TEK KİŞİLİK ŞEHİR… Behiç AK’ın şehir hayatı, modernleşme, yeni insan ilişkileri, hatta Tek Kişilik Şehir-afişdoğal denge üzerine kaleme aldığı bir tiyatro eseri.

İlk olarak söylenmesi gereken metne sadık kalınmamış bir oyun. Metinden çıkarılan çokça bölüm olmakla birlikte metne eklenen az bir bölüm de mevcut. Ana fikir değişmemiş elbette, mesajda bir sapma yok. Eseri okuduğumda eleştirisiyle, mizahıyla tek bir mekânda geçen diyaloglar olarak algıladım. Aslına bakılırsa öyle zaten. Tek mekânda üç kişi. İlk perdede sadece iki kişi, ikinci perdede üç kişi -zaman zaman iki kişi-. Ancak yönetmek Serhat NALBANTOĞLU hareketli bir oyun tercih ederek -metin buna pek imkan tanımasa da- nispeten o durağanlığın üstesinden gelmeye çalışmış.

Tek Kişilik Şehir-4Adam’ın (CüneytMETE) hayatı internetten mal alıp satmakla geçmektedir. Aldığı malları yalnızca fotoğraflarından görmektedir; çünkü zaten dünyada fotoğraf üzerinden alım satım yapılmaktadır, mallar senetlere dönüşmüştür, gerçek manada üretim yapılmamaktadır bile. Niye yapılsın ki hemen yeni model üretilmekte ve ürün anında eski modele düşmektedir. Hayatı internette geçen Adam doğal olarak internette tanıştığı ve dört yıldır yazıştığı Kadın’la (Benian DÖNMEZ) bir restoranda buluşmak üzere randevulaşmıştır; ancak kadının gelip gelmeyeceği tam belli değildir. Kadın’ı bekleyiş esnasında Adam ile Garson* (Devrim YAKUT) hararetli bir sohbete koyulurlar. Restoran bir gökdelenin altındadır ve şehrin popüler intihar mekânlarındandır. Sık sık pencerenin önünden düşen insanları görürüz. Garson kanıksamıştır, bir süre sonra Adam da kanıksar. Sohbet ilerledikçe Adam böyle bir ikili ilişkiye ne kadar hasret kaldığını fark eder. Elbette sohbet sürecinde biz seyirciler de insanların ne kadar farklı bir boyuta geçtiklerini, insan ilişkilerinin, hayata bakışın değiştiğini, mevsimlerin suyunun çıktığını görürüz.

Koltuklarımıza yerleşirken tek kişilik masalarda birbirlerine adeta inadına gibi Tek Kişilik Şehir-8sırtlarını dönmüş, kopuk insanları görürüz; restoranda son yemeklerini yemektedirler. Işık her kapanıp açıldığında bir bir yok olurlar, intihara giderler. Günümüz ölümleri böyledir sanki. Bir ışık açılış kapanışı gibi kısa, anlam verilemeyen ve önemsiz: Şu figüranlar ölseler de oyun/metin başlasa.

Eserde gülünç öğeler çok fazla; ancak bu biraz yönetmenin tercihine bağlı olabilir. Ben okuduğumda daha mesafeli bir ilişki düşünürken sahnede hemen kaynaşmış, hoş sohbete tutuşmuş Adam ile Garson gördüm. Hattâ Garson’un gereğinden fazla üste çıktığı bir sohbet vardı. Oyunun beğenilmesine ters bir etkisi yok aslında; ama bu yorum bana biraz uzak geldi.

Tek Kişilik Şehir-10Adam’ı canlandıran Cüneyt METE modern hayatın yalnızlaştırdığı değil, yalnız bıraktığı bir insan. Yâni yalnızlığı soyut değil, somut. Soyut yalnızlık yaşamış bir insanın bir nebze damıtılmışlığından uzak bir görüntü çiziyor çünkü.  Garson’un tâbiriyle “Siz yalnız değilsiniz efendim. Siz bir bireysiniz.”

Garson’u canlandıran Devrim YAKUT kalabalık bir aile ile atmış beş metre kare bir evde yaşadığından insan ilişkilerine âşina ve bütün gün gelen gidenle, intihar edenlerle uğraştığından yeni hayata uyumu çabuk yakalamış, pişmiş biri. Seyirciyle paslaşması da bu yüzden sanırım. O bize en yakın kişi.

Seyircinin en hoşuna giden ise hiç kuşkusuz ikinci perdede gördüğü Kadın’ı canlandıran Tek Kişilik Şehir-3Benian DÖNMEZ. Son yıllarda sıkça duyduğumuz bozuk Türkçe’siyle, duyduklarına gösterdiği abartılı tepkilerle fevkalade sempatik geliyor. ‘Nıa yapıyasın?’ diyor mesela. Kafka’yı sokağına adı verildiği için bir sokak adı olarak biliyor. Ve bu cana yakın ‘esmer, ama ruhen sarışın’ , ‘zayıf, ama ruhu şişman’ Kadın’ın en öldürücü sorusu: “Kar yağınca kış mı olur? Yoksa kış olunca mı kar yağar? İşte asıl mesele bu!”

Dikkat! Bu paragrafı oyuna gitmek isteyenler okumasın: Bu üç kopuk insan restoranda laftan lafa geze dolaşa çok eski arkadaş olduklarını, gerçekte aynı mahallenin çocukları olduklarını, hattâ aynı sınıfta okuduklarını fark ediyorlar. Ancak hâfızalar, düşünceler, yaklaşımlar o kadar değişmiş ve insanlar o kadar kendilerini kaybetmişler ki çocukluk arkadaşlarını, aşklarını tanımıyorlar.

Tek Kişilik Şehir-5Her oyunda ufak tefek aksilikler ya da düşeşler olur. Bu oyundaki aksilik, açılmaması gereken çok değerli şarabın tıpasının yanlışlıkla yerinden fırlaması ve şarabın hatırı sayılacak derecede dökülmesi, şişenin açılmış olmasıydı. Bir de şu ‘yapmak’ fiili ile başımız belâda. Eserde de ‘değer yapmak’ yazıyor, sahnede de ‘değer yapmak’ deniliyor. Yanlış; doğrusu ‘değerlenmek’ olmalı.

Sözün özü güldük, eğlendik. Keyifli bir oyun, güleceksiniz.


* Eserde Garson -adı üstünde: garson- bir erkek; sanırım yönetmen bir perde süresince iki erkeğin sıkıcı olacağını düşünerek Garson’u kadına çevirmiş. Bence doğru bir seçim.
** Fotoğraflar için kaynak Devlet Tiyatroları.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website