YASTIK ADAM… İzninizle bu kez teknik kadroyu yazarak başlayacağım; çünkü harika yastık adam afişbir oyun seyrettim.

Yazan: Martin McDONAGH. Çeviren: Yusuf ERADAM. Yöneten: İlham YAZAR. Dekor tasarım: Zeki SARAYOĞLU. Giysi tasarım: Funda CEBİ. Işık tasarım: Zeynel IŞIK. Asistan: Büşra İlay TİRYAKİ.

Yastık Adam bir öykü yazarının öykülerinden yola çıkıyor anlatıma. Öyküler şiddet dolu. Öykülerde bilinmeyenler ve öykülerde çocuklar var. Öyküler garip sonlanıyor.

Sorgu sahnesiyle açılıyor oyun. Seyirci daha koltuklarına yerleşirken sahnede gözleri bağlı bir adam, sorgu odasında, uyduruk bir sandalyede oturuyor. Sorgu odası: Üç sandalye, bir masa, bir küçük evrak dolabı. Biz bunları inceleyip -kutu dekor kullanılmamasına rağmen- sahnenin ne kadar bir sorgu odasına benzediğini düşünürken fonda gerilimin ipucunu veren bir müzik duyuluyor. (Dekor hem o genişliği verip hem nasıl oyunu bir odakta toplayabilmiş hâlâ çözebilmiş değilim.) Sahne arkasına yerleştirilmiş uzun panellerde oyunda göreceğimiz, duyacağımız kimi kavramlar ve isimler akıyor. Bir anlamda bizim karşı karşıya kalacağımız çözüm arayışı burada ilk ipuçlarını veriyor; çünkü ister istemez akıp giden yazılarda neler olduğunu yakalamaya ve aklımızca oyun hakkında ön bilgi sahibi olmaya çalışıyoruz. Aslına bakarsanız tüm bu ön hazırlıklara bir de seyircinin salona yerleşirken çıkardığı sesler eklenince salonda oyun öncesi harika bir atmosfer oluyor.

yastık adam -2Oyun başlıyor. Sisler arasından deneyimli polis Tupolski (Mesut TURAN) ve yardımcısı Ariel (Tolga TEKİN) çıkıyorlar. Sahnede gözleri bağlı bekleyen Katuryan’ı (Murat ÇİDAMLI) sorgulayacaklar. Anında sizi içine çeken ve gerilimi hissedeceğiniz harika bir sorgunun ortasında buluyorsunuz kendinizi. Polislerin iyi polis kötü polisi oynamaları, alaycılıkları, kızgınlıkları, saçmalamaları… Öyküleri yazan Katuryan’ın ve akli dengesi bozuk kardeşi Michal’in (Buğra KOÇTEPE) sorgulanma ve infaz yöntemlerinden anlıyoruz ki oyunun geçtiği ülke demokratik bir yönetim biçimiyle yönetilmiyor, bir polis devleti sanki.

Oyun ilerledikçe hemen bir taraf tuttuğumuzu; yastık adam -6ama hemen de yanılabileceğimizi anlıyoruz. Bir Katuryan’a hak veriyoruz, bir genç polis Ariel’e; bir akli dengesi bozuk kardeş Michal’e acıyoruz, bir geçmişindeki acısını içine atmış polis Tupolski’ye. Kimin, neyin arkasından nasıl bir sonuca ulaşacağımız tam bir bilenmeze dönmeye başlıyor. Oyundaki temel unsur olan şiddet ilginç biçimde el değiştiriyor; şiddete sebep olduğu gerekçesiyle içeriye alınan Katuryan şiddet mağduru durumuna düşüyor. Daha vahimi şiddetin doğrudan ya da dolaylı biçimde herkesin geçmişinde var olduğunu fark ediyoruz. Ve daha da vahimi oyundaki herkes fiziki şiddet değilse bile birbirine psikolojik şiddet uyguluyor, üstelik büyük bir hazla. O halde biz de şiddete sebep olan unsurları değerlendirirken nereye varabileceğimizi sorgulamaya başlıyoruz. Kimler ne kadar sorumlu? Bir yazar yazdıklarıyla davet ettiği şiddetten ne kadar sorumlu? Bir televizyoncu, bir yönetmen ve hattâ biz ne kadar sorumluyuz? Ya bizim şiddetimizin arkasında kimler var? Ne tür suçlar?

yastık adam -5Oyun adını sorgulanan yazar Katuryan’ın yazdığı Yastık Adam adlı öyküden alıyor. Oyun içerisinde bazı öyküler anlatılıyor ve işin güzel yanı bu öyküleri oyun kitapçığında bulabiliyoruz. Yastık Adam öyküsünün en kısa özeti şöyle olabilir: Her yeri yastıktan teşekkül Yastık Adam çektiği acılardan dolayı kendini öldürmek isteyen insanlara yaklaşıyor ve onlarla zamanda yolculuğa çıkıp zamanı geriye sarıyor. Ve çocukluklarına döndüklerinde nasıl bir ölümün beklediğinden haberdar olduğu için onları daha tüm acıları çekmeden doğal yollarla ölmeye ikna ediyor. Bunca yük Yastık Adam’ı çok yoruyor elbette ve bir gün nihayet herkese çare olmak yerine kendine çare olmayı seçiyor. (Yorumu size bırakıyorum. Kitapçıktaki öykünün üslubu kaydadeğer değil; ancak öz güzel.)

Oyunun ‘kara komedi’ diye sınıflandırılmasına katılmıyorum. Oyun bildiğimiz GERİLİM. yastık adam -1Kara komedi unsurlarını taşıyan mizahi eleştiriye pek uygun yorumlarda bulunamadım. Seyirci kimi yerlerde gülüyor, doğru, ama o durumun kara komedisinden ötürü değil o anlık espriye gülüyor. Misal: Katuryan sorgu sırasında ifadesini yazarken polisin yaklaştığını görünce gayri ihtiyari kâğıdı saklıyor gövdesiyle ve Ariel “Ne o lan, kendini sınavda mı sandın!” diye azarlıyor. Seyirci buna gülüyor. Aslında komik; ama seyirci böyle gerilimli bir oyunu izlerken buna nasıl gülebiliyor ona epey şaşıyorum. Ve bu misalde aktarmaya çalıştığım üzere bu kesinlikle ‘kara komedi’ demek değildir. Oyunun anlatımında kara komedi unsurları olduğu kanısında değilim. Akış da o algıya müsaade etmiyor bence.

yastık adam -7Oyunculara gelince… Bir bütün olarak kesinlikle sezonun en iyi kadrosu olduğunu iddia edebileceğim bir kadro. Oyuncuların ses kalitesinden tutun, sahneye yansıttıkları karakterleri birebir yaşatmalarına kadar tam bir şölen. Özellikle Tupolski’yi canlandıran Mesut TURAN’a kocaman bir alkış. Ayrıca Ariel’i canlandıran Tolga TEKİN’in 2010-2011 Baykal Saran Tiyatro Ödülü’nü aldığını ve Katuryan’ı canlandıran Murat ÇİDAMLI’nın Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu Ödülü’nü belirtmekte fayda var. Akli dengesi bozuk kardeşi canlandıran Buğra KOÇTEPE ise en az görünen oyuncu olmasına rağmen müthiş oyunuyla seyircinin gönlünü fethetmesini biliyor.

İnanın oyun süresince oyundan kopamadım, hattâ oyun izlediğimi unuttum desem yeridir. Muhakkak ve muhakkak izlenmesi gereken bir eser. Başından sonuna kadar emeği geçen herkesi kutluyorum.

Sonsöz: Kaçırmayın bu oyunu. 10 üzerinden 10.

 


 * Fotoğraflar Devlet Tiyatroları sitesinden.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website