TAHTSIZ KRALİÇE – DEVLET TİYATROLARI ANKARA 🎭 🎭 🎭 🎭

TAHTSIZ KRALİÇE… Yazan Özlem SARAÇ… Yönetmen Çağman PALA…

Özlem SARAÇ harika bir fikirden yola çıkmış, harika bir oyun yazmış ve yönetmen Çağman PALA bu fikri harika değerlendirmiş. Sezonun en parlak oyunlarından biri. Hem oyunculuk hem sahneleme hem metin hem müzikler hem dekor… Hepsi harika! Baştan methettiğim temsil sayısı çok azdır, bu temsil için methetme hakkımı gönül rahatlığıyla kullanabilirim.

 

…Aslında sıradan olabilecek bir perşembe gecesiydi… Saat tam 7’de… Tam 5 kişi geldiler… Yediler, itçileri gittiler… Hayatımın en unutulmaz gecesiydi…

Devlet Tiyatroları sitesinde konu bölümüne yazılan bu yazı oyunun açılış repliği. Servet (Başak ANAT ÖZCAN). Ev kadını. Mali Müşavir Bülent’le (Abdullah İNDİR) evlenmiş on sekiz yıl önce. Bir çocukları var. Malum evliliklerden biri: Mahallede, görücü usulü. Mutfakta görülüp beğenilen Servet kendi dünyasını mutfakta kurmuş. Buzdolabından, mixerine, tabak takımlarından, likör takımlarına ve onlarca teknolojik alet ve onlarca set… Tüm mal varlığı ve değerli eşyası mutfak olmuş. Beklediği değeri görebilmiş mi? Tabii ki hayır! Bir yandan çocuk, bir yandan kocası Servet, bir yandan annesi (Zerrin EPİKMEN)… Tahtsız Kraliçe!

Müsait oldukları o akşam için arkadaşları Servet’in evine kendilerini emrivakiiyle konuk ettiriyorlar. Davet bile emrivakiiyle, whatsup grubu üzerinden olmuşken gerisini siz düşünün artık. Onca ikrama, onca masrafa, onca emeğe karşılık Servet tam olarak değersizliğinin farkına varıyor. Üstelik kendi farkındalığını yaşarken, kurduğu sofrayla diğer insanların iç ve dış seslerinin, iç ve dış dünyalarının, görünen ve görünmeyen yanlarının bizlere yansımasını sağlıyor. İnsanoğlu işte!.. Hem acıtacak kadar dürüst hem mutlu edecek kadar ikiyüzlü. Hem insanca isteği var hem insanca hırsı. Hem cana yakın hem itici. İnsanlar mala düşmüşler, insanlar aç! (Bu anlatım özellikle bir sahnede ışık ve kostümle cehennem havası verilerek çok güzel anlatılmış.)

Müzikler yeri geldiğinde tempoyu, heyecanı arttırıyor, yeri geldiğinde Servet’in hüznünü yansıtıyor. Servet’i canlandıran Başak ANAT ÖZCAN’ın sesi ve ses kullanımının müziğe uyumu, birlikte hareketleri çok hoş.

Dekora bayıldım. İlk önce sahnenin sağında kalması biraz tuhafıma gitmişti; düşününce mutfak ve insanların dünyası olarak iki kutup yaratılmak istendiği sonucuna vardım. Donanımlı mutfağında yalnız, kalabalıkta umursanmaz. Dekor tasarımında Emre SATI arka plandaki beyaz şeritleri uzun parmaklıklar olarak düşündüğünü belirtmiş. Bana o algıyı vermekle birlikte biraz şehir yüksekliği ve şehrin insanı küçük hissettiren yapılaşmasını yansıtıyor gibi geldi. O bembeyaz yükseklik önünde insanların karakterlerindeki çirkinlik daha çarpıcı biçimde gün yüzüne çıkıyor sanki.

Servet’in açılış konuşmasından sonra sahneye çıkan Bülent’e (Abdullah İNDİR) hayran kaldım. Abdullah İNDİR tam bir günümüz şehir insanı tiplemesi yaratmış. Eğitim almış, parasını kazanıyor; ama kökte taşra izleri, görgüsüzlük. Daha kendini tanıtırken yaptığı konuşmada o kadar çok şey anlatıyor ki seyirciye sesiyle, duruşuyla, mimikleriyle, kostümüyle… Tüm karakterlerde bu başarı görülüyor. Seyirciyi gülme krizine sokan müteahhit Hakan’ın (Cevat DUMAN) insanlara bakışı, rahatından taviz vermemek için üç maymunu oynayan Çağla’nın (Serap KUNAK) dışarıdan görünen tozpembe hayatı, kapasitesizliğiyle kendini batağa çeken Tunç’un (Tunç YILDIRIM) ev kadınlığından ve annelikten şişmiş karısı Ayfer’in (Elif ŞEKER SAKA)birikmiş hırslarına boyun eğmek zorunda kalması, ne yapacağını bilemeyip şehir hayatında savrulan Gizem’in (Şahnur DEDEOĞLU KUDAT) çaresizliği…

Özlem SARAÇ’ın replikleri zekice, oyuncular hem güldürüyor hem gerçekleri pat diye söyleyiveriyor seyircinin yüzüne. Karakterler bir yüksek sesle içlerini bize döküyorlar, iç seslerini duyuyoruz; bir arkadaşlarıyla konuşup onlara sahte yüzlerini gösteriyorlar, dış seslerini duyuyoruz. Evin tek çocuğunun hiç görünmemesi, hatta sadece son sahnede Bülent’in kızmasıyla içeride olduğunu anlamamız güzel düşünülmüş bir fikir. Keza Servet’in baştan beri Gizem’e farklı tavrı da ince işlenmiş. Her bir karakterin ağzından özel, seyirciyle baş başa bir paylaşım duymamız da iç dünyalarındaki yaraları, hazları görmemiz bakımından artı katıyor.

Ve her şeye rağmen oyun Servet’in taze filiz veren sardunyadan aldığı ışıkla bitiyor; Servet kendi filizini veriyor.

Kısacası, baştan sona başarılı bir temsil. Bence muhakkak seyretmelisiniz; mutlu ayrılacaksınız!

 


*Fotoğraflar Devlet Tiyatroları sitesinden alınmıştır.

Bir Cevap Yazın