LEENANE’İN GÜZELLİK KRALİÇESİ – HASAN ÖZKAYA YAPIM 🎭 🎭 🎭

LEENANE’İN GÜZELLİK KRALİÇESİ… Yazan Martin McDONAGH… Yöneten Cüneyt ÇALIŞKUR…

2011 yılında vefat eden yönetmen Cüneyt ÇALIŞKUR anısına sahnelenen oyun –sanırım– 2000’de DT İstanbul tarafından gerçekleştirilen sahnelemenin aynısı. İnternet tanıtımlarında yönetmen karşısında ‘Cüneyt Çalışkur Anısına’ yazıyor. Seyirciye on kuruşluk bir el broşürü bastırmayı lüks görüp 70 TL’ye, 100 TL’ye bilet satan tüm özel tiyatrolarda görüldüğü gibi yine broşür, kitapçık vs. olmadığından tek başvuru kaynağımız kısıtlı ve her sitede copy-paste ile tekrarlanan internet bilgisinden ibaret… Sinirim tepeme yerleşmeden asıl konuma geleyim bâri.

Martin McDONAGH’ın tarzını YASTIK ADAM’la öğrenmiştik. Bu akıma “new burtalism” deniyor, yani “yeni akım gaddarlık” gibi bir ifade. Sıradan insanlarda birikmiş şiddet arzusunun sıradanmışçasına rahat biçimde dışavurumu, biçiminde tanımlıyorum ben. Yazar McDONAGH’ın Üç Billboard Ebbing Çıkışı, Missouri’nin yönetmeni olduğunu ve Altıpatlar kısa filmiyle En İyi Kısa Film Oscar’ını kazandığını da hatırlatayım. LEENANE’İN GÜZELLİK KRALİÇESİ Galway Üçlemesi[1] diye bilinen üçlemenin ilk eseri. “Kaliteli bir tiyatro metni nasıl olmalı?” sorusuna cevap arıyorsanız, işte böyle olmalı mesela. Seyretmenin dışında eseri okumanızı da tavsiye ederim.

LEENANE’İN GÜZELLİK KRALİÇESİ bir anne-kız çatışması. (Altta metinde İngiltere eleştirisi; ama İngilteresiz de olmuyor olması yatıyor. –Politik bakış diğer yazımın konusu.) Maureen Folan (Sumru YAVRUCUK) kırk yaşında, aşk ve cinsellik tecrübesi yaşamamış, hayatını annesi Mag’e (Rüçhan ÇALIŞKUR) bakmaya mahkûm geçiren bir kadın. Mag 70’lerinde, huysuz, talepleri bitmeyen, yaşlılığını bahane ederek tüm işleri Maureen’e yükleyen, pasaklı bir karakter; Maureen’i sürekli azarlıyor ve yapılan hiçbir şeyden memnun olmuyor; yetmiyor, pislettiği lazımlığını inatla mutfak lavabosuna dökerek meydan okuyor, patronun kim olduğunu gösteriyor. Maureen’in kardeşleri çoktan evlenip gitmişler, Mag sona kalan Maureen’i bırakmamış, bırakmıyor; bazen kendini acındırarak, bazen türlü türlü oyunlarla Maureen’i kendisine bağımlı kılmış, köle etmiş. Maureen’in tutucu İrlanda geleneklerinin baskısıyla kaldığı gerçeğini de zihnimizin bir kenarına koyalım; yaşlı, yardıma muhtaç annesini bırakıp gidemiyor; intikamını –kendince– çorba, bisküvi üzerinden alıyor. Anne ile kızın aralarındaki kavgayı, gerilimi, çatışmayı daha ilk sahnede görüyoruz. Birbirlerine laf çarpmaları, alaycı konuşmaları oyun süresince devam ediyor.

Kasabadan Ray Dooley (Serdar YEĞİN) Amerika’dan gelen amcasının dönüş partisi için ağabeyi Pato’nun özel ricası ile Maureen ve Mag’i veda partisine davet ediyor. Maureen partide Ray’in ağabeyi Pato (Hakkı ERGÖK) ile yakınlaşıyor ve hayatının ilk gönül ilişkisi böylece başlıyor. Belki Maureen’in son fırsatı Pato; artık canına tak etmiş yalnızlığı, annesi, bağımlı olduğu basit hayat. Maureen o gece Pato’yu eve davet ediyor ve birlikte uyuyorlar. Maureen için başkaldırının başladığı an ertesi sabah Pato’yu annesine takdim ettiği an. Artık bir kadın gibi hissediyor kendini –ya da en azından öyle olduğunun sanılmasından faydalanmak istiyor diyeyim. Mag elindeki yanığı gösterip Maureen’i kasten yapmakla suçlayarak ve Maureen’in deli raporu olduğunu söyleyerek karşılık veriyor bu başkaldırıya. Hayatı inşaatlarda geçen Pato ithamları ciddiye almıyor, memnun bu birliktelikten; çünkü Maureen eskiden beri Pato’nun gözünde Leenana’in Güzellik Kraliçesi, “Hiç değilse Maureen gelsin.” diye özellikle vurgulatmasının altında yitip gitmemiş aşkı yatıyor. Ertesi gün Pato iş için İngiltere’ye dönüyor, ama Maureen’i bırakmıyor, mektup yazıyor oradan, devam etsin istiyor ilişkileri… Gerisini anlatmıyorum tabii ki…

Temsilde zaman mekân aktarımının kuvvetli işlenmediği kanısındayım ve bahsedeceğim sıkıntılar seyirciler tarafından gerilimin tam anlamıyla kavranmasına engel teşkil ediyor; zira temsil gerilim, kara mizah tiyatrosundan komediye doğru kayıyor. Biraz bizim seyircinin kendini göstermek istercesine, “Bak, oyununa nasıl gülüyorum, farklıyım, kimse anlamadı ben anladım.” görgüsüzlüğüyle kıçını yırtarak her lafa gülmesi de etken işin ciddiyetinin bozulmasında. İnce düşünülmüş, güzel kaleme alınmış espriler, alaylar var; ama anıra anıra gülecek ne var çözemedim!

Oyun 1996’da yazılmış, demek ki 90’lardayız diyebiliriz. Leenane’de geçiyor. İrlanda’nın batı yakasından içeriye doğru bıçak gibi giren bir körfezin içlerinde bir kasaba Leenane, özgün adı Leenaun. Maureen ve annesi Mag dağ eteklerine tek tük yayılmış bir evde yaşıyorlar; duvar komşuluğu, yan yana katlar, TOKİ tarzı yerleşim yok. Tahta masası, dolabı olan, şömineyle ısınılan tek kat bir dağ evi. (Maureen bu yüzden istasyona yetişebilmek için arabayı istiyor.) Dolayısıyla kavgaları gürültüleri komşularca duyulmuyor, gelen giden kapılarını çalan pek olmuyor. Öyle de olması gerekiyor ki iş için kasabaya gittiklerinde geri dönüşleri geciksin, ziyarete gelen amacına ulaşmadan dönmeyi göze alamasın, birileri bir ses mesafesinde olmasın… Konum özelliği birkaç farklı yerde bilhassa vurgulanıyor. Maureen “Hiç işleri yok da şu dağ tepesine elleri kolları dolu gelecekler.” diyor. Ray yakınırken “Buraya gelmek için bin fersahlık yol yürüdüm.” diyor. Ve şu komik diyalog:

Ray: … Zaten şu koca tepeyi tırmanıncaya kadar çamur içinde kaldım.
Mag: Çok dik bir yamaç. Yaman mı yaman.
Ray: Adamın iflahını kesiyor.
Mag: Sarp mı sarp.
Ray: Hem sarp, hem vıcık vıcık çamur.
Mag: Hem çamurlu, hem kayalık.

Reji, medeniyetten uzak hayatı, kırsalı vurgulamak adına dış kapı her açıldığında yükselen bir rüzgâr efekti verebilir bence… eserde yağmur, fırtına özellikle vurgulanmış. Pato’nun mektup yazmasından dönemin teknoloji dönemi olmadığı tezine ulaşıyoruz. Yani her halükarda irtibatın zor olduğu bir coğrafya özelliği ısrarla vurgulanıyor.

Bu ayrıntılar niçin bu kadar önemli; çünkü oyunun geneline hâkim olan kavgalı yapı ve ilerleyen sahnelerde kendini gösteren şiddet kimse tarafından kolay kolay duyulmamalı ve olayların üstü örtülebilmeli ki gizem kendine mecra bulsun. Zamanın iletişimin kısıtlı olduğu bir devir, mekânın ayakaltı bir yer olmadığı vurgusu önemli. Seyirci çaresiz kalacağı bir konumda olduğunu bilmeli.

Eserdeki gaddarlık göstergesi hareket ve tavırlar sahneye tam manasıyla aktarılmamış. Tercih meselesi, reji seyirciyi fazla germek istememiş, hafif bir gerilimle tamamlamak istemiş olabilir. İstese çatır çatır bir gerilim seyrettirebilir. LEENANE’İN GÜZELLİK KRALİÇESİ’nde YASTIK ADAM’daki gerilimi beklemeyin. YASTIK ADAM için kara komedi deniliyor; ama esas kara komedi LEENANE’İN GÜZELLİK KRALİÇESİ.

Sumru YAVRUCUK’un yarattığı Maureen karakterini beğendim. Biraz paspal, biraz dağınık, biraz özensiz; ama tüm bu çarpıcı değişimin zamanla olduğu belli, çünkü güzel aynı zamanda. O dünyaya hapsolmuş, hayatı ıskalamış, kendini bırakmış bir kadın. Zamanın kendisinden aldıklarını başarıyla yansıtmış karakterine. Bilerek mi yapıyor yoksa dişlerinde mi sorun var, bilemiyorum; ama telaffuzdaki, ses kullanımındaki kırıklık tam bir taşra özensizliği, belki İrlanda aksanının Türkçeye yansıması biçiminde düşünülebilir. Zira SHIRLEY Valentine’da böyle hatırlamıyorum YAVRUCUK’un telaffuzunu.

Anne Mag rolünde Rüçhan ÇALIŞKUR makyajı ve kostümü ile tam bir bütün olmuş. Belki yazar McDonagh metinde Mag karakterini daha sinirli, daha saldırgan işleyebilirdi; o zaman daha vurucu, daha kalıcı bir karakter çıkardı ortaya. ÇALIŞKUR beden diliyle ve mimikleriyle güzel bir anne yaratmış, seyircide istenen etkiyi bırakmayı başarıyor.

Pato rolünde Hakkı ERGÖK’ün mektup sahnesinde seyirciyle etkileşime girmesini doğru bulmadım; biraz seyircinin her şeyi gülüp oyunu sulandırmasıyla oluşmuş bir etkileşim galiba! (Her temsilde oluyor mu yoksa?) Mektup sahnesi başarılı bir sahneleme değil bence. Pato’nun İngiltere görmüş İrlandalı tavrı ERGÖK’le yansıyor. İrlanda’da kalanların gereksiz yere tartışan, boş işlerle kaybolan, gergin yapıları Pato’da yok; o daha uyumlu, birleştirici…  Fazla mı ayrıntıya takılıyorum bilmem ama, Pato’ya verilen beyaz bareti (inşaatçı kaskını) mühendisler kullanır, oysa Pato işçi, sarı baret kullanılmalı. Ben beyaz bareti görünce –mektubu okumadan önce– Pato’yu mühendis sandım; yarattığı tipleme ve Maureen ile olan yakınlaşması düşünüldüğünde uymuyordu. Bence seyircinin aklına herhangi bir soru takılmadan ilerlemeli oyun, kim kimdir, nedir netleşmeli.

Ray rolünde Serdar YEĞİN’i biraz abartılı buldum, sanırım oynadığı sahnelerde karşısındaki repliklerin güçlü olmamasının da etkisi var. Aslında önemli bir kesimi temsil ediyor: Kasabadan gitmek istiyor; ama daha çok uyuşturucu bulabilmek için. Aidiyet istikametini polislere karşı saldırgan düşüncelerinde görebiliyoruz. Ray konuşkan, atak, delikanlı bir tip, karşı karakter (rolü gereği) sakin, silik kaldığında Ray boşa düşüyor ve sıkıntısını, hareket arzusunu biraz abartılı hareketlere kaçarak kapatmaya çalışıyor gibi geldi bana.

Sahne tasarımını çok beğendim. Gerçekten bir dağ evi havasını veriyor. Varlık durumunu ve kültür yapısını da gayet başarılı biçimde yansıtıyor. Keyif aldım. Tablo olarak keyif veriyor. Dekorun sıkıntısı büyük sahnelere uyarlamakta zorlanılacak olması.

Müziklerin oyuna uygun olmadığı kanısındayım. Karakterler alt tabakadan, eğitim ve gelir düzeyleri düşük kişiler, o halde kendilerine uygun müziklerle temsil edilmeliler. Benim açılışta duyduğum müzik son derece naif yorumlanmış, insanı hayal âlemine çeken bir Kelt müziği. Yukarıda belirttiğim üzere kırsaldayız, halk müziği uygun olur; ama bir Loreena McKennitt değil, mesela Orthodox Celts. Televizyondan izledikleri kalitesiz beyaz dizilerin temsilde kullanılmaması mantıksız değil; istenen duyguyu verememesi muhtemel… çünkü ülkemizde zaten onlar seyrediliyor, seyircinin sahnedeki karakterleri anında içselleştirme tehlikesi var.

Sonuç: Olay kurgusu, işleyişi metinde çok olgun görünürken sahneye yansıması bir tık geride sanki. Güzel bir oyun. Sizi içine çekiyor. Keyifle seyredebilirsiniz. Kendini göstermeye çalışan görgüsüz seyircilerin olmadığı bir seansa denk gelirseniz çok daha keyifli olur. Cep telefonu ışığı görmediğiniz bir seans olursa bana da söyleyin!

Kaçırmayın!


[1] Galway Üçlemesi: Leenane’in Güzellik Kraliçesi, Connemara’da Bir Kafatası, Yalnız Batı. Galway İralnda’da bir bölgenin adı.

Bir Cevap Yazın