YUSUF İLE ZÜLEYHA… Daha yusuf ile züleyha afişen başından, isimden çıkaracağımız sonuç bunun bir aşk öyküsü olduğu; Tahir ile Zühre gibi, Kerem ile Aslı gibi, Server ile İsmail gibi… Yusuf ile Züleyha operası… yani Hz. Yusuf operası değil. Dolayısıyla operayı Kur’an-ı Kerim’deki Yusuf Sûresi’ne bakarak değerlendirmemek gerekiyor. Zirâ kıssaya uymayan birçok bölüm var. Anlatımda kullanılmamış bölümlerin yanısıra kıssadaki anlatımla ters düşen bölümler de var; yönetmen bu şekilde yorumlamak istemiş.

Ben oyunun akışına göre izlenimlerimi yazmaya çalışacağım:

yusuf ile züleyha-1Öncelikle Yusuf ile Züleyha operasını beğendiğimi söyleyeyim. (Yerli bir opera olarak Ali Baba ve Kırk Haramiler’den sonra ilaç gibi geldi.) Bazı melodiler dilime takıldı bile. Operanın sistemini, literatürünü bilmem ama rockçı ağzıyla söylemek gerekirse kimi riff’ler (leitmotiv) fasılalarla tekrar ediliyor ve her riff’in (leitmotiv’in) kendi anlatımına sahip olduğu bir kimlik var. Örneğin büyük ağabeyin gerilimli sahnelerinde, konuşmalarında duyduğumuz hızlı ve sert geçiş (artık o hızlı ve sert geçişin müzisyen dilindeki adı neyse) Yusuf ile ailesinin karşılaştığı sahnede tekrarlanıyor ki o noktada hemen size ağabeyinin gerilimini, kıskançlığını çağrıştırıyor. Büyük ağabeyi oynayan Emre ULUOCAK’ı Don Giovanni’de, Macbeth’te ve hattâ -neden gösterimden kaldırıldığını anlayamadığım- Tosca’da yardımcı rollerden hatırlıyoruz. (Hatırlıyoruz, değil mi?) Yusuf’u kıskanan kardeşlerin en büyüğü ve bir anlamda elebaşı’nı canlandırıyor. Ve biraz yalnız kalıyor gibi geldi bana; çünkü Yusuf’u kıskandığını belli eden rolü bir tek o oynuyor, diğer kardeşlerin pek umurunda değil sanki. İyi oynuyor ki Yusuf’un kıskanıldığını anlayıveriyoruz.

Uvertür çok güzel. Başlarda ‘rahman’ kelimesinin ‘çok acıyan’ olarak yusuf ile züleyha-5kullanılması biraz garip geliyor, yavaş yavaş alışıyorsunuz. Yakup’u canlandıran Tuncay DOĞU (ve önceki temsilde seyrettiğim Bülent ATEŞOĞLU) kostüm ve makyaj başarısıyla Hz. Yakup olma yolundalar. Böyle bir görüntü seyircinin hoşuna gidiyor, daha ilk sahnede sahneye hâkim bir hakim görmek, aklı başında birinin olduğunu hissetmek güven ve işlerin yoluna gireceği duygusunu veriyor. Ancak belirtmeden geçemeyeceğim temsilin sonundaki “Neden geldim?” tekrarı seyirci tarafından biraz uzun bulunuyor. Aynı sahnede sadece benim oturduğum en ön sırada üç kişi saatine baktı. Genel tespitim şu: Seyirciler temsillerin başında rahatça dinleyebilecekleri tekrarları temsillerin sonlarına doğru çekilmez, tahammülü zor buluyorlar ve bir an önce sonuca ulaşmak istiyorlar.

yusuf ile züleyha-12Tipik bir uygulama: Koronun sesi hoparlörden geliyor ve sanırım hoparlörden geldiği anlaşılmasın diye ses kısıldığı için duyulmuyor bile. Eğer ben yanılıyorsam ve ses sahne arkasından geliyorduysa (ki yanımdakilere sordum onlar da hoparlörden geldiğini söylediler) hiç etkili olmuyor. Şu işe bir çözüm bulunsun artık. Ben olsam koroyu ikişer metre arayla koltukların, seyircinin yanına dizerim. (Şaka şaka! Dizmem.)

Kardeşlerin Yusuf’u yanlarında oynamaya götürdükleri sahnede Yusuf ağabeyleriyle gitmek istiyor, Yakup tereddütte, Yusuf ise kardeşleriyle birlikte gitmek için ısrar ediyor; ama gidecekken dönüp babasına sarılıyor gitmek istemiyor gibi, kardeşleri çekip alıyorlar. Sahne biraz garip oluyor, ‘İstiyor mu, istemiyor mu?’ diye soruyorsunuz, yani ‘kardeşleriyle gitmek istiyor; ama aklı da babasında’ gibi bir görüntü yok, resmen kaçırıyorlar. Tutarlılık açısından sağlıklı bir sahne olmuyor.

Yusuf’un kuyuya atıldığı sahnede ilk kez duyduğumuz ana tema müzik yusuf ile züleyha-2gerçekten harikulade. Oyun süresince ara ara tekrarlandığında daha bir keyifli oluyor. Hele bir fagot versiyonu var ki doyum olmuyor. Sırf o fagotu dinlemek için tekrar gideceğim. (Bu sezonu tamamladı sanırım, umarım seneye yine sahnelenir.)

Hiç mi hiç sevmediğim bir uygulama, tiyatro yazılarımda da yazıyorum: Ciddi olması gereken bir anlatımın içine güldürü sıkıştırma çabası. Kervan Yusuf’un atıldığı kuyunun başına geldiğinde Kervanbaşı’nın sahnesinin o derece uzun tutulması çok anlamsız. Kervanbaşı Gürhan GÜRGEN boylu poslu, yakışıklı ve sesi de tok biri olduğundan seyirci beğeniyor, ben de beğendim, sahneye yakışıyor; ama insanları eğlendirmek için koyulmuş bir bölüme Yusuf ile Züleyha operasında gerek var mı acaba? Kısaltılabilir ya da anlamlandırılabilir. Saraydan Kız Kaçırma ve Don Giovanni gibi operalara yakışıyor; ama Yusuf ile Züleyha’da olmasa daha iyi bence. (Misal, Saraydan Kız Kaçırma’da Osman’ı canlandıran Tuncay KURTOĞLU’nun uzun havasını dinlemelisiniz, alkışın kralını alıyor.)

yusuf ile züleyha-7Kuyubaşındaki kervan sahnesinde rakkaselerin dansı, Yusuf’un rüyasının dansçılar tarafından canlandırılması ve sarayda Firavun’un rüyasının canlandırılması zevkli seçimler bence. Temsile farklı bir hava veriyor, düz bir metin olmaktan çıkarıyor gibi.

Bence libretto’da ciddi sorunlar var. Dönemin diline uygun hiçbir çağrışım yok, aynı kelime haznesini ‘büyük şehirde yaşayan bir kadının başından geçen maceralar’ konulu bir operada da kullanabilirsiniz. En basitinden ‘güzel’ kelimesini karşılayacak o döneme ait (değilse bile bizde o dönemi yaşatabilecek), daha arkaik kelimeler var. Misal, cemal=yüz güzelliği, latif=yumuşak güzellik, nurlu= yüzü aydınlık, güzel olan vs. Böyle bir eserde bir kez bile ‘ihsan, hikmet’ kelimeleri geçmez mi! Şuna ne buyurulur: Kervanbaşı “Bu güzel oğlanı Mısır Aziz’ine satacağım. Çok para yapacağım.” diyor. ‘Para yapmak’ ne! Sanayi sitesi ustası gibi, öyle Türkçe mi olur! Ayrıca halkın/koronun “Çok açız, muhtacız.” ile başlayan yakarışları ciddi biçimde sıkıntılı, müzikle uyumlu bir söz yazılması şart, kulak tırmalıyor. Eserin librettosunu beğenmedim; Neziha Araz yazmış.

Kuyu sahnesinin aynayla yansıtılmasını yorumsuz geçiyorum; ancak yusuf ile züleyha-6Yakup’un çocuklarının değnekleriyle hüzün evi’ne kapanması manidar bir sahne, üstelik kardeşleri simgeleyen o şeffaf değnekler üzerinden ışık oyunu da harika bir sahne yaratıyor bence. Bir de zindan sahnesindeki yarım kadın yüzü figürü çok iyi tamamlayıcı olmuş. Sahneden bahsetmişken (büyük harflerle yazmıyorum; ama siz büyük harflerle okuyun) dev gibi portakalları cırt cırtla masaya sabitlemeyin lütfen; çünkü portakalları almak isteyen kadınlar çektiklerinde ‘cırt’ diye ses çıkıyor ve neredeyse bütün salon kıkırdıyor. Keşke o sahne bir kâse portakal ile renklendirilse, daha estetik olur.

En güzel yorumlardan biri Yusuf ile Züleyha’nın kadınlar gittikten sonra baş başa kaldıklarında söyledikleri düet. Olağanüstü keyifli; ama müzik ara vermeden diğer sahneye geçtiğinde hak ettiği alkışı alamıyor. Ben orkestra şefi Prof. Winfried MÜLLER’in yerinde olsam (ki olamam) o en coşkulu anda sözün bitmesiyle müziği keser ve alkıştan sonra aynı yerden hiç kesmemiş gibi devam ederim; çünkü müthiş alkış isteyen bir sahne, yazık oluyor.

yusuf ile züleyha-10Düet dedim de aklıma geldi, Yusuf’u canlandıran Aykut ÇINAR’ı oyunun başından beri beğenmişken zindanda yalnız kaldığı sahnede, “Ey yüce tanrım, beni kurtar!” aryasında nazarım değmeseydi iyiydi. Ve tabii ki Züleyha’yı canlandıran Donna Anna (O kim?)… Seda ARICI. Sahnelerimizdeki tek fit; rejim, diyet, kür gibi uygulamalara ihtiyacı olmayan sÖprano. Beğeniyorum, yakışıyor. (Ve siyah saçla daha çok yakışıyor.)*

Züleyha’nın çöle sürüldüğü sahneye takıldım biraz. Kıssa’da böyle geçmemesi bir yana ben hiçbir râvide de böyle bir anlatıma rastlamadım. Mısır Aziz’i Yusuf’u karısı Züleyha ile yakalıyor, kim suçlu kim suçsuz belli oluyor ve Yusuf zindana, Züleyha çöle sürülüyor. Şimdi buna yönetmen yorumu diyeceğim; ama bu sefer en önemli unsur olan Yusuf’un suçsuzluğunun şahitlerle ispatı atlanmış oluyor ve Yusuf toplum gözünde aklanmadan, sırf rüyayı yorumlayabildi diye halkın, Firavun’un takdirini kazanmış oluyor. Kıssa’ya tamamen ters bir yorum olmuş; ama işte yönetmen öyle dediyse öyle, oturup izliyoruz. Kurgu gereği Yusuf Züleyha’nın düştüğü durumdan kendini sorumlu tutuyor, vicdan azabı çekiyor.

Dekor değişimi için iki kez sahne kapanıyor ve müzik o esnada susuyor. yusuf ile züleyha-11Kötü bir durum. Salon fısır fısır konuşmaya başlıyor, cep telefonunu çıkarıp saate bakanlardan tutun da mesaj yazanına kadar artık ve orkestra bekliyor. Bu bölümün kesinlikle müzikle yamanması gerekiyor bence; sesizlik hiç hoş olmuyor çünkü.

Netice itibariyle özellikle riff’lerini -rockçı ağzıyla- çok beğendiğim ve keyif aldığım bir temsil oldu. Tekrar giderim. Size de tavsiye ederim. Bu arada Kur’an-ı Kerim’den Yusuf Sûresi‘ni okumanızı da tavsiye ederim.

 


 *Fotoğraflara bakıp ‘İki Züleyha var.’ demeyin; operada çoğu role iki kişi hazırlanıyor ve dönüşümlü olarak sahneye çıkıyorlar.
**Foroğraflar için kaynak: Devlet Opera ve Balesi
Bu yazının kategorisi OPERA.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website