MASKELİLER – ESKİŞEHİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ ŞEHİR TİYATROLARI 🎭🎭🎭🎭

MASKELİLER… Yazan İlan HATSOR… Yöneten Mert KIRLAK…

İsrailli yazar HASTOR üç Filistinli kardeşin dramını anlatıyor. Naim, Halit, Davut. Ortanca kardeş Naim Filistin’in kurtuluşu için dağlara çıkmış, bağımsızlık mücadelesi veren ekibin içinde bir hayat sürüyor. Küçük kardeş Halit henüz acemi,  ağabeyi Naim’e köyden yardım ederek mücadeleye destek veriyor. Ağabey Davut ise hayat gailesinde, ailesini kurmuş çoluk çocuğa karışmış, bulaşıkçılık yapıyor; bir ayağı Tel Aviv’de bir ayağı köyde. Olaylar birilerinin büyük ağabey Davut’u İsrail Gizli Servisi’nin aracına binerken görmelerinin üzerine başlıyor. Perde açılıyor, Naim ile Halit peynir ürettikleri depoda buluşuyorlar; amaçları ağabeyleri Davut’u özgürlük savaşçılarının kurdukları Komite yargılamadan bir nevi ön sorguya çekmek ve ağabeylerini kurtarmak. Fakat işler hiç de istedikleri gibi ilerlemiyor.

Üç kardeşi bile ne hale getiren bir trajedi Filistin meselesi. İntifada (ayaklanma) olarak bilinen 1986’da başlayan olaylar. Ayaklanma olarak anılması ne kadar ilginç, değil mi? Yabancı kaynaklarda bile bu kelime aynen kullanılıyor ‘intifada’. Toprakları gün be gün ellerinden alınan bir toplum; ama verdikleri mücadelenin adı İntifada. Kimi artık pes ediyor, kimi giderek kemikleşen bir nefrete bürünüyor. Dünya sessiz. İnsanlık tarihine kara bir leke.

Oyunu okumadan ve seyretmeden önce benim ilgimi çeken HATSOR’un olaylara hangi gözle baktığıydı. Verdiği bir röportajda artık yarattığı karakterlere oyunu yazdığı dönemdeki kadar sempati duymadığını söylüyor.[1] (Röportajı gerçekleştiren kişi de biraz kurnazca HATSOR’un sağ görüşlülerin geleneksel olarak yoğun olduğu bir bölgede ikamet ettiğini belirterek HATSOR’un biraz tarafsızlığını, sanatçı kimliğini yitirdiği imasında bulunuyor galiba.) HATSOR’un özgün eserde arka planı bir mezbaha olarak seçmesini manidar mı bulmalıyım bilemedim! Öyleyse bile, yönetmen Mert KIRLAK mezbahayı süt ve peynir üretim merkezine çevirerek güzel bir vücut çalımı atmış HATSOR’a.  Algı önemli, şayet siz üç Filistinli’yi kanlı bıçaklı bir mezbahada görürseniz başka bir algı yerleşir; bunu zihinlere kazınmak istenen Filistinli profiline dair bir hareket olarak yorumlarım ben şahsen. Ama açıkça takdir etmekte de fayda görüyorum temsilde kardeşlerin sevimsiz algılanmasına dönük somut tavır, davranış veya göstergeler yok. Gerçi bu biraz da yönetmen KIRLAK’ın başarısı; başka bir yönetmen oyunculardan bambaşka mimikler, duruşlar bekleyerek çok itici karakterler de yaratabilir sanırım. Yine de HATSOR’un kaleminde doğrudan itham edici bir anlatım sezilmiyor; tam aksine kardeşlerin yaşadıkları çıkmaz, ikilem tarafsızca aktarılmış. Tarafını tutacağımız kişiyi seçmekte yaşadığımız dalgalanma da bunun güzel bir işareti.

Naim’i canlandıran Devrim Özder AKIN özellikle sesiyle çok etkili bir oyun ortaya koyuyor. Temsile biraz kısık sesle başlamasına karşın sonra daha netleşti sahne sesi. Bir an bile rol olduğunu düşündürmeyen bir oyunculuk. Davut’u canlandıran Sermet YEŞİL olağanüstü, bayıldım, hayran kaldım. Kostümü, duruşu, beden dili hatta sakalı, saçı, tavrı ve davranışları… dört dörtlük bir karakter çıkarmış ortaya. 2015’te Ankara’ya Aslan Asker Şvayk turnesine gelmişlerdi ve Şvayk’ı canlandıran YEŞİL akıllarda kalıcı bir tipleme yaratmıştı yine. MASKELİLER’de avuçlarım patlayarak ayakta alkışladım. Kardeş Halit’i canlandıran Emre DEMİRCİ’de ne yazık ki aynı başarıyı bulamadım; iki usta oyuncu arasında rol yapıyor havası var, ruhla değil mimikle oymaya çalışıyor sanki.

Dekor gerçek bir depo, imalathane neredeyse. Her şey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş. Duvar tasarımları son derece gerçekçi. Özellikle tenekeler arkasına saklanmış Arafat grafiti çalışması oyuna çok hoş bir gerçeklik katmış.

MASKELİLER adı nereden geliyor diye soracak olursanız… oyunda tek bir yerde geçiyor, Davut kardeşlerine kızarken şöyle diyor:

“… Evden eve gidip, sizden olanları tek tek göstereceğim. Hepsini tek tek tanıyorum. Köyde hayalet gibi dolaşan maskeliler, ya İsraillilerin eline geçecek ya da onların geldiğini duyunca fareler gibi girecek delik arayacaklar…”

Aslında hepimizin bildiği kefiye denilen, Arapların başlarında çevirdikleri, kum fırtınasında yüzlerine indirdikleri, en çok Arafat’ın başından hatırlayacağımız siyah beyaz kareli şal. HATSOR maske diyor; bez, şal, örtü, puşi, poşu, başörtüsü, yemeni vs. demiyor. Fransızca kökenli bir kelimeyi onca yerel kelimenin içinden sıyırıp kullanıyor. Neden? Çünkü maskenin kullanım amacı bunların tamamından farklı; çünkü maske ‘yüzü gizlemek’ demek değil, maske ‘başka bir yüz’ demek. İşte HATSOR esas eleştirisini, darbesini burada vuruyor bence. Üstünde uzun uzun düşünülmesi ve oyunun yorumlanmasında temel kaynak olarak kullanılması gereken veri maske bence.

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları yine güzel bir oyunla konuk oldu Ankara’ya, gerçekten takdir edilmesi gereken bir ekol. Emeği geçen herkesi kutluyorum.


* Fotoğraflar Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları sitesinden alınmıştır.
[1] That has changed. After years of violence and suicide bombings, “I feel less sympathy than when I wrote the play,” said Mr. Hatsor, who lives in Binyamina, a traditionally right-wing neighborhood where Prime Minister Ehud Olmert was born.

 

Bir Cevap Yazın