SÖNMÜŞ YILDIZLAR – DEVLET TİYATROLARI ANKARA 🎭🎭🎭🎭🎭

SÖNMÜŞ YILDIZLAR… Yazan Kerim TİNÇURİN… Yönetmen M. Raşit ZAGİDULLİN…

Daha önce Tatar halkının en büyük şairi Abdullah TUKAY’ın doğumunun sönmüş yıldızlar125. yılı anma etkinliği konusunda bir yazı yazmıştım. Ve şimdi sahnelerimizde izleme imkânı bulduğumuz bir Tatar tiyatro eseri, bir Tatar efsanesi hakkında yazıyorum. Anlaşılan o ki hükûmette kardeş milletlerle kayda değer sanat etkinlikleri çabası var. Bu güzel.[1]

Tatar edebiyatının tanınmış tiyatro yazarı, oyuncu, yönetmen Kerim TİNÇURİN (1887-1938)[2] aynı zamanda Tatar tiyatrosunun kurucularından sayılıyor. TİNÇURİN’in kaleminden Sönmüş Yıldızlar (Sungen Yuldızlar)… Tatar efsanesi Server ile İsmail’in tiyatrosu. Fethat ile Şirin gibi, Kerem ile Aslı gibi Server ile İsmail. Yönetmen M. Raşit ZAGİDULLİN Kerim Tinçurin Titayrosu’nun başyönetmeni.

Kısaca konusundan bahsetmek gerekirse:

“Oyun, Server ve İsmail adlı iki yetim Tatar gencinin savaş ve köy hayatının gerçekleri karşısında yaşanması imkânsız olan aşkını konu alır. Bu aşk gelenek, dedikodu ve batıl inançların kuşatmasına dirense de savaş atmosferi yüzünden hepten çıkışsız hale gelir…”

sönmüş yıldızlar-9Açılış böyle başlıyor: Server (Deniz YILMAZ), Gülnur ninesi (Yasemin KARATAŞ) tarafından büyütülmüş bir yetimdir. Birlikte, kırsalda mutlu bir hayat sürmektedirler. Server ile İsmail (Deniz EVİN) birbirlerine âşıktırlar. İsmail de anasız babasız büyümüştür; ağanın yanında çalışmaktadır. Bir sabah gelir, ağanın oğlu Nadir’den (Can Ali ÇALIŞANDEMİR) Server’e mektup getirir, ne de olsa emir kuludur.  Yörenin en güzel kızı Server’i ağanın oğlu Nadir de sevmektedir; ancak Nadir kamburdur ve çirkindir. Server gönlünün İsmail’de olduğunu söyler ve İsmail’i aşkına ikna eder. İsmail gördüğü kâbusu anlatır; hayra yorulacak gibi değildir. Ejderha gördüğünü ve o ejderhanın ışıl ışıl parıldayan gökyüzünden kendine yıldız seçmiş Server’i, İsmail’i, Nadir’i bir bir yediğini anlatır…

Seyirci daha ilk sahnede oyunu kendinden, kendi kültüründen kabul ediyor; çünkü isimler Türk, sahne Türk. Bir kerevet, bir çeyiz sandığından ibaret ev ve yerel giysilerle gördüğümüz halk bize hiç uzak değil. Toplum kişileri ve sınıflar benzer. Bir de buna oyunun içinde geçen İslamî inanç unsurları eklenince Anadolu’nun bir efsanesi gibi, hemen yanı başımızdaki bir köyde geçen bir hikâye gibi dinler, seyreder oluyoruz.

Açılış sahnesiyle birlikte oyun müzik ve danslarla harika bir gösteriye dönüşüyor. Özelliklesönmüş yıldızlar-12 müziklerin güzelliğine diyecek yok. Server ile Nadir’in düeti ve Kaz Kanadı şarkısı harikulade.

Server’i canlandıran Deniz YILMAZ iyi bir oyuncu. Figaro’daki başarısını Sönmüş Yıldızlar’da devam ettiriyor. Orada güldürüyor, burada ağlatıyor. Bilhassa aklını yitirdiği sahne çok etkileyici. Güzelliğinin arkasına sığınmadan rollerinin üstesinden geliyor bence. Kambur Nadir olması gerektiği gibi kambur, fakat çirkin değil; aksine gayet yakışıklı biri ve o yakışıklılığına bir de halk tarafından itilmişliği eklenince, mazlum haliyle seyirci gözünde, rolünde biraz silik kalan İsmail’in (Deniz EVİN) önüne bile geçiyor denilebilir. Hele bir de düğün öncesi gençlerin[3] Server’in evinde toplanıp eğlendikleri gün, yani geleneklere göre erkeklerin eşik parası verip kızlardan kazkanadı istedikleri gün Nadir’in dansı var ki bence oyunun en keyifli sahnesi. Nadir rolünü kusursuz oynayan Can Ali ÇALIŞANDEMİR’i kutluyorum. Gülnur’u canlandıran Yasemin KARATAŞ çok gerçekçi, sahnede sahiden Server’i yetiştirip büyütmüş ve onun için kaygılanan biri var gibi. Ferhi’yi, DCIM100MEDIAköyün kocakarısını canlandıran Ayla ALEVOK rolü gereği sahnedeki itici tip; seyirci ondan nefret etmesine rağmen rolünü kimi yerlerde seyirci tepkilerine göre biçtiği için biraz seviyor da. (Burası tartışmalı: Sevmeli mi, sevmemeli mi?) Server’in kankası Fatma rolünde Pelin TOZKOPARAN sıcak bir tip ve başarılı.

Oyunun metni elimde olmadığı için metin üzerine yazmak istememe rağmen yazamayacağım; oyun esnasında aldığım notlarımın yeterli olmadığını gördüm. Yine de değinmeden edemeyeceğim bir husus var: Gülnur nine görülen kâbusu yorumlarken ejderhanın rengini soruyor ve şöyle diyor: 

“Kara ejderha kabir denir. Kimi yiyorsa o ölür. Kızıl ejderha yangın, sarı ejderha açlık, yeşil ejderha salgın hastalık.”

Bu dört ejderha bize mahşerin dört atlısını hatırlatıyor. Acaba hangi kültür diğerinden etkilenmiştir? İncil’de mahşerin dört atlısından bahsedildiğini biliyoruz; onu alıp mahşerin dört ejderine çeviren biz miyiz?

Oyun müzikli trajedi diye tanımlanmış. Nitekim kâbus yorumu sahnesine geçmeden, daha İsmail kâbusu anlatır anlatmaz seyirci olayların kötü değil, çok trajik bir hale geleceğini tahmin edebiliyor. Destekler nitelikte, oyun süresince sahne ışıklandırması trajedinin çağrışımına uygun şekilde kullanılıyor. Sahne üstüne yerleştirilmiş yıldız kümesi sahneyi yutmaya hazır dev bir ejderhanın ağzı gibi açık bekliyor. Son sahnede Nadir ve Server’in üstüne kapanmasıyla adeta görevini tamamlıyor.

Oyunun güzelliğine halel getirmesin, görülmesi gereken bir temsil; ama şimdi bu noktada sönmüş yıldızlar-14birkaç küçük eleştirim olacak. Oyun kitapçığında yazdığına göre (ve tabii ki İsmail’in gördüğü kâbusa göre) Nadir’in oyun sonunda kendini asması gerekiyor. Hâlbuki bizdeki gösterimde Nadir ölmüyor, yani Ejderha Nadir’i yemiyor. Nadir son sahnede Server’in cansız bedenine kapanarak isyan ediyor ve ejderha ağzını çağrıştıran yıldızlar üstlerine kapanıyor; fakat burada Nadir’in sonuna dair yorumun seyirciye bırakılması bence hatâlı bir uygulama. En azından Nadir Server’e kapanmak yerine ayağa kalksa ve yıldızlar o haldeyken kapanıp son isyankâr Nadir’i yutsa daha etkili bir sahne olur kanımca… Yönetmenin tercihi bu yönde olmuş demek ki…

Sonsöz: Gidin ve seyredin. Çok başarılı bir temsil. Sırf müziklerini dinlemek için bile gidilir. Sonsözde müzisyenlere de teşekkür etmeyi unutmayalım.

 


 [1] Tataristan Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı ve Türkiye Cumhuriyeti Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü sanat toplulukları değişimi konusunda anlaşma yapmış bulunmaktalar.
[2] Kerim Tinçurin Stalin zulmünde 17 Eylül 1937’de tutuklanmıştır ve 15 Kasım 1938’de kurşuna dizilmiştir. 1956 yılında adı aklanmıştır ve eserleri basılmaya, sahnelenmeye başlanmıştır.
[3] Köy gençlerini canlandıran kadro oyundan oyuna değişiyor sanırım. Figaro oyunundan tanıdığımız Burak TALI, Aylin Atilla KONAK ve Aylin LEVENT sahnede yer almalarına rağmen kitapçıktaki kadroda yer almıyorlar.
* Fotoğraflar Devlet Tiyatroları‘ndan. Nadir’in oynadığı fotoğrafı ise kitapçıktan ben aktardım.

Bir Cevap Yazın