“…YORDAN RADİÇKOV - SICAK ÖĞLE

Böylece beş yüzden fazla insan, bir tren dolusu yolcu, oğlanı sudan çıkarmak için hiçbir şey yapamadan köprünün altına, üstüne, ırmağın iki kıyısına toplanmıştı. Boynuna kadar suyun içinde, mosmor kesilmiş oğlan, korku ve kaygıyla, köprüyü ve kıyıları doldurmuş büyük kalabalığa bakıyordu.

Yanında insanlar bile olsa, korku korkudur.

Harman yerinden gelmiş çiftlik işçisi, koltuk altına kadar suyun içinde, oğlanın yanındaydı, dipteki taş yığınına karşın iki koluyla onu göğsünün altında tutuyordu. Hüzünlenmesin, korkusunu düşünmesin diye, adam konuşmak için elinden geleni yapıyordu. Ne söylediği önemli değildi, önemli olan konuşmak, aklına geleni söylemek, ne olursa olsun susmamaktı: Bir saniye bile, çünkü çocuk hemen ağlamaya başlayacaktı.

O zaman çiftlik işçisi de ağlayabilirdi, bir anda herkes ağlayabilirdi. Özellikle kadınlar, çünkü ağlamakta onların üstüne yoktur.

Çiftlik işçisi sordu:

-Yürekli bir delikanlı mısın?

Oğlan gülümsemeyi göze aldı, hemen hemen başardı da.

-Öylesin, öyle olduğunu görüyorum, orası kesin de, şimdi söyle bakalım… söyle bakalım, salyangozlardan korkar mısın?

Oğlan korkmadığını söyledi.Çiftlik işçisi şaşkınlık göstererek,

-Nasıl korkmazmışsın?Onların boynuzları olduğunu bilmiyor musun? dedi.

-Yumuşaktırlar.

-Yumuşak olabilirler, ama salyangozların ne yapacağı hiç belli olmaz. Boynuzlarını batırıp, insanı yakaladığı gibi yüz metre öteye fırlatıverir.

Oğlanın beyaz dişleri parladı.

Çiftlik işçisi başını çevirip köprünün taşlarına, beton dilimlerine, dilimlerden birinin üstünen bir salyangoz kabuğunun duvara tutunduğu yere baktı. Sanki çok önemli bir şey bulmuş gibi birden canlanmıştı:

-Bak nereye tırmanmış, -düşmekten, suda boğulmaktan falan hiç korkusu yok. O senden daha  yürekli galiba. Evet, daha yürekli, haberin olsun.

Irmak sessizce yalpalanarak onları yalıyor, oğlanla çiftlik işçisinin kokularını alıp götürürken, dudaklarının, gözlerinin üstü kum kaplı ayıyı, su içen geyik yavrusunu, Çerkaz kızlarını, uçarken kendi gölgelerine değen kuşların kuru tüylerini yeniden anımsıyordu. Irmak, kıyılarına birikmiş ve sularnda yansıyan bu tedirgin, heyecanlı, aynı zamanda çaresiz korkudan uzak, uyuşuk bir rahatlık içinde akıyordu.

…”


* SICAK ÖĞLE, Yordan RADİÇKOV (24 October 1929 – 21 January 2004 Bulgaristan), İnglizce’den Çeviren Ülker İNCE, Telos Yayıncılık-İstanbul, 1. Baskı, 1996, s. 35-37

 

Bu yazının kategorisi KİTAP.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website