NURİ PAKDİL’İN UMUT’U ÜZERİNE BİR DENEME

Daha önce Nuri PAKDİL’in Ankara İrfan Şahinbaş Sahnesi’ndeNURİ PAKDİL - UMUT sahnelenen UMUT oyunu ile ilgili görüşlerimi kaleme almıştım. Bu yazıma önceki yazımdan bir paragrafı buraya taşıyarak başlıyorum:

…Düz bir metinden ziyade felsefî bir akışla ilerleyen bir metin duyuyoruz; zaman zaman şiirsel ifadelerle, mecazlarla tetikliyor düşüncelerimizi. “Kafamın içi ıhlamur ormanı.” Buyurun bakalım!.. Tek sıkıntı, oyunun akışı içerisinde hem sorulan soruları hem de bu tür mecazları uzun soluklu sorgulama fırsatı bulamamanız. Bilinç akışına aynı hızla eşlik etmek gerçekten çok çok zor bir iş.  Seyredilmesinin yanı sıra mutlaka uzun soluklarla okunması gereken bir metin Umut. Son birkaç yıl içerisinde sahnelerde gördüğümüz ve bundan sonrasında da görebileceğimiz en zor metinlerden biri. Baştan söyleyeyim okumak epey emek istiyor…

Kısa bir metinle örnekleyelim:

Dostum bir avukattı. (Sahnenin önüne gelir) Bunu da cinayet ilgilendiriyor. (Düşünür) Cinayet de bir kuraklığın sonucu. (Gider, koltuklardan birine oturur) Nereden geliyor bu tutku? (Sessizlik) Tükenmiyor. (Dalgın) Yoksa tükendi mi? (Bir öykü anlatır gibi) Ne bereketli insan soyu! Çok. Genel kesim de tüketemiyor. Bitti sandığımız yerde gene bir belirti. Daha da yoğun. Eskisinden de yeşil. Gür. Olasılık. Belki (Atılgan)Kentin yargıçları, bir de kendilerini yargılamayı hiç düşünmüyorlar. (Güler) Eğlenceli olurdu. (Oturduğu koltuğu elleriyle sağlamca tutar, kaldıracakmış gibi yapar) Yöneticinin gözüne koltuk tozu kaçınca ulusunu tanıma olanağı yok. İri iri toz toplamı. (Zoraki ve acı bir kahkaha atar) Hâlâ altı milyarı geçiyor sayımız. Hepimizi tek tek yazarak toplasak toplam neyi verir bize? (Kararlı) Bizi açıklayabilir mi? (Dalar) Günlük yumurta üretimi… (Zihninden hesaplar) on bir milyon yüz on bir bin yüz on biri buluyor. (Bilgelikle) Bu, on bir milyon yüz on bir bin yüz on bir yumurtayı toplayarak bu sayıyı elde ettiğimizi belirtir. (Ayakta) Oysa insan yumurta değildir. (Bir an) Bir kanıt daha var. (Çevresine bakarak) Bombaların toplamı. Patlayacak her bombanın belli bir gücü var. Ülkelerdeki bombaların sayısını da biliyoruz. (Alaylı) Tüm bomba yapımcılarına sağlıklı patlatabilme olanağı dilerim. (Acele) Bu sayıları topladık mı, çıkan sayı, patlayacak bombaları gösterir. (Bağırır) Baş cellat. (Sakin) Cellatlar. (Sessizlik) İki insanın patlama gücü birbirine benzemeyeceği için, iki insanı toplayarak çıkan sayıya nasıl iki diyebiliriz ki? (Durur) Toplam iki, iki insan değildir. (Çevresine bakar) Avuntu. (Sessizlik) Yılgıya düşmemek için başvurduğumuz oyun mu diyelim? (Kararlı) Gerekli değil mi?
…*

UMUT - NURİ PAKDİL - YUMURTALAR -Yazım tekniği dikkatinizi çekmiştir sanırım; yazar neredeyse her eylemi tanımlamıştır parantez içlerinde. Neden? Tam anlamıyla düşünce sürecini aktarabilmek, bir yoruma mahal vermemek için yazarın tercihi bu yöndedir, diye düşünüyorum. Vurgular, suskular, tavır tam yazarın zihnindeki gibi aktarılmalıdır.

Oyundaki Bay karakteri telefonda arkadaşıyla görüşür ve yukarıdaki repliği söyler. Avukat arkadaşı muhtemelen tarafı olduğu cinayet davasıyla ilgili birkaç söz etmiştir ve Bay cinayetin toplumdaki yerini sorgulamaya başlar. Davadan bağlantıyla yargı makamına geçerek aslında en üst perdeden bir öz muhasebenin gerekliliğine gelir. Düşüncesinde yargı Bay’a devlet gücünü ve devlet gücü de iktidarı çağrıştırmıştır. İktidar ise hepimizin aklına hemen geldiği üzere koltuk kavgasını, kirlenmiş siyaseti getirir. Uçuşan tozlardan insan kalabalığı, yitip giden toplum çağrışır. Hesaplanamaz bir kalabalık; vardır, çoktur; ama UMUT - NURİ PAKDİL - Bomba 1hesaba gelemez bir türlü. Önce insanı –doğal olarak– doğayla birleştirir, yumurtayla kıyaslar; ama bunun istediği etkiyi yaratmadığını fark eder, daha güncel, daha vurucu bir etkiyle hesabını ortaya koymak ister ve bombayı tercih eder; çünkü artık insanoğlunun günlük hesabı bu tür imgelere açıktır. Ancak çağın getirdiği yılgıyla kendisi de hesabının içinde kaybolur; çünkü gidilen yolda bir yanlışlık vardır, bu yanlış çok açık görülmekte, bilinmekte; ancak önüne geçilememektedir. Her şeye rağmen umutsuzluğunu yitirmemeye çalışır.

Sonuç itibarîyle Bay gelen bir telefon üzerinden söze girip insanoğlunun çaresizliğiyle yüzleşir. Bir davadan, bir cinayet davasından başlayıp koca bir toplumun teknolojiye kurban gidişinde noktalar düşüncelerini. Tüm akışı bütünlediğimizde cinayet, yargı, erk, insanoğlu ve teknoloji çerçevesinde araya sıkışmış bir kavram gibi durur insanoğlu; belki tüm kavramların içinde, özünde yer alır; ama tümünden olumsuz etkilenen bir kavramdır. Belki de bir tek yumurta-bomba bile yazılamayan, söylenemeyen binlerce söze değer.

İşte bunlar üzerine düşünmektir görevimiz. Tiyatro bunun için güzeldir; hem düşünmeye zorlar bizi hem sorgulamaya.


*Umut, Nuri PAKDİL, Edebiyat Dergisi Yayınları-Ankara, 4. Baskı-Ekim 2014, s. 42-43

Bir Cevap Yazın