MAHCUBİYET VE HAYSİYET – DAG SOLSTAD*

“…

Johan Corneliussen’in reklama bakış açısı Elias’ın dikkatini daha 19060’lı yılların ortalarında, Oslo’da entelektüellerin devam ettiği Gimle sinemasına gittikleri günlerde çekmişti. O zamanlar adet olduğu üzere, film başlamadan önce gösterilen reklamlara gülünürdü. Elias da gülerdi. Ama yanındaki Johan Corneliussen karanlıkta tek başına, sus pus oturur, reklamlardaki görüntüleri dikkatle izlerdi. Adeta reklamı çağımız sanatının bir ifadesi olarak algılıyordu. Sonraları bunun böyle olduğunu iddia da etti. Johan’a göre reklamlardaki görüntüler bize çağımız hakkında sanat galerilerinde sergilenen eserlerden daha fazla bilgi veriyordu. Daha sonraları başkaldıran bir Marksist olarak bu görüşünü ayrıntılarıyla açıklamıştı: Sanat galerilerinin sanat anlayışı metropollerdeki kentsoyluların zevkine göre uyarlanmıştı. Reklam ya da Johan’ın değişiyle ticari sanat ise, tüm imkânları seferber ederek metropollerdeki geniş halk kitlelerinin zevkine hitap ediyordu. İnsanlar hayranlıkla reklamın cazibesine kapılıyorlardı. Johan’a göre mesele, bizi kapitalizmin karanlık salonuna –mecazi anlamda- çeken, ancak onu ışıltı, albeni ve şaşaa gibi algılamamızı sağlayan bu derin hayranlığı anlamaya çalışmaktı. Aslında insan gözünü açıp bakarsa kavrayacaktı ki kapitalizm aynı zamanda buydu, parlak ışıl ışıl, kıvılcımlar saçan… Dünya metropollerini gözünüzün önüne getirin. Johan 1975 yılının Aralık ayında uluslararası bir felsefe kongresine katılmak üzere Mexico City veya onun deyimiyle Ciudad de Mejico’ya gidip döndükten sonra bu düşüncelere daha da ağırlık vermişti. Yoksul kitlelerin nasıl da başkentte yaşamanın cazibesine kapılıp oraya akın ettiklerini gözleriyle görmüştü. Yoksul ve renksiz günleri köylerinde bırakarak metropolün kenarına ilişmiş umarsız bir gecekondu dünyasına göç ediyor ve ömür boyu da oradan ayrılmıyorlardı. Geldikleri yerde daha iyi bir hayatları vardı ama yine de metropollere göçüyor ve dişleriyle tırnaklarıyla orada tutunmaya çalışıyorlardı. Neden? Çünkü isanlar cazibeye kapılıyorlardı. Büyük arabaların, televizyon programlarının, lüks lokantaların, trafik keşmekeşinin, sinemaların reklam ışıklarının, piyango çekilişlerinin, duvarların arkasında kapılarında silahlı güvenlikçilerin beklediği villaların ve bütün bunlarla aynı çağda yaşamanın dayanılmaz cazibesine. Açlıktan mideleri kazınsa da televizyonda gösterilenlerle aynı çağda yaşıyor olmak insana bunu unutturuyor. Hayaller susuzluğu gideriyor. Hayaller tatmin ediyor!…

…”


*MAHCUBİYET VE HAYSİYET, Dag SOLSTAD, Çeviren Banu GÜLSALER SYVERTSEN, Yapı Kredi yayınları, 6. Baskı, Ocak 2019, s. 65

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir