İSTASYON – DEVLET TİYATROLARI İSTANBUL 🎭

İSTASYON… Yazan Olexandr VİTER… Yöneten Ali Atilla ŞENDİL…

Ukraynalı Yazar Olexandr VİTER sanırım Türkiye’de oyunu sahnelenen ilk Ukraynalı. İstasyon tek perde, fantastik bir eser. Metin olarak eseri beğenmedim; çelişkileri var. Devlet Tiyatroları sitesinde, eserin konu başlığında “Yolu istasyona düşen üç kadın, zamanla bu mekânın mutlu esirleri haline gelip, kendi kabukları içinde yaşamaya mahkûm olacaklardır.” yazıyor. Demek ki Devlet Tiyatroları temsili seyretmemiş ya da seyretmiş anlamamış. Acaba ben mi eserlere beklenenin üstünde bir anlam yüklüyorum? Bilemedim… Ben kendi görüşlerimi yazayım, siz karşılaştırın isterseniz.

Oyun simgesel bir anlatım üzerine kurulmuş. Zamansız bir zamandayız. Adını sanını bilmediğimiz bir kasabada bir istasyondayız. Neresi bu istasyon? Birbirini tanımayan üç kadının yollarının kesiştiği bir yer. Bir düşünce dünyası. Kaçışla gelinen; ama hemen terk edilemeyen. Tanya (Gamze YAPAR ŞENDİL), ilk gelen o olmuş. Sahiplenmiş istasyonu. Olga (Berrin AKHASANOĞLU) ikinci gelen. İstasyondan memnun değilse de kafası karışık. Tecrübeli Tanya’nın hocalığından faydalanarak istediği hayata yola çıkıyor. İrina (Zeynep ALPER) son gelen. Her birinin beklentisi farklı; çünkü kişilikleri farklı.

 İRİNA: … İSTASYON, bizden egomuzu tatmin eden sahte arzuları değil, gerçek arzularımızı talep ediyor! Yanılsamalara değil; gerçek arzularına ve hayallerine kavuştuğun an, bu sana korku ve ürperti verecek. Bunu anlamak o kadar da zor mu? İstasyon bizi esir aldı, biz onun mutlu esirleriyiz. Bize her şeyi veriyor. Üstelik onu elde etmek için savaşmamıza da gerek yok. Bu istasyon insanların arzularını ve iradelerini emen, onları kendi küçük kabukları içinde yaşamaya mahkûm eden bir vampir gibi. Bu bataklıktan çıkamazsın. Çünkü her istem ve arzunun arkasında yüreğinin olmasını isteyen gerçek dünyada seni tutan hiçbir şey yok. Oysa istasyonda bir yüreğe ihtiyacın yok. Çünkü hiç kimse fedakârlık yapmak, bir bedel ödemek veya rahatının bozulmasını istemiyor.”

Eserdeki temel sorgulama: Acaba yolculuğa çıkmak istiyoruz muyuz yoksa sadece yolculuğa çıkmayı istemeyi mi seviyoruz; yani heveslerimizle, hayallerimizle mi yetiniyoruz? Gideceğimiz yere gitmeye cesaretimiz var mı? Yoksa isteklerimiz kuru kabadayılıktan mı ibaret? Günlük tatminlerle mutlu olup yolumuzdan dönüyor muyuz? Kolayı mı seçiyoruz, hedeflerimiz için mücadele etmeyi mi? İstasyonun esiri mi olmayı tercih ediyoruz, yoksa ilk vasıta ile amacımıza doğru yol almayı mı? İstasyon her istediğimizi bize verebilmek gücüne sahip; ama bizim istasyonun rehavetine kapılmadan ne istediğimizi bilerek hareket etmemiz gerekiyor.

Oyundaki en büyük çelişki istasyona gelenlerin istasyondan gitmek isterken Tanya’yı engel görmelerinde. Oysa Olgailk geldiğinde Tanya ona istediği zaman gidebileceğini söylüyor, hatta Olga birkaç kez gidip geri geliyor; ama Irina’nın gelmesinden sonra olay –hiçbir temele dayandırılmadan– oraya sıkışmışlar ve kaçmaya çalışıyorlarmış durumuna getiriliyor. O kadar ki Olga Tanya’nın kendilerinden kurtulmak istemesini sağlamak için sapır saçma planlar yapmaya başlıyor. Planların kurgu biçimi de son derece zayıf, eser birden vodvilleşmeye başlıyor. Çelişki şu ki oyunun temel felsefesi gerçekten istediğimizi elde edebileceğimiz gerçeğiyken Olga istasyondan gitmek istemesine rağmen gidemiyor. “Ama gerçekten gitmek istiyor mu? Belki içten içe kalmak istiyor?” sorusu akla gelebilir. Gerçekten gitmek istiyor, gitmek için çırpınıyor, hatta planlar kuruyor, sıkışmışlığın paniğini yaşıyor.

Metin biraz kör göze parmak ilerlediği için sanki gençlere nasihat eden bir amca tadında replikler var. Benzer zorlama mesajlara, kıssayı verme kaygılarına Necip Fazıl’ın eserlerinde de sıkça şahit olduk geçtiğimiz yıllarda. Seyirciyi düşünmeye yönlendirmek yerine basit bir üslupla doğrudan mesajı vermek… Bence rahatsız edici ve hiç teatral değil. Ve en önemlisi eserin temel felsefesine aykırı; biz eseri anlamak istiyorsak üstüne düşünmeliyiz. Ne diyor Tanya:

“Açıklaması çok kolay. Her şeyi karşılığında bir bedel ödeyerek elde ediyoruz ama burada, hiçbir şeye bedel ödemiyoruz. Hem de hiçbir şeye! Bize zevk vermeyişinin sebebi de bu.”

Metin istenilen edebi gücü bulamıyor. Zaten güçlü diyalogları olan bir eser değil. Güzel düşünülmüş güzel yazılamamış bir eser bence. Sahnelemesi de öyle olmuş. Dekor eserdeki masalsı, fantastik dokuyu yakalamak üzere yola çıkmış, yorum dekorun gerisinde kalmış. Arka dekor ile ön dekor uyumsuz. Oyuncuların yorumlarında da bütünlük sağlanamıyor, üç ayrı kişi, üç farklı oyunun provasındalar gibi. Karakterler de çok zorlama.

Kısacası beğenemedim.


*Fotoğraflar Devlet Tiyatroları sitesinden alınmıştır.

Bir Cevap Yazın