WINDSOR’UN ŞEN KADINLARI – DEVLET TİYATROLARI ANTALYA 🎭 🎭 🎭 🎭

WINDSOR’UN ŞEN KADINLARI… Yazan William SHAKESPEARE… Yöneten Nesimi KAYGUSUZ…

Ders niteliğinde bir temsil. Başta yönetmen Nesimi KAYGUSUZ ve büyük oyunuyla Selim BAYRAKTAR olmak üzere tüm ekibi kutluyorum. Tekrar tekrar seyretseniz sıkılmayacağınız bir güldürü sahneliyor Antalya oyuncuları, oyun adeta akıyor. Bu başarı kuşkusuz, birebir oynansa çok yavan ve az komik kalacak oyunu müthiş bir kurguyla günümüze çekmeyi başarmış yönetmen Nesimi KAYGUSUZ’a ait. Oyuncular da bayılmışlar KAYGUSUZ’un yorumuna ki herkesin içinde olduğu bir çalışma çıkmış ortaya.

İzmir’in sahnelediği HASTALIK HASTASI temsili için yazdığım yorumdan bir bölümü buraya aynen aktarıyorum:

…ben Moliére’in döneminin bittiği kansındayım, günümüze uygun olduğunu düşünmüyorum.  Bunun temelinde komedi yazıyor olması yatıyor. Komedi, espri, mizah, şaka vs. akla, zekâya hitap eder; şayet bugün 400 yıl önce yazılmış komedilere gülüyorsak bu işte bir sıkıntı var demektir, düşünce biçimimiz 400 yıl öncesiyle aynı demektir. Ele alınan konular değişmemiş, evrensel konular olabilir (aşk, kıskançlık, cimrilik, ihanet, yalan, sahtekârlık vs.); ama üslup ve algı çok değişti, o dönem algısındaki komedi ile bu temaları anlatmak mümkün değil. Günün zekâsı çok ileride ve bu ileri zekâ daha farklı, daha zengin bir üsluba, yönetmenliğe, rejiye gülebilir ancak.
Shakespeare neden hâlâ çok beğeniliyor; çünkü trajedi yazmış. Trajedilerde durum farklı. Trajedi aklımıza değil, duygularımıza hitap eder. Duygular değişmez; ama akıl değişir, ilerler. Bin yıl önce de cinayet felaketti, hâlâ felaket. Beş bin yıl önce de ihanete uğramak çok acıydı, hâlâ çok acı. On bin yıl önce de fareden tiksinirdik, hâlâ tiksiniyoruz. Ama HASTALIK HASTASI’nda Argan’ın hizmetçisi Toinette’e ettiği hakaretlere, küfürlere dört yüz yıl önce güldüğü gibi gülmüyor insanlık. Ya da inatlaşmalı atışmalar ancak vodvillerde kaldı.
Shakespeare komedileri de aman aman günümüze uygun sayılmaz bence, komedilerde Shakespeare’i kurtaran kaleminin gücüdür; kalemindeki zenginlik ve kalite yönetmenlerin elini kolaylaştırıyor, olay örgüsü değil. Mesela WINDSOR’UN ŞEN KADINLARI Devlet Tiyatroları Antalya şubesi elinde adeta parlamış, gürül gürül bir oyun ortaya çıkmış. Konusuna baksanız matah bir konu değil; ama reji oyunu öyle bir sahnelemiş ki bir saniye bile temsilden kopamıyorsunuz.

İşte yönetmen başarısı böyle bir sonuç çıkarıyor ortaya.

Konusu gayet vodvil aslında: Sir John Falstaff’ın yolu Windsor kasabasına düşer. Parasız pulsuz kalmış Falstaff yanında çalışanları bile işten çıkarmak zorunda kalır. Tombulca, sempatik, neşe dolu ve yakışıklı Falstaff’a göre akla en yatkın plan kasabanın zengin kadınlarını tavlamaktır. Kasaba insanının gözü pek açık değildir, Falstaff için kolay lokma olacaklardır. Hemen kolları sıyırır; ancak işler çok da istediği biçimde gelişmez. Kasaba erkekleri dünyadan habersiz kendi dünyalarında yaşarken Windsor’un kadınları Falstaff’ı maymuna çevireceklerdir.

Sahnelemeyi seyirciyi içine çekerek ve bir güldürü sahnelendiğini açık açık göstererek gerçekleştirmiş KAYGUSUZ. Sahne gerisindeki banklarda sırasını bekleyen, birbirlerine şaka yollu takılan oyuncular seyircinin algısını diri tutuyor, her an beklenmedik bir yerden espri çıkabilir bir durum. Seyircinin buna hazır olması oyuncunun elini rahatlatıyor; çünkü artık seyirci zaman ve mekandan bağımsız sadece gülmeye odaklanmış, her türlü absürt duruma hazır halde seyrediyor temsili; dekor devrilse gülecek! (Nitekim gittiğim gösterimde yanlışlıkla dekora sert biçimde çarpan oyuncu bütün salonu kahkahaya boğdu ve gayet profesyonelce tamamladı hareketini. –Ya da çok güzel bir kurguydu, bana yutturdular!) Kurgu zaman ve mekândan bağımsız bir algı yaratmasına rağmen kostümün klasik seçilmesi dönem tadından da mahrum bırakmıyor bizi. Oyuncuların zaman zaman ağdalı, zaman zaman günümüz dilinden konuşmaları meydan okuma gibi sanki: “İstersek bu oyunu klasik Shakespeare oynarız, istersek halk tiyatrosu!”

Ben yönetmenin esere sahne ekleyip çıkarmasına karşıyımdır, özellikle dramlardaki ekstralar beni rahatsız eder; ama eski komedilerde eser üstünde dans elzem görünüyor. WINDSOR’UN ŞEN KADINLARI’nda KAYGUSUZ’un oyuna kattığı mikrofon sahnesini beğenmeyen yoktur sanırım; Falstaff’ı canlandıran Selim BAYRAKTAR’ın müthiş yorumuyla daha da keyifli oluyor. Başarıları için oyuncuları tek tekl sıralamak istemiyorum, herkesi kutluyorum; fotoğraflarda kim kimdir görebilirsiniz.

Belki en önemli ayrıntı sona kaldı: WINDSOR’UN ŞEN KADINLARI’nda kadın oyuncu yok. Tıpkı Shakespeare dönemindeki gibi bütün kadın rollerini erkekler canlandırıyor. Az buz değil, dört kadın var. Ve muhteşemler!

Kısmet olur da vakit bulursam Falstaff karakteri üzerine ayrıca bir inceleme yazmayı planlıyorum. Artık devam karakter niteliğine mi yönelirim, cinsellik yoğun esprileri üzerinden mi giderim bilemiyorum; belki okudukça şekillenir.

WINDSOR’UN ŞEN KADINLARI’nı kaçırmayın! Tekrar tekrar gidin! İyi seyirler.


*Fotoğraflar Devlet Tiyatroları sitesinden alınmıştır.

Bir Cevap Yazın