SATRANÇ… Yazan Stefan ZWEIG… Oyunlaştıran Ahmet YAPAR… YönetenSATRANÇ - DEVLET TİYATROSU ANKARA - AFİŞ Özgür AVCU…

ZWEIG Satranç adlı kısa romanında Nazi güçlerinin faşist baskısı karşısında yaşanan ‘değersizlik, tutsaklık, çaresizlik, hiçlik’ gibi duyguların baskısından kurtulma çabasının hazin öyküsünü aktarıyor. Bu duygular altında güç de olsa kaçışı bulanların bile bir kaçıştan ziyade kurtulamadıkları psikolojik sıkıntıların esiri olduklarını, o saatten sonra bir kaçışın asla olamayacağının resmini çiziyor bize. Eser üzerinde uzun uzun yazmayacağım, zira pek meşhur bir eser olmakla birlikte ben biraz abartıldığını düşünmüşümdür; güzeldir, o ayrı… Özetle, elindeki bilgiler nedeniyle Nazi psikolojik esaretine maruz kalmış ve bu baskıdan kurtulmak için tesadüfen edindiği satranç kitabına sığınmış Dr. B.’nin, yıllar sonra bir gemi seyahatinde, dünyaca meşhur bir satranç şampiyonunun yolcularla müsabakasına gayri ihtiyari müdahale etmesi üzerine dökülen geçmiş.

Seyirciler yerleşirken açılış sahnesini satranç oyunu ile başlamış buluyorlar. Bu tür başlangıçları seyircinin gereksiz gürültüsünü kırması açısından beğeniyorum. Saatlerimiz sekizi gösterdiğinde ve temsil resmen başladığında sahne de üç SATRANÇ - M. Bahattin DOĞAN (Dr. B.), Hüseyin BAYLAN (Adam), Hasan Çağrı İLİKOĞLU (McConor), Sercan ÇELİK (Czentovic)başarısız oyuncu görüyoruz ne yazık ki! Romanın başkahramanı Dr. B.’nin (M. Bahattin DOĞAN) sahneye girmesiyle temsil biraz yükseliyor. DOĞAN rolünü son derece doğru biçimde yansıtıyor; bir oyuncu değil, gerçek bir karakter olarak görmeye başlıyoruz Dr. B.’yi ve temsil süresince bozulmuyor bu tavır.

Adam’ı ve beraberinde kısa kısa Nazi görevlisini, tutukluyu, canlandıran Hüseyin BAYLAN’ın isteksiz, zevksiz oyunu, sesinin bile yavan çıkması çok üzücü; hani neredeyse iş yavaşlatma eylemi yapıyor, diyeceğim. Milyoner McConor’ı canlandıran Hasan Çağrı İLİKOĞLU ve Czentovic’i canlandıran Sercan ÇELİK de rollerine çalışmamış gibiler. McConor milyarderden çok bir üçkağıtçıya benziyor; Czentovic’in kişiliğindeki temel unsurları, görgüsüzlüğü, ukalalığı (sözler dışında) bulamıyoruz.

Bunlarla birlikte sahne tasarımı çok kötü. Her ne kadar dekor 149389027543793064-btasarımını yapan Sinan DOĞAN Dekonstrüktivizm stilinde tasarladıklarını belirtmiş olsa da temsil için istenen anlamdan çok uzak. Dekonstrüktivist bir yapının yaratması umulan hiçbir etkiyi yaratmıyor. Tasarımdan anlaşılmaması bir yana, eseri bilmeyenler olayın gemide geçtiğini ancak 10. dakikada, metinden anlayabiliyorlar. Salonda mıyız, otelde miyiz, sarayda mıyız, hangarda mıyız, gemide miyiz, satranç turnuvasında mıyız belli değil? Hâlbuki gemide olmamız önemli, bilhassa belirtilmeliydi. Örneğin Dr. B.’nin salona giriş sahnesinde bir vapur düdüğü ve bir martı efekti de mi kullanılamazdı! Neden gemi önemli? Gemide kaçışınız yok, isteseniz de satrançtan kaçamazsınız; yaşanan örtülü çatışma gemide olmakla doğrudan ilişkili; nasıl ki Dr.B. tutsakken satranç kitabından kaçamayacak, başka tercih kullanamayacak durumdaydı ise, gemide de aynı durumda kalıyor. Gemiyi hiç çağrıştırmayan sütunlar ve ışıklandırma satranç piyonlarını bâri çağrıştırsaymış diye düşündüm; en azından asimetrik, deforme piyonlara benzeyen sütunlarla sahneye biraz estetik katılabilirdi; fakat son derece zevksiz bir dekorla tamamlıyoruz oyunu. Nitekim aynı dekor ve dekorun manasız biçimli unsurlarıyla Dr. B.’nin esaret sahneleri de gerçeklikten uzak kalıyor; tüm sahne M. Bahattin DOĞAN’ın oyunculuğuna biniyor. Çarpılarla ve kesiklerle yaşanan olumsuzluk vurgulanmak istenmişse de bence o etkiyi seyirciye aktaramıyor. Dekor tasarımını yapan Sinan SUNGUR’un kitapçıkta dediğine göre Berlin’de bulunan Daniel LIBESKIND14938902771274809335-b tasarımı Yahudi Müzesi’nden ilham alınmış. (Seyirci de hemen anladı zaten!) Kaldı ki içindekilerle bir bütünlük sağlayan müze binasından bir kesitin temsilde istenileni aktarabileceği nasıl bir yanılgıdır!

Sahnelemede hoşuma gitmeyen unsurlar vardı: Son dönemlerin DT’deki moda sahnelemesi ağır çekim bu temsilde de kendini göstermiş. Güya satranç kareleri gibi düzenlenmiş beş köşede ışıklandırma son derece kopuk ve sahne içindeki akışı bozuyor; birbirine yakın karelerle yaşanan kavga çok daha güçlü biçimde aktarılabilirdi. Ve kareli bir yatak örtüsü kullanılamaması şaşırtıcı.

Ve son olarak metne değineyim. Bir metin düşünün ki özgün metnin sonundaki asıl vurgu kullanılmamış bile. Bende Can Yayınları’ndan Ayça SABUNCUOĞLU’nun çevirisi var; bir kitaptaki sona baktım, bir eserdeki… Nerden nereye! Anlatımıyla, oalnıyla olmayanıyla, eksiğiyle fazlasıyla başarılı bir uyarlama değil kesinlikle.

Özet: M. Bahattin DOĞAN’ın oyunculuğuna tutunmuş başarısız bir temsil.


*Fotoğraflar Devlet Tiyatroları sitesinden alınmıştır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website