VENEDİK TACİRİ… William SHAKESPEARE…venedik taciri-afiş

Son yılların moda değimi ile ‘ötekileştirme’yi anlatıyor. (En azından biz günümüzde bu bakışla yorumluyoruz.)

Konuyu kısaca özetlemek gerekirse: Shylock (Tamer LEVENT) tüm Yahudiler’e görülen haksız muameleye maruz kalan bir Yahudi tefecidir. Venedik’te ne kadar itilip kakıldıysa, ne kadar yüzüne tükürüldüyse, ne kadar aşağılandıysa içine atmıştır. Gün olur devran döner, keser döner sap döner. Yıllarca içinde birike birike dağ olmuş kininin intikamını alma fırsatı gelir Shylock’un ayağına. Antonio (Tolga TECER) kendisinden aşkı Belmont Ladysi Portia’yı (Dilek BOZKURT) elde edebilmek uğruna borç isteyen dostu Bassanio (Erdinç DOĞAN) için, hiç nakit parası olmamasına rağmen yoldaki gemilerinin getirilerine güvenerek, Shylock’tan borç almak zorunda kalır. [Yazımda Antonio ile Bassanio arasındaki eşcinsel ilişkiye değinmeyeceğim.] Shylock bu, Yahudi tefeci, faizsiz iş  venedik taciri-8yapar mı? Antonio prensip olarak faizsiz iş yapıyor oysa. O kadar ki Shylock’un potansiyel müşterileri bile Antonio’ya gidiyorlar sırf faizsiz borç verdiği için. Shylock da dostluk(!) hatırına hiç faiz istemeden, ancak vadesi dolarsa Antonio’nın bedeninden yarım librecik* et kesme hakkını elinde tutarak borç para vermeyi kabul eder. Shylcock’a göre, altı üstü yarım librecik et kesecek Antonio’dan, şakacıktan konmuş bir madde. Kabul edilir anlaşma. Ancak Antonio’nun gemileri zamanında limana ulaşamaz ve Shylock tutturur da tutturur “Ben senedimde yazanı isterim.” diye, yani kafaya koymuş kesecek Antonio’nun kalbinin kenarından yarım libre etini. (Gerisini anlatmıyorum.)

Bir kenara itilmenin, horlanmanın nasıl bir öteki yarattığını görüyoruz. Öteki’nin kinini, nefretini, intikam duygusunu nasıl beslediğini ve fırsatını nasıl kolladığını görüyoruz. Ve buradan yola çıkarak en basit örneğini günümüze uyarlamamız mümkün oluyor. Yıllarca itilmiş, hor görülmüş ‘tutucu’ kesim şimdi intikamını almakta. Shylock nasıl bir insanın etinden et almakta diretecek kadar gaddar olabiliyorsa, bugünkü AKP iktidarı da Tayyip ERDOĞAN önderliğinde aynı şekilde ‘diğerleri’nin her türlü değerlerine saldırmakta, adeta acıtmak için elinden geleni yaparak bundan büyük keyif almakta ve kukla bir basınla elini kolunu bağladığı mağdurların sesini kesmekte… çünkü geçmişte onlar horlandı.

Her ne kadar oyun için Yahudi karşıtlığının olmadığı, özde başka mesajların venedik taciri-2olduğu söylense de, Shakespeare’in hiç Yahudi tanımadığı, Yahudiler hakkında fazla bir bilgisi olmadığı yazılsa da… hikâye. Mesela biz Türkler’den bir oyunda bu kadar küçük düşürücü bahsedilse köpürürüz, o oyunu sahneletmeyiz, olay çıkartırız.** Shylock’un uşağı Launcelot’un (Şevki ÇEPA) onu şeytan ile özdeşleştirmesi; Shylock’un para için her şeyi yapabilecek olması, hattâ kendisinden para çalan kızı Jessica’nın (Hicran YAVUZ) ölümünü istemesi -tabii çaldığı paraları getirmesi şartıyla-; çirkin bir kin ve intikam duygusu olması vs. Genel çerçevede bakıldığında faizle para kazanan kötü bir adamın düştüğü zavallı, traji-komik bir durum var ortada. Biz bu durumu günümüze göre yorumladığımızda farklı sonuçlara varıyoruz.

Shakespeare oyunlarında genellikle bol sahne ve sahne geçişi olduğundan dekorların sahnenin üstüne döşenen raylardan kaydırılarak değiştirilmesi bence çok güzeldi ve akıllıcaydı. Hem akış kesilmiyor hem de dekorcular dönemde kullanılan maskelerle dolaştıklarından Venedik sokaklarında dolaşan insanlar gibi bir hava katıyorlar.

Oyun hızlı bir müzikle ve Yahudiler’in Venedik’te gördükleri kötü muamelelerin kısa bir yansımasıyla başlıyor. Ardından Antonio ve dostlarının sohbetleri. İşte ilk eleştirim burada: Antonio metne göre değil yönetmenin yorumuna göre alakasız bir bölümden başlıyor konuşmaya. Alakasız diyorum; çünkü Shakespeare’in metnine göre Antonio olayların gideceği yönü, başına gelecek tarifi zor belayı hisseder gibidir:

“Neden bilmem, bir sıkıntı var içimde. Artık bıkkınlık geldi, sizi de bıktırdı dediğinize göre. İyi de bu duygu nereden bulaştı bana, nereden buldum, nereden sahiplendim ona? Ne anlama geliyor, nereden çıktı, bilmiyorum, bu sersemce sıkıntı öylesine kavramış ki beni kendimi tanıyamaz oluyorum neredeyse.”

İşte bu cümlelerle Antonio bilmediği olayları daha oyunun başında haber verir adeta. Ama biz açılışı şöyle izledik:

“Benim için hayat neyse odur. Hayat herkesin belli bir rol oynadığı sahnedir, benimki de somurtkan adam rolü.”

venedik taciri-10Açılışla birlikte ilk perde süresince oyunda türü tam oturmamış havası var. Tempo düşük. İkinci perdede traji-komik durum oturuyor; ancak seyirci ilk perdenin donukluğu nedeniyle gülebileceği birçok yerde gülemiyor bile, gülmeye çekiniyor. Oysa baştan itibaren komik unsurlara ağırlık verilse, ikinci perde kahkaha tufanı şeklinde geçebilir. İlk perdede kurgunun altyapısı farklı ve bağımsız sahnelerle hazırlandığından birbirinden kopuk (gibi görünen) sahneleri seyircinin birleştirmesi gerekiyor. Oyunu bilmeyen, eseri okumamış biri için bunun çok kolay olduğunu sanmıyorum. Kaldı ki bence oyunun traji-komik yönündeki en önemli hikâyelerden birini Launcelot (Şevki ÇEPA) sahneye koyarken buradaki kurgunun tam anlaşılamadığına eminim. (Biraz iddialı olacak ama; yönetmenin bile bu kısmı çok umursadığını sanmıyorum.)

Sahne şöyle: Launcelot, Yahudi tefeci Shylock’un yanında çalışmaktadır, ancak venedik taciri-4Shylock’u sevmemektedir. Nihayet Shylock’un yanından ayrılıp Bassanio’nun hizmetine girer. Burada bize Bassanio’nun yapısıyla ilgili bir ipucu vardır; çünkü Bassanio iş isteyen Launcelot’a “Efendin Shylock bugün benimle konuşurken seni tavsiye etti.” der. Oysa Shylock’un sözü şöyledir: “…Bir de dikkatsiz bir sersemin kaygılandırıcı korumasına bıraktığım evime bakayım.” Shylock uşağı kötülemiştir. Bassanio dikkatsizdir, uçarıdır; Shylock’un aslında ne dediğini hatırlamamaktadır bile. Shylock Launcelot’un ayrılacağını ve Bassanio ile çalışacağını öğrenince önce kızar; ama düşününce sevinir; çünkü bu beceriksiz ve savurgan uşak onlara verdiği borç paranın savrulmasına, çar çur olmasına yarayacaktır. Öyle mi olur? Hayır. Tam tersine, Shylock’un kötü umutlarla yolladığı uşak Launcelot,  Bassanio’nun arkadaşı Lorenzo’nun (Cebrail ESEN) mektubunu Shylock’un kızı Jessica’ya (Hicran YAVUZ) götürerek, aracılık ederek Jessica’nın Shylock’a ait bütün paraları alıp Lorenzo’ya kaçmasına yardımcı olur. Yani paralarını çar çur etsin diye yollanan Launcelot tam tersine Shylock’un kızı Jessica’nın tüm parayı kaçırmasına yardımcı olur. Ancak oyunu seyredenlerin bu komediyi fark ettiklerini sanmıyorum.

venedik taciri-6Bazı sahnelerin yeri değişmiş. Sahne kaydırmalarını anlayabiliyorum; bir sahne öne bir sahne arkaya kayabilir anlatımı rahatlatmak için; ama oyun süresince metinde ciddi değişiklikler yapıldığını fark ettim. Öyle ki bazı tiratlar baştan yazılmış neredeyse. Oyunun akışını, içeriği etkilemiyor; ama anlatım Shakespeare’in anlatımı, Shakespeare’in kalemi olmaktan çıkıyor. Bu derece klasik bir yazara ve esere bu kadar müdahale edilebilir mi acaba? Bence yorum katmanın çok ötesinde değişiklikler. Hiç gerek yok ki! Daha önce yazdığım Tek Kişilik Şehir’de de oyun metninde ciddi değişiklikler vardı; ancak o oyun bu değişiklikleri kaldırabilir, hatta gündeme göre uyarlama ekleme bile yapılabilir… ama Shakespeare’de tiratlar değişiyorsa?

Bizde tartışılan bir konu var. Shylock eti keserken kan dökmeli mi, dökebilir mi, kan dökme hakkı var mı? Eti kesecekse kanı dökeceği kesin, bunun sözleşmeye yazılmasına gerek yok aslında. Shylock’un bu noktadan köşeye sıkıştırılması mantıksız görülüyor. Ama Shakespeare bunu düşünmez mi! Düşünmüş elbette. Avukat kılığındaki Portia (Dilek BOZKURT) ile Shylock’un konuşması şöyle:

Portia: Kan kaybından ölmesin diye yarayı sarması için kendi hesabına bir de cerrah tutman gerekiyor Shylock.
Shylock: Bu anlaşmada belirtilmiş mi?
Portia: Bu şekilde belirtilmemiş, ama ne olmuş yani? İnsanlık açısından yapman iyi bir şey olur.
Shylock: Bulamıyorum; senette böyle bir şey yok.

İşte bu konuşmayı delil olarak kullanıp kan dökemeyeceği; çünkü bunun da sözleşmede yazmadığı savına tutunabiliyoruz. Portia kullanacağı tezin zeminini önceden hazırlıyor.

Oyunculara değinecek olursak Shylock’u canlandıran Tamer LEVENT oyundaki tek venedik taciri-11karakter diyebilirim. Rolü gerçekten benimsemiş ve role bürünmüş. “On beş günde ödemezse yarım libre etini keseceğim. şarkısı ve dansı tipik bir kişilik tezahürü, harika. Tamet LEVENT dışında bu derece rolüne sahip çıkmayı başarmış Launcelot’la Şevki ÇEPA’yı ve Jessica rolü ile Hicran YAVUZ’u sayabilirim. Hicran YAVUZ çok parıltılı geldi bana, gerçekten farklı bir ışık taşıyor sanki. Belmont Ladysi Portia’yı (Dilek BOZKURT) ve nedimesi Nerissa’yı (Seda OKSAL) beğenmedim. Hiç taşıdıkları sıfatlara uygun bir tavır içinde değiller. Çok kaba, avam bir görüntü var. Üstelik Portia’yı daha genç biri canlandırmalıydı bence ve o yaşa yakın bir nedime gerektiğinden Nerissa da gençleşmeliydi. Fas Prensi’ni canlandıran Hüseyin BAYLAN ve Aragon Prensi’ni canlandıran Ali BÜYÜKKARTAL rollerini komediye uygun, tatlı bir şımarıklıkla oynuyorlar, seyircinin beğenisini kazanıyorlar. Gobbo Ana’yı canlandıran Demet BÖLÜKBAŞI sempatik; ama buradaki eleştirim asıl metinde Yaşlı Gobbo/Old Gobbo, yani Launcelot’un babası, görülürken bizde neden Gobbo Ana olduğuna yönelik. Bu değişikliğin oyuna kattığı nedir acaba? (Yaşlı Gobbo ile ilgili çok derin ve dünya tarihinde görülmemiş Shakespeare yorumumu gelecek günlerde yayımlayacağım. O zaman bu eserdeki Gobbo Ana seçiminin neden yanlış olduğu daha açık anlaşılacak.) (Dikkat! Burada bir ilke imza atarak henüz yazılmamış yazıya link veriyorum.)

venedik taciri-9Kapanış sahnesinden bahsetmek istemiyorum aslında. Bence bir Shakespeare oyunu için seçilebilecek en kötü son seçilmiş. Ağır çekim. Bütün oyuncular yüzüklerle ilgili gerçeklerin ortaya çıkışını ağır çekimde yaşıyorlar, şaşırıyorlar, mutlu oluyorlar vs. Gerçekten kötüydü. İlk seyrettiğim temsilde salondan çıkarken insanlar final sahnesi için ‘çok saçma, çok anlamsız’ gibi cümleler kuruyorlardı. Bence yeni sezona daha güzel bir final sahnesi düzenlense harika olur.

Son olarak Shakespeare’e de bir eleştirim olacak. Bilmiyorum dönem uzmanları farklı bir görüş belirtirler mi ya da bir bilen varsa bizleri bilgilendirir mi, ama benim bildiğim kadarıyla İtalya’da Belmont adında bir yer olamaz. Olay İtalya’da geçiyor ve biz biliyoruz ki İtalya’daki şehir isimleri her zaman sesli harfle biter: Napoli, Bari, Milan (Milano), Cesena, Venedik (Venecia), Roma, Torina, Calgiari vs… Belmont adında bir İtalyan şehri olabileceğini sanmıyorum. Belmonte, Belmonti belki. Kaynaklara göre Shakespeare hiç İtalya’ya gitmemiş, belki bu yüzden yanıldı… Belki de ben yanılıyorum?

Sonsöz: Shakespeare Çin’de de olsa seyredin. Eleştirdiğime bakmayın siz, güzel oyun. Mutlaka gidin. Her sene en az bir Shakespeare oyunu oynanmalı ve her oyunu en az iki kere gidilmeli.


* 1 Libre = 0,453 Kg.
** Kaldı ki bu oyundan bir satır: “İnatçı Türkler ve duyarlılık, incelik nedir bilmez Tatarlar gibi olma.”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website