PAŞA… Yazan Akbar ŞERİAT… Yöneten Nazila İRANZAD BERAM…

12. ETHOS Ankara Uluslararası Tiyatro Festivali kapsamında İran’dan gelen PAŞA TİYATROSU’nu seyrettim. Tanıtımda verilen özeti aynen aktarıyorum:

Oyun İran Meşrutiyet Devrimi öncesinde gerçekleşen olayları anlatmaktadır. Yaklaşık 130 sene önce Tebriz şehrinde vurgunculuk yapan devlet adamlarının karşısına çıkan kadınlar, Zeynep Paşa liderliğiyle vurguncuların depolarını boşaltıp erzakları halkın evlerine nakletmektedir…

Oyunun adı PAŞA. Zeynep Paşa tarihi bir karakter. Yalnızca bir kahraman değil, kadınların uyanışını temsil eden bir önder. Özgürlük hayali kuran ezilmiş kadınlar için yüzünü açarak dolaşma cesaretini gösterebilmiş bir simge. Oyunda genel bir erzak tanımı yapılmışsa da tarihi gerçeklerde Zeynep Paşa’nın başkaldırısı tütünden dolayıymış.

Oyun tarihi gerçekler ışığında Azeri Türkçesi ile kaleme alınmış. Yer Tebriz, yani Azerilerin yoğun olduğu, Azerice konuşulan bir bölge, Güney Azerbaycan da deniliyor. Hemen bir kahramanlık öyküsü, destansı bir üslup sanmayın; eser bugüne uyarlanarak mizahi bir havayla yazılmış. Bazı ortak, bildik kelimelerden anlatılmak istenen anlaşıldığı gibi oyuncuların marifetlerinden de aşağı yukarı bir çıkarımda bulunulabiliyor. Türkçe üst yazı olacağı söylenmişti, göremedim; o yüzden biraz havada kaldığını itiraf etmeliyim. Ama oyuncuların performansları çok çok iyiydi.

Zeynep Paşa rolünü bir erkek oynuyor. Oyunda başka kadın karakterler de olmakla birlikte bir tek Zeynep Paşa’yı erkek oynuyor o dönemin tiyatrosundaki durumu temsilen. Oyun içerisinde güfteli besteli anlatımlara de yer verilmiş. Gösterişsiz; fakat akıcı ve tempolu bir temsil.

Akün’ün geniş sahnesini kullanmak yerine (sanırım alıştıkları üzere) ortada dar bir mekân yaratarak sahnelediler temsillerini. Sahnenin iki yanına sandalyeler koyuldu ve seyircilerin koltukların dışında buralara da oturmaları istendi. (Hiç yapmadığım bir işi mecburen yaptım; temsil ile ilgili fotoğraf bulamayacağımı tahmin ettiğimden cep telefonumla fotoğraf çektim.) Açılış sahnesi: Dairenin ortasına sıkışmış bir kadın. Tepesinden sarkan ve adeta boynuna geçmeyi bekleyen kalın bir idam urganı altında. Ve etrafında nöbetçi asker dönüyor savunmasız bir kadın karşısında gücünü hissettirmek istercesine. Fonda son derece güzel, bir o kadar da acı dolu bir müzik. Sadece bu sahne bile İran’a, kadına dair çok şey anlatıyor.

Temsilden sonra soru-cevap bölümü oldu. Bizim tiyatromuzun, sahnemizin büyüklüğüne çok şaşırmışlar; küçücük sahnelerde oynuyorlarmış. Oyunun Azerice olması İran’da biraz risk taşıyormuş elbette; ama üstesinden gelmiş görünüyorlar. Devlet tüm tiyatro faaliyetlerini önceden bir denetime tabii tutuyormuş, metni okuyup kontrol ediyormuş.

Sohbetten sonra yazarın yanına gidip metnini alıp alamayacağımı sordum, Arap elifbası ile yazdığını söyledi. Umarım bu güzel eser bir gün dilimize kazandırılır. Unutmayalım ki İran’da çok ciddi bir Türk kültürü var, şimdilik bilinçli bir uyku evresinde.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website