SIRÇA KÜMES… Tennessee WILLIAMS… Çeviren Can YÜCEL…sırça kümes -afiş

Tennesee Williams’ın hayatından çok önemli kesitlerin yansıdığı bir eser. Nitekim oyun kitapçığında Yönetmen Jason HALE ‘anı oyun’ olarak nitelendiriyor eseri. Dışavurumculuğa güzel bir örnek eser. Oyun 1929 Buhranı’yla gelen iktisadi kaosun ve toplumsal yıkımın ardından patlayacak derecede şişmiş insanları, başkaldırının eşiğinde duran (ve hattâ eşiği aşan) bireyleri ve bir çıkış, özgürlük arayışlarını taşıyor bize. Sıkışmış insanların gerçeklerini su yüzüne çıkarmaları ve yine de çözümsüzlükleri. Bilinçaltının tetiklediği ve bilinçaltını tetikleyen diyaloglar, monologlar. (Hemen belirteyim, benim pek hazzettiğim bir tarz değildir.)

Bu kısa açıklamadan sonra fena halde taktığım oyunun adıyla ilgili uzunca bir parantez açacağım.

sırça kümes -5Oyunun orijinal adı The Glass Menageria, yani birebir tercümeyle Sırça Hayvanat Bahçesi. Zaten oyunda, Laura’nın koleksiyonunda kümes hayvanları yok, atlar var. Bu durum neyi değiştirir? Kümes Türkçe’de ‘başımızı sokacak bir yer; nohut oda, bakla sofa bir ev’ manasında kullanılır, yani bir gösterge olarak kullanılır, o ifadeyle birçok şey anlatılmaya çalışılır. WILLIAMS oyunlaştırmadan önce öyküsünü yazdığı bu esere Portrait Of A Girl In Glass adını vermiş. Türkçe’ye başlık olarak çevirmek biraz zor ama kısaca ‘kendini sırçalara adamış bir kızın portresi’ diyebiliriz. Demek ki olayın özünde sırça hayvan koleksiyonu yapan Laura yatıyor. Öykü oyuna dönüştüğünde ve 1929 Buhranı’yla birleştiğinde öz Laura’dan biraz sıyrılıyor. Kanımca, işte tam da burada Can YÜCEL devreye giriyor sırça kümes -2ve oyunu daha sosyal bir boyuta çekmek adına, hattâ sözümü sakınmayayım, Amerika’da rağbet görmeyen sosyalizm propagandası adına eserin adını Sırça Kümes olarak çeviriyor. İnternette basit bir The Glass Menageria araması yaptığınız takdirde bir tek bizde ‘kümes’ algısına dönük afiş kullanıldığını göreceksiniz. Hâlbuki havadan gelen bu kümes ifadesini bir yere bağlamak zorunda değiliz. Bireysel dışavurumcu ifadelerin bir göstergesi olarak kullanılan sırça hayvanat bahçesi’ni, sırça kümes’e çevirerek bireysel bakıştan yola çıkarken vazgeçip doğrudan toplumsal bakışa dönüyoruz. Niye? Olayı daha siyasi görüş çerçevesinde işlemek ve daha içten bir vurguyla kapitalizm ve kümes çatışması yaratmak olabilir mi?

Bir aile, Wingfield ailesi: Kuyruğu dik tutmaya çalışan, çocukları için mücadele eden anne Amanda (Meltem Keskin BAYUR), ayakkabı fabrikasındaki işini sevmese bile çalışmak zorunda olan Tom (Orhan ÖZYİĞİT) ve ayağı sakat olduğu için topallayan, kendini toplumdan soyutlamış, kendini sırça koleksiyonuna vermiş, içine kapanık kız kardeş Laura (Gülin ERSOY). Ve yemeğe davetli bir konuk, Jim O’Conner (İrfan KILINÇ). Tom’un işyerinden arkadaşı, birazcık kıdemli.

sırça kümes -8Sırça Kümes WILLIAMS’ın hayatından en çok iz taşıyan eserdir, deniliyor. Tennessee WILLIAMS’ın babası gezginci bir ayakkabı satıcısıymış, daha sonra fabrikadan terfi alarak büyük kente taşınmışlar. Burada WILLIAMS da üç yıl babasıyla aynı ayakkabı fabrikasında çalışmış ve işinden nefret etmiş. Oyundaki Tom, WILLIAMS’ın gerçek adı olan Thomas’ın kısaltılmışıdır. Tom iş ve anne kıskacında bunalmıştır. Annesinin yıllardır anlatageldiği ‘beni kimler istedi de ben babanıza vardım’ hikâyeleri artık kabak tadı vermiştir ve o hikâyelerden anlatan biri olmak istememektedir. Aptal değildir, eli iş görür biridir; ancak maddi imkânsızlıklarla hem girişkenliğini yitirmiş hem de kişisel birikimini sağlayamamıştır. Bu cenderede kaçabildiği tek yer sinemadır. Evde bunalınca hemen sinemaya diye dışarı çıkar. Ve bir gün tıpkı babasının yaptığı gibi hiçbir şey söylemeden gitmek, maceralara atılmak, uzak diyarları görmek, hayatı yaşamak arzusuyla kaçmayı düşünmektedir. Tom’u canlandıran Orhan ÖZYİĞİT hem anlatıcı hem Tom. Sırf sesinin kalitesini duymak için bile gidebilirsiniz.

Kardeşi Laura ise yine gerçek hayattan bir aktarım. Williams’ın kız kardeşi bir akıl hastasıymış. Nitekim oyunda seyrettiğimiz Laura topaldır; ama topluma karışmaktan o kadar uzaktır ki tavırları ve tepkileri hastalık derecesindedir. Kendisiyledir Laura’nın savaşı. Başkaları adına yargıya varıp kendini cezalandırmıştır adeta. Sırça Kümes’i onun tek dünyasıdır. Her an kırılabilecek kadar hassas, kimsenin haberdar olmadığı kadar yalnız. Laura rolüyle Gülin ERSOY’un gönülleri fethettiğini söylesem hiç abartmış olmam. Oyunun son sahnesinde ERSOY’la birlikte ağlayan onlarca seyirci vardı. Çıkarken ağladığını itiraf edenleri duydum, gözyaşlarını silenleri gördüm; çünkü Gülin ERSOY o kadar içten yaşamıştı ki rolünü selam verirken bile ağlamaktan kendini alamıyordu ve ışıkla parlayan gözyaşları tüm seyircilerin kalbine işledi.

Amanda’yı canlandıran Meltem Keskin BAYUR tek kelimeyle mükemmel sırça kümes -4bir oyunculuk sergiliyor. Bir atasözü yarattım, şöyle: Kadına anne ol demişler, asla kokusu çıkmamış. Kadınların anneyi oynamak doğalarında var; annenin bazen iyi yönlerine bazen kötü yönlerine ağırlık veriyorlar hepsi o. Tabii ki bu açıklamam BAYUR’un oyunculuğuna halel getirmez, getirmemeli. BAYUR sahneyi alıyor. Anne herhangi birinin annesi olabilir; çünkü tüm anneler aynıdır. Çocukları için en doğrusunu kendisinin bildiğini sanan değil, bildiğinden emin olan; onlar adına gelecek planları çizen, onların yerine karar verme yetkisini kendinde bulan, doğurduğu için onları kendisi sanan bir anne işte. Oyundan bir örnekle açıklamam gerekirse: Tom işe gitmeden önce sadece kahvesini içmek istemektedir, annesi önce reçel ekmek verir ve sonra:

Tom:       Anne kahveyi sütsüz seviyorum.
Amanda:  Biliyorum, ama doğru bulmuyorum.

Der ve anne Tom’un kahvesine süt katar.

sırça kümes -1Amanda’nın tutucu bakış açısını temsil ettiğini söyleyebiliriz; eski bildikleriyle yeni dünyaya kafa tutabileceğini sanan, belki de değişen dünyanın farkına bile varmadığından bunu yapmaya çalışan biri. Geçmişin anılarıyla bugünü ayakta tutabilmek ne kadar mümkün?

Tom’un arkadaşı Jim ise açık, bilinçli dünyayı temsil ediyor. Ve bunu giyimiyle, duruşuyla da belli ediyor. Beyaz yakalı. Bir anlamda Amerikan bakış açısını temsil ediyor. Herkes başarabilir, fırsatlar ülkesi. Kendini geliştiren, yolunu belirlemiş ve o yolda sabırla yürümesi gerektiğini, emek harcaması gerektiğini bilen, hayata küsmemiş biri. Üstelik lise yıllarında çok popülerken lise bitince hayatla yüzleşmesiyle acı gerçekler yüzüne bir tokat gibi inmişken. Jim’in rolü biraz da Tom’un ve Laura’nın ufkunu açmaktır. Kendilerini küçük gören, kaderlerine teslim olan insanlara, sinema ve sırça koleksiyonu gibi belki gerekli ama dünyasında kaybolmaya değmeyecek durumların da dışına çıkabilmeleri yolunda ışık olmaktır, yeni bir bakış açısı kazandırmaktır.

Kişiler üzerinde düşünmek ve kendinizi görmek istiyorsanız gitmenizi sırça kümes -9tavsiye ederim. Muhakkak yüzleşeceğiniz, dışa vuracağınız duygularınızı yakalayacaksınız; ister oyun esnasında ister başınızı yastığınıza koyduğunuzda… bundan kaçamazsınız.

Dekor ve kostüm hakkında kısaca birkaç söz söylemek gerekirse, döneme ilişkin, güzel, insanın içine sinen ve kolay benimsenen seçimler olduğunu söyleyebilirim. Ve tabii ki dönem müzikleri.

Sonsöz: Gidin ve görün. Beğeneceksiniz.

 


 *Fotoğraflar Devlet Tiyatroları sitesinden.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website