MİKADO’NUN ÇÖPLERİ… Yazan Melih Cevdet ANDAY… Yöneten Suat ÖZTURNA…

Melih Cevdet ANDAY Türk edebiyatının tartışmasız en güçlü kalemlerinden biri. Şu iki senede iki tane ANDAY temsili seyrettiğimiz için biz Ankaralılar çok şanslıyız bence. İlk oyun MÜFETTİŞLER’di. Temsil üzerine güzel bir yazı yazayım derken o kadar zaman geçti ki üstünden, yazamadım. Dört kez seyretmiş olmama rağmen (umarım yeni dönemde tekrar sahnelenir) tekrar giderim. Özellikle son sahnede, gözlerimi dolu dolu eden Can ATİLLA bestesini unutmam mümkün değil.

Gelelim MİKADO’NUN ÇÖPLERİ’ne. Bir Erkek (Evren Çağrı TURAN) ve bir Kadın (Başak Anat ÖZCAN). İsimlerini bilmiyoruz, bir erkek ve bir kadın sadece. Soğuk, buz gibi soğuk, karlı bir gecede Erkek sokakta rastlıyor Kadın’a. Kadın’ın kucağında bir kundak, soğukta öylece bekliyor. Erkek onu evine davet ediyor, yoksa Kadın donacak. Ürkerek de olsa kadın kabul ediyor. Eve geliyorlar ve temsil eve giriş sahnesiyle başlıyor.

İki farklı dünyayı temsilen sahnedeler. Ürkekler birbirlerine karşı. Erkek yaşadıklarıyla hırpalanmış, acılar çekmiş ve her şeyi mantık çerçevesinde akılla çözümlemeye çalışmış; ama işin içinden çıkamadığı için dünyaya, insanlara ve düzene karşı isyan bayrağını açmış. Kurallarını, safları belirlemiş ve artık bundan bir kaçış olmadığı görüşünde. Dünyayı, insanı anlamaya çalışmış; başaramamış, başaramayacağını fark etmiş. Bu durum Erkek’i isyankâr, öfke dolu bir hale getirmiş. Kadın da elbette acılarla yoğrulmuş; ancak onun dünyasında hep bir umut var. Sevgide, duyguda arıyor kurtuluşu; darbeyi oradan almış olmasına rağmen. İnsanların neden maddeci dünyayı bu kadar önemsediklerini çözemiyor. Ufak dokunuşlarla hayatın güzelleşebileceği kanısında; ancak Erkek’in yanında anlattıklarının ne kadar romantik kaldığını göremiyor. Erkek öfkelendikçe, sevmekten sevilmekten bahsediyor. Bir türlü ortak noktada buluşamadıklarını aralarındaki iletişim bozukluğundan, yanlış anlamalardan, anlayamamalardan kolayca çıkarabiliyoruz. Her ne kadar birbirlerine konuşuyor görünseler bile bir anlamda kendileriyle yüzleşiyorlar ve bugüne dek içlerinde sakladıklarını döküyorlar. Bu iki zıt kutup hem kendilerine hem birbirlerine açılarak, kurnazca oyunlar oynayarak aslında diğerini kendi tarafına çekmeye, ikna etmeye çalışıyor. İkisinin de anlattıkları hayata dair sıkıntıları, insanlardan bulamadıkları; fakat bakış açılarından dolayı bir türlü orta noktayı bulamıyorlar.

Ve tüm bunlar duran zaman içerisinde gerçekleşiyor sanki; saat duruyor ve insanlık o an için bir tartışmaya başlıyor hayata nasıl devam edilmesi gerektiğine dair. Tâ ki saat çalışmaya başlayana kadar, tâ ki ortak bir nokta bulunamasa bile umudun var oluşuyla aydınlanan dünyaya kadar. Aynı curcuna, aynı hengâme, aynı sorular, aynı cevaplar… ve aynı umut!

Benim görüşüm, oyunda kilit bir anlatım tarzı var ki o da duran zamana saplanıp kalmama, duran zaman-akan zaman birlikteliğini kaybetmeme, ikiliği korumadır. Yani sorgulamalarımızı, düşüncelerimizi duran zamanda yaparken, diğer yandan akan zamandan kopmamanın gerekliliği önemlidir. ANDAY temsilde bir itiraf/sorgu dünyası yaratmışken, diğer yandan akan zamanı ara ara anımsatır. En belirgin biçimi köpek havlamalarıdır. Dışarıda bir dünya vardı yine de, kaçış yoktur. Komşuların kapıyı çalması keza aynı görev içindir diye düşünüyorum.

Temsilde ayna olarak kullanılan parlak kâğıt kaplama bence son derece başarılı bir tercih olmuş. Oyun içerisinde bahsedildiği biçimde yüzün unsurlarına dağılmasını somut biçimde yansıttığı gibi, daha önemlisi, hiçbir zaman aynada tam manasıyla kendimize ulaşamayacağımızı, kendimizle kesin bir yüzleşmeyi başaramayacağımızı veriyor.

Neden MİKADO’NUN ÇÖPLERİ? Mikado’nun Çöpleri birer karış uzunluğundaki kürdan kalınlığında, renkli çöplerle oynanan bir oyundur. Çöp şiş çöpleri gibi. Mikado Japon kralının adıdır. Bir demet halinde tutulan çöpler bırakılır ve serbest dağılımla düşer. Oyuncular çöpleri tek tek, fakat diğer çöpleri sarsmadan almaya çalışırlar; seçtiği çöpü alırken diğerini kıpırdatan sırasını kaybeder ve toplama sırası diğer oyuncuya geçer. Tıpkı oyunun başından beri anlatıldığı gibi, bir fırsat gelir, ancak o fırsat hep kaybedilir ve kaybetmenin siniri, üzüntüsü insanda birike birike bir insan yaratır günümüz dünyasında. O büyük oyunun yansıması küçük oyunda bile insan bir anda hırslarına yenik düşebilir; şayet yenik düşmemişse o fırsatları hayatında yakalayamadığındandır. İşte bu yansımaları oynadıkları oyunda küçük karelerle görürüz: Kadın’ın hırsı, Erkek’in boşlaması, sinirle çöpleri dağıtması vs.

MİKADO’NUN ÇÖPLERİ tüm ANDAY oyunları gibi, tün ANDAY eserleri gibi keyifle üstünde durulacak, üstünde durulması gereken bir eserdir. Oyuncuların harika canlandırmalarına tanık olacağınız bu temsile defalarca gitmenizi tavsiye ederim. Kendinizi anında içinde ve akışında bulabileceğiniz bir temsil. Mutlu ayrılacaksınız. (Özel tavsiye: Temsil sonrası konuşabileceğiniz bir arkadaşınızla giderseniz daha iyi olur.)

Bu temsil üzerine tekrar yazabilirim diye düşünüyorum, oyundaki/temsildeki diğer başlıklara da değinecek olsam yazı iyice uzayacak ve hiç okunmayacak…

Zaten okunduğunu sanmıyorum, bunlar bana hatırlama yazıları.


*Fotoğraflar Devlet Tiyatroları sitesinden alınmıştır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website