KIŞ MASALI – DEVLET TİYATROLARI ANKARA 🎭 🎭 🎭 🎭

KIŞ MASALI… Yazan William SHAKESPEARE… Yöneten Hakan ÇİMENSER…

SHAKESPEARE’in pek fazla sahnelenmeyen, hakkında fazlaca yorum bulamayacağınız oyunu. Önce temsile ilişkin görüşlerimi kaleme alacağım; başka bir yazıda, uzun, sıkıcı, kimsenin okumayacağı, okusa bile kolay kolay içinden çıkamayacağı, içinden çıkamayacağı için saçmaladığımı düşünüp hak vermeyeceği çözümlemeli görüşlerimi yazacağım.

Sicilya Kralı Leontes (Metin TURAN) çocukluk arkadaşı Bohemya Kralı Polixenes’i (Mehmet DEMİRALP) uzunca bir süredir sarayında ağırlamaktadır. Polixenes artık krallığı Bohemya’ya dönmeye karar vermişken nezaketen kalması için ısrar eden Leontes eşi kraliçe Hermione’nin (Ekin TUNÇAY TURAN) de ricacı olmasını ister. Polixenes, Hermione’nin nazik ricasıyla kalmaya karar verir. Hermione ile Polixenes’in yakınlaştıkları şüphesine düşen Leontes önüne geçemediği bir kıskançlık krizine düşer ve öz denetimini kaybederek kararlarında aşırılığa kaçmaya başlar. Polixenes’i yaveri Camillo’ya (Gökçe YURTSAL) öldürtmek düşüncesiyle başlayıp karnı burnunda Kraliçe Hermione’yi zindana attıracak kadar yoldan çıkar. Artık küçük oğlu Mamillius’un (Gizem YÖNEL) kendinden olduğu şüphesini yaşamakla kalmaz, Kraliçe’nin karnındaki bebeğin de kendinden değil Polixenes’ten olduğunu düşünmeye başlar. Ve Polixenes’in kaçması, Hermione’nin bebeği zindanda doğurmasıyla olaylar gelişmeye başlar…

Açılış sahnesinde Shakespeare tarzı, seyircileri bilgilendirme amaçlı, iki yaver arasında geçen kısa bir açıklama diyalogu var. Sonra damdan düşer gibi konuya girilmesi biraz seyirciyi oyuna ısıtmakta gecikiyor bence. Othello’daki gibi yavaşça olgunlaşan bir kıskançlık yok; sanki temeli ilk sahnede atılmış ve köklenmiş bir kıskançlık. Metinle ilgili bir durum. Masallar böyle başlar diye belki: Bir zamanlar çok kıskanç bir kral varmış!

Günümüze kadar uzanan meşhur ilk baskıda (First Folio) oyunun türü komedi olarak belirtilmiş. Şayet Shakespeare komedi diyorsa, komik yorumlanmalı… diyebilir miyiz? Komediyi drama, melodrama, trajediye çevirme çabası yorumlamada sıkıntılar yaratıyor ister istemez. Ama Shakespeare/oyunları derleyen arkadaşları neden komedi demiş oyuna? Bu konuda geniş açıklamayı diğer yazıma saklıyorum ve gelecekte yazılacak yazının linkini veriyorum: KIŞ MASALI ÜZERİNE BİR DENEME.

İzleyeceğiniz yorumda ilk kısım (ilk perde değil) trajedi biçiminde, ikinci kısım (ikinci perde değil) komedi-romans biçiminde yorumlanmış. İlk kısım dediğim Zaman’ın dile gelerek bizi on altı yıl sonraya attığı sahneye kadarki kısım. Oyunun trajediden komedi-romansa dönmesi Çoban ile Çoban’ın oğlu Soytarı’nın sahne almasıyla başlıyor. İkinci kısım Zaman’ın konuşması ve hızla geçilen on altı yıl sonrasıyla başlıyor. Temsilde Zaman bize bir bilgenin dilinden sesleniyor. (Özgün metinde Zaman bir koro.) Shakespeare oyunlarında ilk kez görünen bir biçimde uzunca bir zaman dilimi hızla geçiliyor. 16 yıl sonra… Ben yönetmen Hakan ÇİMENSER’in Zaman yorumunu beğendim.

Oyun geneli hareketli. İkinci perdedeki eğlence sahnesi biraz uzuyor ve sıkmaya başlıyor (seyirci tepkilerine göre yazıyorum), sanki Shakspeare o bölümleri özellikle seyirciyi eğlendirmek için yazmış, ama sahneleme beklentiyi karşılayamıyor. Komedi unsurları daha belirgin sahnelenebilirdi bence. Ya da kısa tutulabilirdi.

Oyunculuklara diyecek yok.  Çoban’ı canlandıran Bilal GÜLDERE’yi, Soytarı’yı canlandıran Bahadır KARASU’yu ayrıca beğendim. Harika bir ikili olmuşlar. Autolycus’ta Emre ERÇİL’in oyununu biraz abartılı bulduğumu belirtmeliyim; oyunda bir Soytarı (Soytarı/Çoban’ın oğlu) varken Autolycus biraz abartılı duruyor. Sanki bütün düğüm Autolycus’da çözülecekmiş havası var, sırtında öyle bir yükle oynuyormuş gibi; ama Autolycus karakterinde o bilinç yok zaten. Final sahnesinde Ekin TUNÇAY TURAN başarılı makyajıyla merak uyandıran, etkili bir oyun ortaya koyuyor. Florizel’in (Koray ALPER) saçı ve duruşu hiç olmamış. Ya saçı kendi saçı ve o saçı temsile uyarlamaya çalışmışlar, olmamış, ya da peruka çok zayıf kalmış, olmamış. Üstelik Florizel’in sevdiği kız Perdita’dan (Selin KAHRAMAN) yaşça büyük olmasına rağmen bir karış kısa olması ciddi bir kast hatası bence. İnsan ister istemez soruyor: Daha uyumlu, masala yakışır bir çift yaratılamaz mıydı? Nedimelerden Yağmur EVİN’i beğendim, temsil dışında kalmıyor.

Dekor beni biraz gerdi. Kubbenin aşağıya inen ayakları her an oyunculardan birinin kafasına çarpacak gibi duruyor, hem oyuncuları hem seyircileri rahatsız eden bir durum. Her seyredişimde, birisi sahneden çıkarken aniden dönüp kafasını çarpacak mı, diye korkarak bekliyorum! Ama estetik açıdan çok başarılı ve işlevsel duruyor. Hem saray görkemini hem bir tür kameriye havasını veriyor.

Fırtına sahnesi canlı ve seyircinin doğrudan temsile kapıldığı önemli bir sahne. Sahnelemedeki en büyük hareket zamanın akışı’nda görülüyor. Zamanın akışı ve değişim sürecindeki dekor hareketi çok çok keyifli; özellikle müzikle birleştiğinde harika bir anlatım oluşuyor. Gerçekten zamanın akışını ve masala geçişimizi son derece başarılı biçimde yansıtıyor, duyguyu hissettiriyor. Finale doğru yerleştirilen gölge oyunu masalsı anlatımı desteklemek için düşünülmüş sanırım, yine müzikle birleşimi güzel, tatlı bir özet ve uyarı niteliğinde.

Parlak, çok özgün bir konusu olmamakla birlikte, olay örgüsündeki akıcılık sayesinde sıkılmadan birkaç kez seyredebileceğiniz bu temsili kaçırmamanızı öneririm.


*Fotoğraflar Devlet Tiyatroları sitesinden alınmıştır.

Bir Cevap Yazın