KEŞANLI ALİ DESTANI – DEVLET TİYATROLARI BURSA 🎭🎭🎭🎭

KEŞANLI ALİ DESTANI… Yazan Haldun TANER & Müzik Yalçın TURA… Yöneten Bora ÖZKULA… Gösterim 11.01.2020 – Bursa

Türk tiyatro tarihinin köşe taşı oyunlarından biri. Gülriz SURURİ & Engin CEZZAR tiyatrosu tarafından 31 Mart 1964’te sahnelenen KEŞANLI ALİ DESTANI tiyatromuzun ilk epik tiyatro oyunu. Bertolt BRECHT’in epik tiyatrosunun halk tiyatrosuyla harmanlanmış hâli. Seyirciye bunun bir tiyatro oyunu olduğunu hatırlatır, hikâyeye kapılıp gitmesini istemez, sonunda gerekli dersi çıkarmasını bekler. Bir de buna halk tiyatrosu unsurlarını ekleyin, işte size KEŞANLI ALİ DESTANI.

KEŞANLİ ALİ DESTANI’nın konusu internette yüzlerce sitede yer alıyorken bir kez de benim yazmam garip olacağından daha farklı bir anlatımla konusunu aktarayım istiyorum.

Olaylar Sineklidağ gecekondu mahallesinde geçmektedir. Ali (Halil BALKANLAR) üstüne atılmış bir cinayet suçuyla hapse düşmüştür. Üstelik öldürdüğü söylenen kişi sevdalısı olduğu Zilha’nın (Arzu TAN BAYRAKTUTAN) dayısı Çamur İhsan’dır. Adı üstünde Çamur İhsan’ın mahallede sevilmediği bellidir. Ali bir anda büyür; ne var ki yalnızca hapse girmemiş, Zilha’yı da kaybetmiştir. Duygusal yapısıyla hapiste alaya alınan Ali’nin bir gün kendisiyle dalga geçilmesinden bıkıp cinayeti üstlenerek cinnet geçirmesi, sağa sola saldırıp hapishane müdürünü pataklaması mahallede dilden dile anlatılır; artık Ali tam bir kabadayı, büyük adam(!) makamına taşınmıştır. Velhasıl kelam gün gelir Ali dokuz yıllık cezasının dördünü yattıktan sonra tam da seçimlerinin yaklaştığı zamanda afla çıkar dışarı. İşte oyun buradan sonrasıyla başlar. (Dikkat! Ali’nin seçimlerden önce afla çıkması oyunun incelemelerinde pek üstünde durulmayan bir noktadır; oysa oyunun eleştiri daha bu safhada başlamıştır.)

Ali mahallede bir kahraman, bir kurtarıcı gibi karşılanır; çünkü mahalle başka kabadayıların haracı, tehdidi altında ezilmektedir. Hemen muhtarlık seçimlerine katılır vebiraz halkın desteği, biraz katakulli derken muhtar seçilir. Vergi, resim ve harçları belirler(!). Gecekondudaki işsizler ordusuyla memleketin büyük zenginlerinden İhya Onaran’a (Akif OKTAY) amele, evlere gündelikçi isteyenlere kadın tedarik etmektedir.

Zilha’nın İhya beyin oğlu Bülent’in (Erdem ERDOĞAN) kaçan sevgilisi Nevare’ye benzerliği ikinci bir hikâyeyi katar işin içine: Nevare hanıma benzerliği nedeniyle Nevare’nin kaçışı sonrası şoka girmiş Bülent’in yanında yedek Nevare olarak Zilha’nın boy göstermesi; uyumu/uyumsuzluğu. Zilha’nın sosyeteyle imtihanı. Ve Ali ile Zilha’nın giderek uzaklaşması. Ama gönül ayrılık dinler mi? Zilha gidip golünü atmak ister, Ali gidip golünü atmak ister.

Artık Çamur İhsan cinayeti enikonu Ali’nin üstüne kalmıştır; ne Ali dönebilir bu yalandan, ne efsane buna izin verir; Ali’nin tabiriyle mümkünsüz’dür. Tâ ki… Suriye’ye kaçan, Çamur İhsan cinayetinin gerçek sahibi(!) Manyak Cafer aftan yararlanmak üzere memlekete dönüp durumu öğrenene kadar.

Oyuna mekân olarak gecekondu mahallesi seçilmesine rağmen yaşananlar –bugün bile geçerli olacak şekilde– toplumun küçük bir aynasını yansıtmaktadır; adam kayırmadan, kanunsuzluğa, iktidar sarhoşluğundan, paranın gücüne kadar insanın tüm rezilliklerini göstermektedir. Sınıflar arası çatışmanın ve sınıfların kendi içlerindeki çatışmalarının yansımasıdır KEŞANLI ALİ DESTANI. Ve böyle bir hengâmeden nasıl olup da bir destan(!) çıkarıldığı sorusunun sorulması gerekliliğidir. Toplum her zaman bir kahraman yaratma, bir kurtarıcı arama ihtiyacındadır ve bu arayışın sağlıklı bir tercihle sonuçlanması mümkün görünmemektedir; çünkü kimi zaman şartlar hiç olmadık insanları hiç olmadık mevkilere getirebilmektedir. Tarih bu örneklerle doludur. Ve bu türden her olayın, her kahramanın sonu hazin olmuştur!

Böyle bir eser üzerine kalem oynatmak epey zaman ve sayfa ister. Burada uzun uzadıya KEŞANLI ALİ DESTANI tahlili yapmak gibi bir niyetim yok. Belki sonra. Şimdilik kısaca temsile ilişkin görüşlerimi aktaracağım.

Keşanlı Ali rolünde Halil BALKANLAR’ı çok beğendim. İri cüssesinde hem duygusallığı hem kabadayılığı çok güzel taşıyor. Özellikle mimikleriyle, duruşuyla Ali’nin yaşadığı çatışmaları seyirciye aktarmakta başarılıydı. Son sahnedeki beden dili, bakışı harikaydı. Zilha’yı canlandıran (ve aynı zamanda Bursa Devlet Tiyatrosu Müdürü) Arzu Tan BAYRAKTUTAN da rolünü güzel yansıtıyor. Her ne kadar ben bazı sahneleri abartılı ve gereksiz bulsam da bu noktada oyuncunun yapabileceği fazla bir şey yok. Şerif Abla rolünde Nergiz ACAR çok kendini gösterebilen bir oyun ortaya koymuyor. En azından kostüm, makyaj gibi görsek kalemlerde diğer oyunculardan bir farkı olmalı. Mesela İzmarit Nuri’yi canlandıran Levent UZUNBİLEK ve Sipsi’yi canlandıran Çağrı ZORA oyunculukları ve duruşlarıyla daha kalıcılar. Şişman Polis’i canlandıran Salih Cem ŞENER ise oyuna katkısıyla gerilim komedi unsurunu dengeliyor.

Temsilin en temel sıkıntısı söz-müzik-koro üçlüsünün seyirciye net biçimde ulaşamıyor olması bence. Zaman zaman sözlerin anlaşılamıyor olması sanki seyircide oyunu kaçırıyormuş algısı yaratıyor. Bir tık kısık çalınan müzik, bir tık yüksek sesle icra lütfen.

Oyuncularıyla, konusuyla, anlatımıyla, müzikleriyle kaçırılmaması gereken bir çalışma. Umarım uzun süre sahnede kalır ve seyircisi bol olur.


*Fotoğraflar Devlet Tiyatroları sitesinden alınmıştır.