İHANET… Yazan Nahid Sırrı ÖRÜK… Yöneten Özen YULA…

Gerçek bir yönetmen başarısı seyretmek istiyorsanız bu temsili kaçırmayın. Özen YULA hafızalara kazınacak bir iş çıkarmış bence. Elbette son derece güzel işlenmiş bir metin olduğunu unutmayalım. Beş kez seyrettim ve tekrar gideceğim. Şimdiden söylüyorum: Kaçırmayın!

Oyun 1930’lu yıllarda Ankara’da geçmektedir. Umum Müdürlüğü emeklisi Mahmut Ata bey (Mehmet AKAY), eşi Fitnat hanım (Serpil GÜL) ve kızları Sacide (Başak VURAL) ve Macide (Nur SERENGÜL) birlikte Samanpazarı’ndaki evlerinde mütevazı bir yaşam sürmektedirler. İki yıldır nişanlı olan Sacide ve kuzeni Celal’in (Şivan BİNİCİ) izdivaçları beklenmektedir. Ne var ki durumlar varlıklı iş adamı Abdulhalim beyin (Levent ÇELMEN) iş için Ankara’ya gelmesiyle ve Sacide ile tanışmasıyla karışmıştır. Sacide hayalini kurduğu varlıklı hayatı yakalama fırsatı bulmuştur. Celal’in bankanın görevlendirmesiyle İstanbul’da olması gelişmeleri hızlandırmışken alelacele Ankara’ya dönüşüyle oyun başlar.

Metni okuduğumuzda gayet oturaklı, dram bir metin görüyoruz. O metne yönetmen Özen YULA’nın elinin değmesiyle bambaşka bir anlatım ve yorum ortaya çıkıyor. Öncelikle YULA farklı bir anlatım deneyerek (ki bunun ipuçlarını vücut hareketleri üzerinden GAYRİ RESMİ HÜRREM’de almıştık sanki) sözün üstüne hareket yoğun bir üslup getiriyor. Örneğin konuşmaya başlayan kişi sözlerini söylemekle kalmıyor bulunduğu konumu belli eder nitelikte kimi zaman sahneyi figürlü kat ederek duygu ve düşünce vurgusunu pekiştiriyor; beraberinde arka planda kalan oyuncunun da benzer vurgu ile geri plandan oyuna dâhil olduğunu görüyoruz. Çift taraflı bir vurguyla yalnızca sözü söyleyene değil, aynı zamanda diğer tarafların varlığına, tepkisine dikkat çekiliyor böylece. Bu yazmaya çalıştığım anlatım, aktarım biçimine sahnede dikkat etmenizi özellikle tavsiye ederim; oyuna bambaşka bir akış ve his katıyor, istenen ruhu bir noktada tutmak yerine tüm sahneye yayıyor. Çok başarılı. Benim unutamayacağım bir sahneleme biçimi bu!

YULA tavır vurgusunun dışında oyunun belirli yerlerinde sahne arkasına yerleşmiş ve sadece şarkı esnasında gördüğümüz Türk Sanat Müziği ekibini de oyuna ekleyerek temsile ayrı bir ruh katıyor. Aslında Radyo’yu canlandırıyorlar bir anlamda. Şarkılar yalnızca durumu ifade etmekle kalmıyor seyircinin ister istemez temsilin içine çekilmesine, temsili içselleştirmelerine destek oluyor. Yorumcu ekibin başarısını da vurgulamalıyım. Udda Cankat ESER, kemanda Mustafa Önder ATAKANLI, yaylı tamburda Bekir Sıtkı GÜVEN, ritim sazda Âdem ATUK yer alıyor. Solist olarak Müzeyyen SENAR’ı Duygu BİÇER canlandırıyor.

Oyuna eklemeler ve çıkarmalar yerinde olmuş bence. Örneğin açılış sahnesinde kızların başları üstünde kitap taşıyarak estetik yürüme çalışmaları yapmaları metinde yokken son derece güzel ilave edilmiş ve hatta kızlar giderken Macide’nin gelip kitapları alması ve “Benim kitaplarım!” demesi iki kardeş arasındaki uçurumu vurgulaması açısından başarılı bir yerleştirme. Buna karşılık Sacide’nin Celal karşısındaki şaşkınlığını sinemada gördüğü zenci kız üzerinden tanımlamasının temsilde yer almaması son derece uygun bence. Ve ilk perdenin kapanış sahnesi Sacide’nin dans ederken düşüşü müthiş düşünülmüş ve vurucu bir sahne olmuş; hele tek ışık karşısında seyirciye bakışı… olağanüstü bir sahne!

Yönetmen oyuna kattığı küçük dokunuşlarla akışı bozmadan güldürüyü eklemeyi başarmış. Örneğin Mahmut beyin Celal’i kucaklamaları tam oturmuş. Abdulhalim beyin oğlu Ziya’nın (Kıvanç DEĞİRMENCİ) temsile kattığı ışık da sahneler arasında bir dalga yaratmış ve bir anlamda seyircinin üstündeki olası sıkılmışlık ve gerilim yükünü almış.

Yılların geçmesi dekordaki (Hakan DÜNDAR) ufak tefek dokunuşlarla aktarılıyor. Ancak hemen eleştirmeliyim, Allah rızası için biri aynaları silsin; o kadar lekeli görünüyorlar ki üstüne parmak izi bırakmayan kalmamış sanırım. Dekor abartısız, sade, kâfi. Kapanış sahnesinin ardından gelen fotoğraf albümü çalışması da kısa bir devam niteliğinde.

Kostümlerde Özge AKARSU güzel bir iş çıkarmış.

Oyunculardan tek tek bahsetsem birkaç sayfa daha yazmam gerekecek. Ama özellikle Celal ile Macide’nin evlilik kararı aldıkları sahnede Macide’yi canlandıran Nur SERENGÜL tek kelimeyle büyüleyici bir oyun ortaya koyuyor. Başak VURAL keza, Celal ile atıştığı sahnelerde dikkat çekici. Celal’i canlandıran Şivan BİNİCİ’yi ve Fitnat’ı canlandıran Serpil GÜL’ü zaten oldum bittim çok başarılı buluyorum.

Oyunun ismi İHANET. Artık İhanet’in kime neye karşı yapıldığını siz düşünürsünüz seyrettikten sonra. Kaçırmayın. Mutlaka kaçırmayın!

Başta yönetmen Özen YULA olmak üzere tüm ekibe teşekkür ederim.


*Fotoğraflar Devlet Tiyatroları sitesinden alınmıştır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website