PALTO… Yazan Nikolai Vasilievich GOGOL… Yöneten Mine ACAR…

Uyarlama Kadri ÖZCAN. Alnından öpüyorum. Hiç tereddütsüz diyebilirim ki müthiş bir uyarlama. Aynı zamanda temsilin biricik oyuncusu Kadri ÖZCAN’ı şu aralar RUMUZ GONCAGÜL’de zampara Kenan rolünde seyrediyoruz. O rolde seyrettikten sonra oyunculuğuna güvenerek PALTO’ya gittim ve tam manasıyla birinci sınıf profesyonel bir oyunculuk ve temsil seyrettim. Yarattığı karakterin seyirciye yansıma ile Kadri ÖZCAN beni büyüledi. Diğer yazılarıma göz gezdirdiyseniz kolay kolay kimseyi methetmediğimi görmüşsünüzdür; fakat ÖZCAN’ı övecek iltifat bulamıyorum. Özellikle ÖZCAN’ın makyajına bayıldım. Kostümünden dekoruna, ışığından makyajına harika hazırlanılmış bir temsil. Tek sıkıntı efektler. Sadece açma ve kapama düzeneği olan, CER Modern’in ilkel ses sistemi güzelim akışı bozuyor; dışarıdan gelen yabancı bir etken gibi; katkı sağlamıyor, bilakis dikkat dağıtıyor. Kuşkusuz bu CER Modern’in kendine yatırım yapmamasıyla ilgili bir durum.

Palto Rus edebiyatının temel taşlarından biri. Öyle ki Dostoyevski gibi bir devin “Hepimiz Gogol’un Palto’sundan çıktık.” dediği yaygınca kullanılan bir anekdottur. Özünde insana verilen değerin maddiyattan ve mevkiden kaynaklandığını, bu değerlere sahip olamayanların ise ikinci sınıf insan yerine konulduklarını ve hatta o insanların kendilerini ezik, toplum dışı hissettikleri anlatır. Bu insanların bir tek çıkışları vardır o da gösteriş. Beraberinde Rusya’daki yozlaşma, başıboşluk, kanunsuzluk, düzensizlik, ahlaksızlık anlatılır. Nitekim hâlen Devlet Tiyatroları bünyesinde sahnelenen Dostoyevski’nin Yer Altından Notlar’ı da insanlığın amansız hastalıklarını benzer biçimde anlatmaktadır. Bizim kültürümüzün de hiç yabancısı olmadığı hazin durumu Nasrettin Hoca fıkrası özetler adeta: Ye kürküm ye!

Eserin başkahramanı Akaki Akakievich çalıştığı devlet dairesindeki herkesin dalga geçtiği bir memurdur. Dürüsttür, ahlaklıdır; ancak yoksuldur. Üstündeki palto lime lime olmuştur; ancak kendini işine vermiş, Rusya için çırpınan adamcağızın üstüne yeni bir palto diktirecek parasının denkleşmesi neredeyse mucizedir. Hissettiği baskıyı daha fazla kaldıramayan Akaki Akakievich yemez içmez para biriktirir ve nihayet kendine güzel bir palto diktirmeyi başarır. Bir anda herkesin gözdesi olmayı başarır.  Ne var ki alışmadık sırtta palto durmaz, misali, ilk davet edildiği toplantıdan çıkışta paltosu gasp edilir. Ne polisten fayda vardır, ne bürokrasiden. Paltosuz üşüyerek ve paltosuz kalmaktan hastalanır ve ölür Akaki Akakievich; ama mücadeleyi bırakmaz; çünkü görülmesi gereken bir hesap vardır. Ezilenlerin intikamı alınmalıdır!

Özgün eserde olaylar bir öykü gibi, bir tür şehir efsanesi gibi anlatılırken uyarlamada olayları bizzat Akakiy Akakiyeviç’in dilinden dinliyoruz. Kitaptan bağımsız ve zekice düşünülmüş bir kurgu. Her ne kadar tanıtım metninde esinlenme denilmişse de bence uyarlama (ama laf olsun diye uyarlama değil, üzerinde çalışılmış birinci sınıf bir uyarlama) daha uygun düşüyor. Yazının bir kısmını aktarmayı düşünüyordum; fakat çok güzel bir yazı, bozmak istemedim.

Görüşlerimi sonlandırmadan önce dekorda Selim CİNİSLİ’yi, ışıkta Ali ERTEKİN’i, kostümde Duygu GÖKALP’i en içten duygularımla tebrik ederim. Makyajı muhtemelen Kadri ÖZCAN kendi yapmıştır diye düşünüyorum ve tekrar kutluyorum. Ve tabii ki bizi büyüleyen bu çalışmanın yönetmeni Mine ACAR’ı tebrik ederim.

Mutlaka gidin. Mutlaka gidin. Mutlaka gidin. Mutlaka gidin.

 


Nikolai Vasilievich Gogol sadece bir öykü ya da roman yazarı değildi. Bilindiği üzere kendisi dram sanatına da büyük katkılar sağlamıştır. Müfettiş adlı oyunu sadece bir klasik değil, ölümsüz bir eser olmasıyla bilinir. Gogol’ün bu yanı tüm öykülerine ve hatta romanına yansımıştır. Yani öyküler sadece okunabilir değil, dramatik yanları sayesinde oyunlaştırılabilir haldedir. Bu konuda ‘Bir Delinin Hatıra Defteri’ en iyi örneği teşkil eder. Hemen dünyanın her yerinde, her önemli tiyatrosunun repertuarında kendine yer bulmayı başarmıştır. ‘Palto’ orijinal adıyla ‘Shinel’ adlı öykü ise daha önce Jean Cosmos tarafından oyunlaştırılmıştı. Bu oyunda Gogol de oyunun bir kahramanı olarak ortaya çıkıyordu. Tıpkı ‘Bir Delinin Hatıra Defteri’ adlı öyküsü gibi bu oyun da dünyanın bütün önemli tiyatrolarının repertuarında yer buldu.
‘Palto’ dünyanın en önemli öykülerinden biri olması dışında, Rus edebiyatının açılış seremonisi olan bu öyküyü her zaman tek kişilik bir oyun olarak, oyunlaştırma ihtiyacı vardır. Nedeni Jean Cosmos’un adaptasyonun dönemi anlatmada yakaladığı başarıyı başkarakter Akaki Akakievich’i anlatmada gösterememesindendir. Akaki Akakievich, tıpkı halefi olan Poprishcin gibi deliliğin sınırlarında ciddi bir gezintiye çıkar ve Poprishcin’in aksine ölüp gitmez. Hortlar! Zavallı, kimsenin görmediği, her fırsatta aşağıladığı bu küçük adam yenilmez bir intikam savaşçısına dönüşür ve tüm düşmanlarını alt edene kadar kente musallat olur. Akaki Akakievich’in hikâyesi o kadar özeldir ki; onu kalabalığın içinde gördüğümüz tüm öykü ya da oyun boyunca aslında hep yapayalnızdır. Kalabalığın aydınlatamadığı tek bölgedir. 
Bu özellikleri dikkate alındığında Akaki karakteri, tek başına bir yolculuğu hak etmektedir. Ben de bu nedenle Akaki’nin kendi öyküsünü anlatmasına yardımcı olmaya karar verdim.
Oyun hikâye ile aynı düzlemde hareket etmeyen, öykü ile tarihsel bağı dışında daha çok esinlenme barındırmaktadır. Başkahraman Akaki bilmediği bir mekânda uyanır. Bu mekân eşyasız ve anlamsızdır. Hiç bir yere benzemektedir. Akaki burada tanımadığı ve bir türlü uyandıramadığı bir adam ile karşılaşır. Bu adamın kim olduğunu sorgulamaya çalışırken, kendinin kim olduğunu bilmediğini de fark eder. Hafızasını yitirmiştir. Tüm hayatını yeniden hatırlamaya çalışır. Bazen olmamış şeylerin peşine takılır ve kaybolur. Sonunda tüm olayları ve başına gelenleri anımsar. Anımsadığı her şey asıl öykünün yani Gogol’ün Palto’sudur. Karşılaştığı insanlar, olaylar ve kendisi hepsi tek tek yerine oturur. Akaki zamanla öldüğünü de anlar. Oyunun başından beri kim olduğunu sorguladığı uyanmayan adamın kendisi yani Akaki Akakievich olduğunu anlar. İntikam için sokağa çıkar.
Küçük adam tarih boyunca ezilmiş ve ezilmeye devam edecektir. Hemen her döneme ait bir kişiliktir bu. İlk çağda da vardır. Bugün de bizlerle birlikte yaşamaktadır. Belki günümüzde Amerikan rüyası olarak adlandırılan illüzyon ile küçük adamlar “her an” önemli birilerine dönüşecekleri yalanları ile kandırılmaktadır ama bu da yine küçük adam için uydurulmuş bir yalandan başka bir şey değildir. Küçük insanlara hayallerinde olmak istedikleri adamların neler alıp, neler yedikleri anlatılmakta ve onlar gibi olabilmeleri için gösterilen ürünleri almaları tavsiye edilir. İşin gerçeği; günümüzde hepimiz birer Akaki’ye dönüşmüş durumdayız. Hem siyasi, hem maddi hem de sosyal anlamda küçük insanlarız. O nedenle hepimizin yerine bırakalım Akaki intikamını alsın!

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website