KORKU – ALT SAHNE 🎭🎭

KORKU… Yazan Stefan ZWEIG… Uyarlayan Elodie MENANT… Yöneten Tuğçe Mine AKTULAY ÇAKIR… Gösterim: 11.02.2020 – Bursa

Edebi eserlerin sahneye uyarlanmasında en büyük sıkıntı, sanırım, anlatımdaki gücün diyaloglara yansıtılamıyor olması veya diyaloglara yansıtılmaya çalışılan gücün oyunu ağırlaştırması, oyunu anlaşılması zor bir seviyeye getirmesi. Edebi eserlerin sahneye uyarlanması mümkün değil, diyebilir miyiz? Mümkün elbette; ama çok emek ister.

ALT SAHNE’nin sahneye koyduğu ZWEIG’ın KORKU’sunu uyarlayan Fransız aktris Elodie MENANT. Kariyeri çok parlak değil; ama sayfası incelendiğinde sahneden gelen, hayatını sahneye adamış biri gibi duruyor. MENANT eseri biraz keyfine göre uyarlamış; birçok yeri değişmiş, temel yapılar dağılmış. ZWEIG’ın güçlü anlatımı diyaloglara geçmemiş, hatta sıçramamış bile.

Eser, kocası Fritz’i (Kerim ÜRÜN) genç piyanist Eduard (İsmail BİLGİLİ) ile aldatan Irene’in (Zeynep AYTEKİN) ortaya çıkan şantajcı Elsa (Asena YILDIRIM) yüzünden dünyasının alt üst olmasını ve yaşadığı korkuyu anlatıyor. Irene tanınmış bir avukat olan kocasının sağladığı müreffeh hayatı yaşamaktadır. Fakat…

 “Irene’de macera merakını uyandıran da hayatının tehlikesiz ve güvenli oluşuydu. Yaşadığı ortamda onu zorlayan hiçbir şey yoktu. Elini nereye atsa pürüzsüzdü, bütün hayatı özenle, şefkatle, sevgiyle ve evcimen bir rahatlıkla sarmalanmıştı; Irene, varoluştaki bu ölçülülüğün hiçbir zaman dış kıstaslara vurulamayacağını, aksine insanın içiyle ilişkisizliğinin bir yansıması olduğunu fark etmeksizin kendini bir şekilde bu rahatlık tarafından kandırılmış ve gerçek yaşamdan uzaklaştırılmış hissediyordu.”[1](s. 8)

Paragraf kitaptan; ama sahnedeki metne göre, Irene kocasının yoğun çalışma temposu nedeniyle ilgisizliğinden sıkılan, yalnızlık hisseden bir kadın. Hatta romanda hiç geçmeyen şekilde Fritz evde çalışırken karısına karşı ilgisiz tavırlar içerisinde, rahat çalışamayacağını fark edip apar topar ofise gidiyor. Daha da ötesi, bir yakınlarının çocuğu oluyor ve Fritz çocuğun adının Eduard koyulduğunu söylüyor… gibi garip eklemeler… Başta da söylediğim üzere edebi metni diyaloga çevirmeye kalkışınca karakterlerin ağzından okurun hiç konduramadığı düşünceler çıkıyor, oyuna hiç beklenmedik hareketler ekleniyor. Kitabı değil, oyunu temel alarak yorumlamak gerekiyor o halde… öyleyse oyun ZWEIG’ın Korku’su mu, değil mi? Göz ardı etmememiz gereken bir konu daha var: Ben MENANT’ın metnini okumadım, romanı okudum! Acaba Yönetmen Tuğçe Mine AKTULAY ÇAKIR metni değiştirdi mi, değiştirmedi mi?

Geçtiğimiz günlerde seyrettiğim ve kaleme aldığım AĞAÇLAR AYAKTA ÖLÜR için de benzer bir durum vardı; eser epey değiştirilmiş, neredeyse katledilmişti. AĞAÇLAR AYAKTA ÖLÜR bir tiyatro oyunu, KORKU ise bir roman. Romanı uyarlayabilirsiniz; ama zaten oynanması gerektiği gibi yazılmış bir tiyatro oyununun içerisinde kritik değişiklikler yapamazsınız. Ayrıntılar için AĞAÇLAR AYAKTA ÖLÜR’ü okuyabilirsiniz.

KORKU’ya dönelim… Bursa’da Ekin Sanat’ın sahnesinde seyrettiğim temsilin sahne tasarımının yetersiz olduğunu söylemeliyim. Fonda siyah bir perdeyle oynanması zaten temsilin profesyonelliğinden bir tık götürürken, dekordaki özensiz seçim de onca emeğin değerini düşürüyor. Demonte mobilyalara retro telefon ve radyo hiç uymuyor. Çok daha az dekor unsuruyla da işi kotarabilirsiniz; ama özeni kaybederseniz sahneyi kaybedersiniz. Buna karşın dönemine uygun seçilmiş kostümler karakterleri de yansıtmayı başarıyor bence; Irene’in kadınlığı, Elsa’nın yavanlığı. Uyumlu kostüm, uyumsuz dekor göz tırmalıyor.

Irene’i canlandıran Zeynep AYTEKİN rolünün getirdiği korku ve heyecanı beden dilini hareketli kullanarak sağlamaya gayret ediyor. Biraz daha az kıpırdanarak, mimikleri abartmadan da oynanabilir gibi geliyor bana. Gerçi bu sayede temsile hareketlilik kattığını, dinamizmi ayakta tuttuğunu söylemek mümkün; ama ben şahsen daha gösterişsiz bir oyunu tercih ederim. Elsa’yı canlandıran Asena YILDIRIM’ın seyirci yerleşirken sahne kenarında durup bakınması, takipte olması ve tavrını hiç bozmaması hoş bir ayrıntı. Temsil esnasında da YILDIRIM’ın tutarlı, soğuk, tehditkâr tavırları çok çok başarılıydı. Karakteri benimsemiş bir oyunculuk; temsil ettiği düşünceyi, kültürü duruşuyla, bakışıyla, abartıya kaçmadan verebiliyor ASENA YILDIRIM. Kutluyorum. Kerim ÜRÜN’ün kendini rahat hisseden bir duruşu var; oyunculuğuna dair ipuçlarını son sahnede görüyoruz. Buna rağmen temsile çok katkı sağladığını düşünmüyorum; ama kusuru önce uyarlayanda arıyorum. Madem bu kadar etkisiz kalacak sahnede görünmesine de gerek yok; madem sahnede görünecek bu kadar etkisiz kalması neden? Eduard’ı canlandıran İsmail BİLGİLİ duygularını ve dolayısıyla durduğun yeri fazla belli edemiyor; jigolo mu, sevgili mi, aşık mı belli değil!

Özetle, taze, oturmamış bir oyun havası var; sanki provaları izlemiş gibiyim, seyrederken çok tatmin etmedi. Yönetmen Tuğçe Mine AKTULAY ÇAKIR özgeçmişini okuyunca daha çok şey bekliyor insan. Ama yine de beni hem okumaya hem yazmaya zorladı. Gidip görün, düşünün, konuşun… ne bileyim işte, trol olup emredileni düşünmekten, yazmaktan iyidir.

[1] KORKU, Stefan ZWEIG, Çeviren İlknur İGAN, Türkiye İŞ Bankası Kültür Yayınları, 15. Basım, Kasım-2019, İstanbul

Fotoğraflar ALT SAHNE sitesinden alınmıştır.