ÖDÜL… Yazan Carole FRECHETTE… Yöneten Sinan PEKİNTON…

Muhteşem muhteşem muhteşem… İlk kez bir yazıma böyle başlıyorum; çünkü Kulis Sanat oyuncularını ÖDÜL’de seyredip de ‘muhteşem’ dememek tiyatroya ihanet olur. Çok çok enderdir tiyatrodan bu derece tatmin olmuş şekilde çıktığım, bu vesileyle Béatrice’i canlandıran Ayşin TABİLOĞLU’nu ve Jean’a hayat veren Serkan MELİKOĞLU’nu avuçlarım patlayana dek alkışlıyorum. Klavye bıraksa daha da methederim ama yazıya dönmem gerekiyor artık.

ÖDÜL* Fransız yazar FRECHETTE’in oyunu. (Adının neden ÖDÜL diye tercüme edilidiği üzerine düşünüyorum, yazının sonunda değineceğim.) Bir gökdelenin (veya yüksekçe bir binanın) otuz üçüncü katında ikamet eden Béatrice ilan ile kendisini etkileyecek, duygulandıracak çekici bir erkek aramaktadır. Daha önce on dört ilişkisi olmasına rağmen hiç sevmemiş olduğunu özellikle vurgulamıştır ilanda. Ödül tatminkârdır. İlanı gören Jean ödüle talip olmak üzere otuz üçüncü kata çıkmıştır. Biz Jean’ı odada beklemekteyizdir Béatrice ve endişeleriyle birlikte. Oyun başlar. Kapı çalınır, Béatrice kapıyı açar, Jean soluk soluğa içeri girer… ve…

Kendimi tutamayıp yazımın başında yazdığım üzere karakterlerini müthiş özümsemiş ve seyirciye aktarmayı başaran iki oyuncu var sahnede: Ayşin TABİLOĞLU ve Serkan MELİKOĞLU. Béatrice’in başta kendinden emin, biraz şuh, biraz havalı, biraz otoriter tavrının bir anda tam ters yönde yine mükemmel biçimde canlandırılması etkileyici. Keza Jean’ın iniş çıkışlarındaki büyük dalgalar ve seyirciye geçecek kadar güçlü duygu hareketliliği çok çarpıcı. Özellikle iki sanatçının da seslerini kullanmadaki başarıları ve beden dilleri harikulade.

Oyunun girişinde yazar tam bir sahne tanımı yazdığı için aynen uygulanmasında sakınca yok bence. Boş bir oda. Bir koltuk. Geniş bir pencereden gökdelenli şehir manzarası. Elmalar. Su şişeleri. Temsilde pas geçilmiş; ama yazarın görmek istediği sepette duran kırmızı elmalar ve yere atılmış kararmış elma göbekleri erkeklere yönelik bir gösterge. Ayrıca Béatrice’in upuzun saçları ile kule gibi yüksek bir yerde esir hissetmesi de tıpkı elma sepetinde olduğu gibi masallara yönelik simgeler. Keşke vurgulansaymış.

Ödüllü bir yarışmadan yola çıkarak (yazarın gözünde) kadın erkek dünyasının küçük bir örneği belki. Erkeğin materyalist düşünceyle yirmilik banknotlarda mutluluğu arayışı, kadının duygu dünyasıyla sevgiyi arayışı. (Eserdeki yaklaşım böyle; ama bunun altına imzamı atamayacağım.) Jean aşkın ne olduğunu bile bilmediğini söylüyor açıkça. Béatrice ise aşkı arıyor ve bulamamaktan çöle dönmüş, kurumuş hissediyor kendini; acılarını aşkla kapatmak istiyor.

Jean’ı açık biçimde ifade eden replik:

“Hikâye istemiyorum, somut bir şey istiyorum, dokunabileceğim, elime alabileceğim, cebime koyabileceğim…”

Béatrice’i açık biçimde ifade eden replik:

“Bana bir erkeği sevince ölüm daha az düşünülür ve insanın içi daha az kuru olur demişlerdi. Peki, ama bir erkeği sevmek nedir diye sorunca, etkilenmek, duygulanmak, onu çekici bulmaktır demişlerdi.”

Ve aralarındaki uçurumu anlatan replikler:

Béatrice: … İki küsur odalı evine yalnız gidip kusmak daha mı iyi? Kapıyı kapatıp yavaş yavaş banyoya     
                  doğru yürümek ve midemizi ağrıtan bütün yoksunluklarımızı kusmak daha mı iyi?
Jean: Ne yoksunluğu?
Béatrice: Şu o kadar eksikliğini duyup, ne olduğunu bile bilemediğimiz şey.
Jean: Neden bahsettiğini anlamıyorum.
Béatrice: Evet, anlıyorsun.
Jean: Ben gidiyorum buradan.
Béatrice: Hayır kal.

Yönetmen Sinan PEKİNTON’un tecrübesi gençlere muhakkak yansımıştır, orada bulunması bile başlı başına bir güç olsa gerek. Özellikle ses kullanımında zaten ekol bir kumaş PEKİNTON. Temsilde kullanılan kapalı yerde sıkışıp kalma korkusu da hem metaforik olarak hem aksiyon olarak güzel bir farklılık katmış. Genelde oyuna müdahaleleri hiç hazzetmem; ama çok yerinde ve cuk oturmuş bir ekleme olmuş. O küçücük sahnede böyle büyük bir iş çıkarmak… Tebrikler!

ÖDÜL adına gelince… Özgün adı JEAN ET BEATRICE yani JEAN VE BEATRICE olan oyun dilimize Ece OKAY tarafından ÖDÜL olarak kazandırılmış. Ödül’ü neye odaklanmamız gerektiği, konunun ne olduğu hususunda bir ipucu olarak algılıyoruz. Açılış sahnesi de doğrudan kazanılacak ödül üzerinden ilerlediği için seyirci tamamen ödüle odaklanıyor; oyunu somutlaştıran bir başlık. Duygu dünyasında çıkıp somut dünyaya çekildiğinde bir tür yarışma algısı canlanıyor ister istemez. Kadın-erkek çatışmasına bakışımızı öteliyor, oyunun ikinci yarısına bırakıyor, sanki birinci bölüm ÖDÜL ikinci bölüm JEAN VE BEATRICE. ÖDÜL adının JEAN VE BEATRICE’den daha ilgi çekici olduğu gerçeği yadsınamaz, merak uyandırıyor, olsa olsa bu! Bir yönüyle ise mantıklı bir tercih gibi duruyor.

Ve son olarak tekrar tekrar Ayşin TABİLOĞLU’nu ve Serkan MELİKOĞLU’nu kutluyorum. Lütfen ÖDÜL’ü kaçırmayın.


* FRECHETTE, Carole; Ödül (Özgün adı: Jean et Béatrice), Çeviren Ece OKAY, Mitos Boyut, 1. Basım 2014

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website