SOĞUK BİR BERLİN GECESİ… Yazan, yöneten Barış EREN.soğuk bir berlin gecesi - afiş

Kısaca konuyu vermek istiyorum: Almanya’da Katrin’le (Fulya KOÇAK) ciddi bir ilişki yaşayan Tarık (Olcay KAVUZLU) hem o toplum tarafından (elbette olumsuz algılarla) Türk olarak benimsenememesinin hem de biz Türklere özgü olan duygularının kıskacında kalmıştır ve giderek ‘kalabalıkta yalnızlık’ sendromuna sürüklenmiştir. Yaşadığı sıkıntılara bir de Katrin’in eskiden üniversitede ders aldığı hocasıyla karşılaşması ve sık sık görüşmeye başlaması eklenince kıskançlık krizleri kaçınılmaz olur.

soğuk bir berlin gecesi - 5Dekorda fotoğraf sanatıyla uğraşan ve sergi hazırlıkları yapan Tarık’ın fotoğrafları temel gösterge gibi görünmekle birlikte bence oyunun ipucu tavanda asılı duran, içi balık ışıklı figürlerle bütünlenmiş kafesler. Kuş kafesleri içine neon ışıklarından hazırladığı balıkları yerleştiren Tarık’ın özel bir yan uğraşıdır bu. Hani hep kullanılan ama ne ifade ettiği bilinmeyen bir kavram tam da bu konuyu açıklar nitelikte ve oyunun gizli teması kanımca: Eşyanın tabiatı. Çokça duymuşsunuzdur ‘eşyanın tabiatına aykırı’ sözünü; çünkü olur olmaz yerlerde kullanılır. İşte o sözde anlatılmak istenen budur. Balık bir anlamda hapistir; ama onu hapseden şey kafes değildir, olamaz. Kafesin bir balığı hapsetmesi eşyanın tabiatına aykırıdır; çünkü kafes parmaklıklardan oluşur ve içinde su tutamaz. Oyun sahnesinde verilen ilk mesaj eşyanın tabiatına aykırı bir durumun sahneleneceği. O durum nedir? Tarık o durumun ta kendisidir. Böyle devam edemez; çünkü bu gidiş eşyanın tabiatına aykırıdır. Durumun bir şekilde değişmesi gerekir. Ama nasıl?

Tarık zekidir; diyalektik kullanmayı bildiğinden kimi soğuk bir berlin gecesi - 2zaman anlamsız gibi görünen durumlarda karşısındakini mat etmeyi başarır; ancak aldığı galibiyetler bundan ibarettir. Bir Türk olduğundan hislerini her zaman açamaz, hatta hisleri bir kenarda dursun kimi zaman özür bile dileyemez. Hisleriyle zekasını bir paydada buluşturamayan Tarık tam bu noktada zekasını kullanmıştır ve kusuru örtmüştür; yardımına kuklası Tavşan Sigi yetişir. Tarık söyleyemediklerini Sigi’nin ağzından söyler. Tarık Sigi için ayrı bir ses yaratmıştır ve Sigi’yi o sesten konuşur. Katrin de bu durumu kabullenmiştir ve şikayetçi olduğu Türklüklerine rağmen sevdiği erkekle bir şekilde iletişim içinde olmaya çalışmaktadır. Bir önemli görevi ise yabancılardan fazlasıyla şikayetçi olan ve bu şikayetleri her fırsatta abartarak dile getirmekten çekinmeyen ailesi ile Tarık arasında tampon bölge olmaktır. Dikkat, oyunun sonundaki hesaplaşmada Sigi sesini kaybetmiştir artık, Tarık’ın sesinden konuşur, bir anlamda yüzleşme gerçekleşmiş olur.

soğuk bir berlin gecesi - 4Oyuncular hakkındaki görüşlerim şöyle. Tarık’ı canlandıran Olcay KAVUZLU’yu Kontrbas’tan tanıyoruz. (Kontrbas’a ilişkin görüşlerim sonra.) Hoş bir sesi var. Ben oyununu biraz abartılı buluyorum. Gerçi bu oyunda itilmişliğiyle ve kıskançlığıyla meydana gelen patlama sonucu paranoyaya geçmesi gerekiyor. Yalnız kalışlarının yarattığı gizilgüç* yadsınamaz; ama fazlasıyla hareketli ve yüksek tondan oynuyor. Oradan oraya koşmalar, inip çıkan desibeller biraz yorucu. (Ya da ben yaşlanıyorum.) Katrin’i canlandıran Fulya KOÇAK çok rahat, doğal; benim sahneye yakıştırdığım biri. Katrin’in annesi Gerda’yı canlandıran Ferahnur BATUR iyi bir kast seçimi olmuş; Alman gibi. Keza Katrin’in kardeşi Peter’i canlandıran Eray ESEROL da Alman’dı sanki. ESEROL biraz abartıya da kaçmadı değil. Eski sevgili/hoca Olaf’ı canlandıran Adnan ERBAŞ gayet dikkat çekiciydi. Kısacası Alman tayfası Almanya’dan özel getirtilmiş gibiydi. Cast çok başarılı. Bir de sesini hiç duymadığımız, Tarık’ın içeriye çekip biraz sert gösterdiği komşusu Manfred’i canlandıran Mahmut IŞIK vardı. Kısa, öz.

Bu gösterimde bazı tesadüfler üst üste geldi:

  • Katrin’in evi terk eden Tarık’ın arkasından fırlattığı bıçak zınk diye soğuk bir berlin gecesi - 6kapıya girdi. Yüz kere sallasa biri tutmaz. Seyirci de şaşırdı. Eve dönen Tarık bıçağı orada görünce güzel tepki verdi.
  • Peter’in (Eray ESEROL) fırlattığı anahtar sehpadan kayıp Tarık’ın ayakkabısının üstüne düştü ve Tarık hiç istifini bozmadan anahtarı voleyle geri yolladı. (Burada bir parantez açmak şart oldu: Tarık’ı canlandıran Olcay KAVUZLU sürpriz doğaçlamalara çok açık biri; misal o an deprem olsa ve dekor yıkılsa hiç takılmadan durumu oyunun içine katıp devam edebilir.)
  • Peter’in sarhoş olduğu sahnede sandalyenin devrilmesi ve gerçekten düşer gibi olması çok gerçekçiydi.
  • Ve son olarak Olcay KAVUZLU’yu kutlamak istiyorum. Oyunun sonlarına doğru telefonu çalan seyirci için bir replik hazırladı ve yemeğe çağırdığı Olaf’a (Adnan ERBAŞ) “Affedersin, seni yemeğe çağırıyorum, cep telefonumu kapatmayı unutuyorum.”  deyip telefonunu kapatması herkesi güldürdü.

soğuk bir berlin gecesi - 9Bundan sonraki yorumları oyuna gidecekler okumasın; çünkü oyuna ilişkin ipuçları bulabilirler ve bu can sıkıcı olur.

Oyun kadın erkek ilişkileriyle başladığı için komedi unsurları  taşıması kaçınılmaz; çünkü sahnede tartışan, kavga eden kadın ve erkek her zaman gülünç gelir insanlara, kendi ilişkilerinden kareler yakalarlar. İlk perde tamam; ama tartışmasız bir şekilde ikinci perdede trajedi (dram değil, kesinlikle trajedi) olması gerekirken yine komediyle karışık dram biçiminde devam ediyor oyun. İlk seyrettiğim gösterimde de aynı durum vardı, ben ‘salondaki atmosfer mi oyunu etkiledi’ diye düşünmüştüm. (Matineler her zaman daha genç insanlarla ve eğlence arayanlarla doludur.) Yönetmen böyle bir yorum uygun görmüş demek. Ben bu uygulamayı çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim.

Yağan karın tüm pislikleri örttüğünü söyleyen Tarık’ın o kar üstüne bir leke gibi düşmesi de mânidar sanırım.

Sonsöz: Gidin, seyredin; düşünün. Tiyatro güzeldir. Sakın unutmayın, sanatta ilerlemedikçe zamanda ilerlenemez.

 


 *Gizilgüç: Potansiyel, demektir. Benim pek ısındığım bir kelime değil; ama kullanayım dedim.
** Fotoğraflar Devlet Tiyatroları sitesinden.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website