işle uğraştığını -Azrail olduğunu- bulmaya çalışıyor. Öyle bir an geliyor ki Kadın neredeyse -komiklik adına- aptallığıyla Azrail’in hakkından gelecek gibi oluyor.

ZİYARETÇİ - Ahmet UZUNER (Adam), Yavuz TOPÇUOĞLU (Ziyaretçi)Anne geldiğinde durum biraz daha kimlik kazanıyor. Anne bu işlerin ustası, feleğin çemberinden geçmiş; Kadın Ziyaretçi’nin rüşvet vererek gece yarısı hastaneye girmesine şaşarken Anne bizzat kendisi de rüşvet vererek o saatte hastaneye girdiği için Ziyaretçi’nin de rüşvet verdiğini daha o söylemeden söylüyor. Kadın ile Anne arasındaki geçişi ve duruş farkını kostümde Medina YAVUZ ALVAÇ başarı ile yansıtıyor. Anne ile Kadın baştan aşağı aynı giysileri taşıyorlar. Tek farkla: Anne daha birkaç ton daha koyu bir elbise giyerken, demini almamış Kadın daha açık, daha leyla bir ton taşıyor Ve tecrübeli, demli Anne kısa sürede Ziyaretçi’de bir işler olduğunu ve hatta Azrail olduğunu anlayıveriyor. İşte o zaman başlıyor Anne ile Azrail arasındaki mücadele. Nihayetinde Anne Azrail’i def ediyor ve oğluna bir masal anlatmaya başlıyor, işte orada veriyor mesajını biraz kör göze parmak misali.

Oyundaki Ses dünyevi zevkleri temsilen bulunuyor diyebiliriz. Kadın’ın ZİYARETÇİ - Banu MANİOĞLU (Anne)toyluğu bu dünyevi zevke kapılmaya müsait görünüyor. Keza Azrail de durumun farkında olduğundan Kadın’la olan sohbetinde maddiyat üzerinden, hazlar üzerinden götürüyor konuşmasını. Tabii bu başlıklar anneye sökmüyor. Anne daha sevgi odaklı, duygu odaklı, maddiyatı bir araç olarak görüyor. Oyunda metin arasına sıkışmış ve sahnede fazla dikkat çekmeyen temel savaş burada yatıyor bence. Sahnede anne-gelin çatışması daha hakim; ama biz ona oyunun anlatmak istediğine uygun olarak kuşaklar arası çatışma diyelim.

ZİYARETÇİ - Ahmet UZUNER (Adam), Yavuz TOPÇUOĞLU (Ziyaretçi), Banu MANİOĞLU (Anne)Anne’yi canlandıran Banu MANİOĞLU seyirciyi kırıp geçiriyor. Azrail’i canlandıran Yavuz TOPÇUOĞLU ile tam bu oyuna göre bir uyum yakalamışlar. Kadın rolünde Duygu DOKGÖZ kadının açmazını ve şaşkınlığını başarıyla sahneliyor; ancak rolü kötü bir rol bence. Adam’ı canlandıran Ahmet UZUNER istenen katkıyı veremiyor. Sadece gözleriyle iletişime geçen ve çok az rolü olan bir karakter; gözlerini o azıcık sahnelerinde öyle bir kullanmalı ki seyirci kahkahalarla gülmeli; ne yazık ki UZUNER’in gözlerinden o ışığı alamıyoruz.

Küçük bir eleştiri de metni sansürleyenlere gelsin. Polis’i, sütyen’i makaslayanlar neyi başardıklarını sanıyorlar acaba?

Metin olarak çok başarılı bulmasam da sahnelemeyle seyirciyi keyiflendiriyor. Ankara’ya gelse de gitseniz…


*Fotoğraflar Devlet Tiyatroları sitesinden alınmıştır.

Bir Cevap Yazın