İMPARATORLUK KURANLAR YAHUT ŞÜMÜRZ[1]Yazan Bori VIAN… Yöneten Aleksandar POPOVSKI…

23. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali kapsamında Hayal Perdesi tiyatro topluluğundan seyrettik İMPARATORLUK KURANLAR YAHUT ŞÜMÜRZ’ü. Boris VIAN’ın alegorik bir üslupla kaleme aldığı, birçok farklı durum, sosyal, siyasal görüş üzerine yorumlanabilecek, korku ve yüzleşme ana temaları üzerine kurulu bir eser. Soyut bir anlatım olması seyircinin oyunu ister öznel ister nesnel biçimde yorumlamasına imkân tanıyor.

VIAN’ın yaşadığı dönemdeki çalkantılar (2. Dünya Savaşı, Nazi baskısı, Fransa’nın Cezayir katliamı ve kolonyal saldırıları, Amerika’daki ırk ayrımcılığı vs.) göz önüne alındığında eseri yorumlamakta nesnel yaklaşım ağır basıyor. İsminden yola çıkacak olursak, toplumcu bir yorum daha mantıklı görünüyor. Ama şart değil ve oyunun özelliği bu zaten!

Oyunun konusu kısaca şöyle; Dupont ailesi nereden geldiğini bilmedikleri ürkütücü bir sesle bulundukları kattan yukarı kata doğru, kat kat kaçmaya başlarlar. Her bir kat çıktıklarında giderek daha küçük, sıkışık, rahatsız edici konumda bulurlar kendilerini; ne var ki bunda bile kendilerine güzel görünen yönleri bulmayı başarırlar. Bir karakter daha vardır sahnede: Seyircinin sahnede görmeyi garipsediği, sesi soluğu çıkmayan, aile ile birlikte dolaşan bir acılar, yaralar, endişeler, korkular, kaygılar yumağı: Şümürz. Özgün adı Schmürz. Sözlük anlamı yok, türetilmiş bir isim.

Aile bireyleri için için acı çeken, birikmiş sancıları yüklenmiş dert topu şümürz’e karşı katı, haince, acımasızca davranmakla birlikte aslında içlerindeki korkularını örtmektedirler. Ve görünmeyen korku yaklaştıkça aile dağılmaya, birer birer kopmaya başlar üst katlata çıktıkça. Nihayetinde asker kıyafetiyle Baba kalır. (Asker kıyafetiyle?)

Burada hayatın çelişkisine işaret eden husus ailenin korkuyla yükseliyor olmasıyla beraber sona doğru da yaklaşıyor olmasıdır. En son Baba çatı katına yalnız çıkar; burası hem doruktur hem de küçük, konforsuz ve rahatsız edicidir; hatta ironik/absürd biçimde kapısı yoktur. Fakat korkulardan kaçmanın bir bedeli vardır ve nihayet bu bedelden kaçış mümkün görünmemektedir.

Ürkütücü ses görünmeyen tehlikeyi göstermekle birlikte kaçanların gün yüzüne çıkaramadıkları korkularını temsil etmektedir.  İtiraf edemediğimiz, yüksek sesle dile getiremediğimiz, içimizi kemiren, yüzleşemediğimiz nedir? Biliriz; ama ancak ondan kaçarak güçlü kalabileceğimizi veya güçlenebileceğimizi düşünürüz. Bir yandan kaçarken diğer yandan ise asla kaçamayacağımızı bildiğimiz bir şümürz vardır.

Ben şahsen oyunu bir diktatörlük eleştirisi olarak yorumlamayı uygun buluyorum. İmparatorluk kuranlar genelde demokratik yollarla kurmazlar imparatorluklarını. Karşılığında da şümürz vardır. Şümürz sağduyu, iyi niyet, hoşgörü gibi olumlu anlamlar yüklenmekle birlikte korkular, acılar, itiraf edilemeyenler gibi olumsuz anlamlar da taşımaktadır. Şümürz halktır. İmparatorluk kurmak için evrensel kabul görmüş bir takım değerleri bir kenara bırakmak zorundasınız; mesela payitaht için kardeşler arasında halk oylaması yapamazsınız. Geçmişi, hatalarınızı, eylemlerinizi unutmanız gerekir; hesap verecek konumda olamazsınız, bir şeylerin üstünü örtebilecek güce sahip olmalısınız. Sizi karşı çıkanları hemen hapse attırabilmelisiniz, hemen aleyhlerine mahkemelerle tutukluluklarını sağlayabilmelisiniz ve tüm bunları yaptıktan sonra da meydan okuyabilmelisiniz, kalabalıklar önünde kabadayılık taslayabilmelisiniz ki korku salabilesiniz. Her kaçışta güçlüymüş gibi davranmalısınız. Ama korkularınızdan kaçamazsınız; ne kadar yukarı çıkarsanız çıkın köşeye sıkışmakla kalmayacaksınız yanınızdakiler de bir bir gidecek. Giderek yalnızlaşacak ve giderek çaresizleşeceksiniz. Muhakeme gücünüzü kaybedeceksiniz. Ve iş işten geçtiğinde pişmanlığınızı beyan edeceksiniz… ya korkudan ya gerçekten… (Nereden aklıma geldiyse böyle bir yazı!)

Baba Leon Dupont da tam olarak bunları yaşar. Birkaç örnek vererek pekiştirelim:

“…Sakal bıraktım çünkü sakal neden bırakılır görmek istedim. Ve elime ne geçti, sadece bir sakal. Sakalın var oluş sebebi, sakaldır…”
“…Sakalımdan bahsediyorum. Yaşıyor, uzadığına göre yaşıyor ve kesince de ağlamıyor. Bir bitki de ağlamaz. Demek ki sakalım bir bitki…”
“…Oysa ben hep yalnızdım. Daha önce belirttiğim gibi. (…şümürz kalkmış yerini değiştirmiştir… Baba birden irkilir gibi olur; ilk defa olarak, sanki karşısındakinin yalnızca bir nesne olmadığını fark etmiş gibidir. Kendini savunmak istercesine konuşmaya başlar.) Ben oldum olası yalnız başınaymışım gibi hissettim…”
“… demek öyleyse, oldum olası bu yalnızlık hissini duymamda, belki de etrafımı sarmış olan bir ya da birden fazla varsayımsal kişinin parmağı var…”
“…(Gürültü aniden kesilir,şümürz, durduğu duvarın dibinden yere yığılır, ölü gibidir. Kapının vurulduğu duyulur. Baba ayağa kalkar.) Hesap mı? Benim verecek hesabım yok… Ben hep yalnızdım…”
“Bilmiyordum… özür dilerim… (kayar ve inleyerek düşer) Bilmiyordum… (Gürültü sahneye hâkim olur… ve karanlık… ve belki kağı açılır, hayal meyal karartılar halinde içeri girerler, şümürzler…)”

Buraya kadar oyunla ilgili konulardan bahsettim, sıra oyuncularla ilgili görüşlerime geldi.

Bana kalırsa bu tür oyunlar oyuncular için yorumlaması pek güç olmayan oyunlar olmalı; çünkü temelde tamamen yoruma dayalı bir eser. Örneğin Kral Lear’ı kontrolü kaybetmemiş, soğukkanlı biri yapamazsınız ya da İhtiras Tramvayı’nda Blanche için mutaassıp bir karakter çizemezsiniz; ama bu temsilde karakterler yoruma açık kullanılabilir. Bence Hayal Perdesi oyuncuları bunun üzerinde fazla durmamışlar. Reha ÖZCAN’ın yarattığı Baba karakteri dışında vurucu bir karakter göremedim. Şümürz garip bir rol, alışılmışın dışında beden ve mimik kullanımı gerektiriyor, psikoloji olarak da oyuncuyu cendereye alan bir rol sanırım; şümürz’ü canlandıran Selin İŞCAN rolün üstesinden gelmeyi başarıyor ve seyirciye sahnedeki varlığını, ruh durumunu aktarabiliyor. Zenobya’yı canlandıran Tuğba KARABEY’in sürekli mesaj vermek istediğini gösterir gibi seyirciye karşı oynamasını oyunun genel yapısına ters buldum, bilemiyorum yönetmen tercihi mi!

Sahne hareketi ve her kaçışta oluşturulan, yaratılan yeni alan algısı oyuna ciddi biçimde tempo katmış. Temsil akışını bölmemek adına tek perde uyarlanması da destekler bir mantıkda.

Genel olarak güzel bir temsil bence, seyretmeye değer.

 


[1] Özgün adı Schmürz. Sözlük anlamı yok, türetilmiş bir isim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website