SARI NACİYE… Yazan Recep BİLGİNER… Yöneten Zafer KAYAOKAY…SARI NACİYE - AFİŞ

Müzikli danslı bir töre oyunu. Çukurova bölgesinde yaylacılarla ovacılar dünyasında geçen bir oyun. Çukurova’ya inmenin getireceği belaları bilen yaylacılar geleneklerini devam ettirip yaylada kalmayı sürdürürler; ama zordur yaylada hayat. Çukurova’da iş vardır, pamuk toplanır, ırgatlık vardır, para biriktirilir. Anlatılan güzel yanı bunlardır Çukurova’nın.

Her yıl ırgat aramaya gelen Elci (Caner Kadir GEZENER) tutkundur Sarı Naciye’ye (Feray DARICI). (Dikkat: Elçi değil, Elci. Temsilde iyi vurgulanamamış bir ayrıntı.) Naciye de içten içe yanıktır; belli etmez, edemez; töreler izin vermez. Naciye’nin babası Kör Hasan atalarından gelen geleneklerine sıkı sıkı bağlıdır; ne Naciye’yi ne ağabeyi Osman’ı (Kadri ÖZCAN) koyar Çukurova’ya. Osman da sıkılmıştır yayladan, yayla köylüleri de. Yayla köyünde bir kaçışın kokusu enikonu yayılmıştır artık.

SARI NACİYE - Ahmet ERKUT (Kör Hasan), Feray DARICI (Sarı Naciye)Ana çerçevesiyle özetini vermeye çalıştığım oyunun yönetmen Zafer KAYAOKAY tarafından epey değiştirildiğini fark ettim. Eserde hiç yer almayan bir Osman-Gülsün (Deniz Gökçe KAYHAN) aşkı var meselâ. Eserde yer almayan bir konuyu esere yerleştirince hapiste olduğu için ikinci perdede ortalarda görünmeye Osman’ın yavuklusu Gülsün’ün de ne yaptığı, nasıl bir psikolojide olduğu, düştüğü açmaz vs. hiç anlatılamadan kalakalıyor havada. Bir tiyatro oyunu düşünün ki birbirini sevenlerin akıbeti hakkında tek bir gelişme olmadan âdeta üstüne sünger çekiliyor.

Üzülerek eserin de pek güçlü bir eser SARI NACİYE - Feray DARICI (Sarı Naciye), Ahmet ERKUT (Kör Hasan), Kadri ÖZCAN (Osman)olmadığını söylemek isterim. Adanalı Recep BİLGİNER’in bölgenin sorunlarına değinmek istemesi gayet doğal; ancak anlatılmak istenen aşk-töre çatışması çok dağılmış ve örgü çok temelsiz kalmış. Babanın töreye bağlılığı, Osman’ın yaylaya inmek istemesi, (oyunda olmayıp ne gerek varsa temsilde olan Gülsün-Osman aşkı), Naciye’nin Elci’ye duyduğu ve bir türlü somutlaştıramadığımız hisleri, orman yangını ve yangında kaybolan Kör Hasan ve oğlu Osman ilk perde konuları. Naciye’nin ırgatlar arasında kıskanılması, Elci’nin Naciye’yi koruyup kollaması, ırgatların ve çalışanların Elci’yi sevmemesi, Elci’nin Boyalı Ayşe (Pelin DİKMENOĞLU) ile ilişkisi, Elci’nin kadınları kandırıp Boyalı Ayşe üzerinden satması (mı nedir anlaşılmayan bir katakulli), Kör Hasan’ın kızı Naciye’yi ovada araması, Naciye’nin sıtma olması, Boyalı Ayşe’nin Naciye’ye acıması, Naciye-Elci yakınlaşması, Kör Hasan’ın deli dana gibi Naciye’yi araması, ırgatların geçmişinde de kızlarıyla ilgili dertlerinin olması (gibi yersiz manasız bir örtülü gerçeğin su yüzüne çıkıp çıkmaması kararsızlığı) ikinci perde konuları. Konular birbiri içine giriyor ve bir temel bulmadan harmanlanıp bırakılıyor.

SARI NACİYE - Pelin DİKMENOĞLU (Boyalı Ayşe), Caner Kadir GEZENER (Elci), Feray DARICI (Sarı Naciye)Sarı Naciye’yi canlandıran Feray DARICI çok sert bir karakter yaratmış. Eseri okuduğunuzda görüyorsunuz ki öyle bir Naciye yok aslında. Meselâ kardeşiyle hiç de sahnelendiği gibi sert, tersleyen bir ilişkisi yok. Ya da Naciye Elci’ye karşı sahnelendiği kadar dik, burnundan kıl aldırmaz değil eserde; ama bizdeki yorumda Naciye Elci’den nefret ediyor gibi bir hava seziliyor; sonra bir bakıyoruz birden yumuşayıveriyor.

Temsilde açılamayan, dile gelemeyen, saklı kalmak SARI NACİYE - Aydın UYSAL(Cuma), Ahmet ERKUT (Kör Hasan), Özlem TOKASLAN (Naz Ana)zorunda hissedilen duyguların dansla, iki ayrı ruhla aktarılması sahneleme adına başarılı bir düşünce. Orkestranın canlı olması da başka bir keyf. Elci’yi canlandıran Caner Kadir GEZENER’i çok başarılı buldum; Boyalı Ayşe’yi canlandıran Pelin DİKMENOĞLU ise seyircinin ilgisini açan ve oyuna hareket getiren tek oyuncuydu desem yanlış olmaz. Naz Ana’yı canlandıran (özgün metinde yok öyle biri) Özlem TOKASLAN ise -rolü baskın olmamasına, araya sıkıştırılmış bir rol gibi durmasına rağmen- sahneye yakışan biri olduğunu gösterebiliyor. Oyunun en ilgi çekici yanı mı? Fotoğraflardan göreceğiniz üzere kostümler. Candan GÜNAY yöreye, konar göçerlere, yörüklere uygun ve aynı zamanda inanışları, yaşam biçimini yansıtan rengarenk bir tercihte bulunmuş. İnanışlar demişken, oyunda Anadolu inancına ilişkin göndermeler de yer alırken sahnelemede bunlar pas geçilmiş.

Anlattığı konuyla eskide kalmış bir eser diyemem; çünkü iki senedir sahnelenen Yaşar KEMAL’in eseri Teneke de bir Çukurova hikâyesi; ama fevkalâde başarılıydı ve sanki günümüzdü. Bence Sarı Naciye hem kalemiyle hem yönetimiyle Teneke’nin epey gerisinde kalmış bir temsil. Belki daha kuvvetli bir yorum gerekiyor.


*Fotoğraflar Devlet Tiyatroları sitesinden alınmıştır.
Bu yazının kategorisi GENEL.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website