TÜRKİYE KAYASI – DEVLET TİYATROLARI İZMİR 🎭

TÜRKİYE KAYASI… Yazan Fehime SEVEN… Yöneten Seval ERÖZMEN KİP…

Son yıllarda seyrettiğim en kötü oyunlardan biri. Temsil değil, oyun diyorum; çünkü metin çok kötü. Ona bağlı olarak temsilden de pek umut yok.  Oyuncuların söylediklerinin çoğu anlaşılmıyor. Anlaşılanlar ise klişeden öteye geçmiyor. Kurgu son derece zayıf.

Çekirdek aile Nazmi Baba (Ömer POLAT), Meliye Anne (Mesure TAHİR),  kız çocuk Sevginar (?)[1] ve erkek çocuk Güneş (Egecan İNTEPELER) Türkiye’ye göçmek üzere Bulgaristan’dan yola çıkarlar. Bulgaristan’da isim değiştirmeye varacak kadar maruz kaldıkları baskılardan kaçmaktadırlar. Tam Bulgaristan’dan Türkiye’ye geçmek üzereyken Türkiye gümrüğüne geldiklerinde değişen yönetmelik nedeniyle araba için çok yüklü bir ödeme yapılması gerektiği anlaşılır. Ancak ailenin bu parayı toplaması mümkün görünmemektedir. Tarafsız bölgede kalan aile yönetmeliğin değişmesini beklerken bir yandan gümrük görevlisini kafalamaya çalışır bir yandan kendi iç problemleriyle meşgul olur. Kendi iç problemleri dediğim sürekli bir ağız dalaşından ibaret durum. Sen böylesin, ben böyleyim; sen bana bunu dedin, ben sana bunu dedim. Karşılıklı ‘laf sokma’larla geçen bir konuşma.

Sahne kullanımı çok zayıf. Ailenin tüm bireylerinin sürekli sahnede olmaları teknik olarak zor, çok sağlam bir diyalog kurgusu gerekir; o nedenle oyuncular sürekli sahneden çıkıp geri geliyorlar; ama nereye gittikleri, ne yaptıkları belli değil. Sahne çıkışları daha güçlü vurgulansa böylece o ailenin oraya yerleşmiş olduğu esprisi de anlam kazanır; mesela çamaşır için su bulmaya gitmesi, yemek için ateş yakmaya gitmesi vs. Bu tamamlayıcı hareketler olmadığından sadece sahne ortasında duran bir araba zoraki yerleşmiş bir aile görüntüsünden ziyade, park etmiş bekleyen bir aile görüntüsü veriyor. Yerleşik durumla gelen çatışma biraz daha farklı göstergelerle pekiştirilmeliydi bence.

Oyunculardan Güneş’i canlandıran Egecan İNTEPELER’in oyunu karakterine en uygunuydu sanki. Meliye Anne’yi canlandıran Mesure TAHİR başarılı bir oyuncu izlenimi veriyor; umarım başka bir oyunda seyretme fırsatı bulabilirim.

En sıkıntılı karakter Sevginar. İsviçre’ye okuması için gönderilen Sevginar’ın saçının (oyun kitapçığındaki fotoğrafların aksine) neden ilkokul kızı gibi iki kenarından lastik tokayla bağlandığını çözemedim. Kadroda bir değişiklik olduğu kitapçıktaki fotoğraflarla sahnedeki oyuncunun farklı oluşundan anlaşılıyor; ama bence karakterin bu kadar değişmemesi gerekiyor. Sevginar yazarın kendine yüklediği profili yansıtamıyor. Sosyal profil bambaşka çizilmiş, psikolojik profil bambaşka. Yani insan İsviçre’ye okumaya gider de hiç mi yontulmaz, hiç mi gelişme kaydetmez; konuşma biçimi, tavırları…  Sevginar hâlâ ilkokul çocuğu gibi. Kitapçıktaki fotoğraflarda daha olgu bir Sevginar görünüyor sanki.

Tabii ne kadar karakter diye bahsetsem de oyunda ciddi manada yaratılmış bir karakter göremediğimi söylemeliyim; tiplerden kurulu bir oyun havası var.

Final sahnesinde geldiğimiz nokta ise son derece zorlama ve iyi düşünülmemişti. Kitapçıkta bile ‘spoiler’ verilmiş olmasına rağmen Sevginar’ın sevgilisi Alexender’in (Muhammed Rıza TAŞDEMİR) son bir iki sahnede görünmesi, Gümrük Memuru’nun (Çağatay ÖZÇELİK) oyuna acilen yerleştirilmiş gibi duran konuşmaları oyunda diğer sırıtan noktalar.

Maalesef beğenmedim. Maalesef tavsiye de edemeyeceğim.


[1] Kitapçıkta Ece ERİŞTİ olarak görünmekle birlikte Sevginar’ı başka bir oyuncunun canlandırdı. Bu tür kadro değişiklikleri oyun öncesi küçük bir kağıtla kitapçığa iliştirilirse güzel olur.

*Fotoğraflar Devlet Tiyatroları sitesinden alınmıştır.

Bir cevap yazın