HOŞGELDİN BOYACI… Donald CHURCHILL… Yöneten Arif AKKAYA…

Vodvil türünün bütün özelliklerini taşıyan, düşünme ihtiyacı hissetmeyenlerin keyifle izleyip uyduruk esprilere gülebileceği felaket bir eser. Düşünün, bileti satan firmanın konu özeti şu:

Walter, hayatı boyunca aktör olma hayalleri kurarken para kazanmak adına boyacılığa başlamıştır. Bir gün bir evi boyarken birden Marcia ile karşılaşır, üzerine kapı çalınır; gelen kocası tarafından aldatılan Jane’dir.

Merak etmeyin ben bileti satan firma kadar uyduruk, müşterisi ile adeta alay eden bu özetten fazlasını yazacağım aşağıda.  Ama böyle bir eserde Erdal ÖZYAĞCILAR niye rol alıyor, esas sorulması gereken bu bence?

Konu: Marcia (Berna LAÇİN) tatilini tamamlayıp boya badana işlerinin bitmiş olduğunu düşünerek evine dönmüştür. Oysa görevli boyacı rahatsızlanmış, işler yeni boyacı Walter’a (Erdal ÖZYAĞCILAR) devredilmiştir. Marcia kocası yurtdışı seyahatinden dönmeden işlerin tamamlanmasını ister boyacı Walter’dan. Walter tam işe başlamışken Jane (Gözde ÇETİNER) çıkagelir; amacı Marcia ile yüzleşmektir; çünkü Marcia Jane’in kocası ile kaçamak bir ilişki yaşamaktadır. Boyacı Walter bu tartışmaya diğer odadan kulak kabartarak şahit olur. Jane akşam tekrar uğrayacağını söyleyerek çıkar. Walter ile Marcia bir plan yaparak Jane gelmeden önce Walter’ın Marcia’nın kocası rolüne bürünmesini, bu sayede güya Jane’e gerçekleri Marcia’nın kocasına açıklama fırsatı yaratmayı ve böylece olayı kapatmayı planlarlar. Boyacı Walter’ın bastırmak zorunda kaldığı tiyatro oynama aşkıyla ve ipleri ele almaya çalışmasıyla saçmalıklar komedisi başlar… vs. vs.

Erdal ÖZYAĞCILAR’ın yarattığı boyacı tiplemesini beğenmedim; son derece silik ve vasıfsız bir tipleme olmuş. Öyle olması gerektiği düşünülebilir, ama öyle olmamalı. Oyunun temel karakteri boyacı, dolayısıyla hareketleriyle, sözleriyle bir şekilde sürükleyici olması gerekiyor. Burada sadece hareketlerin ve sözlerin canlı olmasından bahsetmiyorum; vurucu olmasından da bahsediyorum. Hepsinden önemlisi sempatik olmalı; bizimki itici. ÖZYAĞCILAR’ın oyunu Vişne Bahçesi’ndeki ihtiyar uşak Firs’i anımsatıyor. Youtube tanıtım videosunda daha hareketli görünüyor.

Berna LAÇİN’de de aynı donukluğu gördüm. Hareketli bir oyun sahnelemesi gerekiyor bence. Öyle ki temsil kimi yerlerde adeta buz kesiyor. Tüm güzelliğiyle ve şık, sade açık mavi elbisesiyle sahnede ışık gibi parlarken bir türlü güldürü havasına geçemiyor LAÇİN, sanki cool kalmak ister gibi.

Jane’i canlandıran Gözde ÇETİNER bence sahnenin en başarılı oyuncusuydu. Tepkileri, vurguları, hareketleri ile oyunu daha benimsemiş görünüyordu.

İnternetten okuduğum yorumlara göre insanlar Erdal ÖZYAĞCILAR’a ve Berna LAÇİN’e hayran kalmışlar, Gözde ÇETİNER’i beğenmemişler. Tipik Türk seyircisi işte! Tanıdığını, bildiğini beğeniyor; öteki ufo! Kimsenin günahını almak istemem, kimse kusura bakmasın ama, ünlü biri oynuyor diye kırk yılda bir tiyatroya gidenden çıkabilecek yorumlar bunlar.

Metni pek bir keçiboynu olan oyun belki biraz zorlamayla daha etkili bir güldürü haline dönüşebilir; ama yine de oyunda son derece sıkıcı sahneler olduğunu söylemeliyim. Bir güldürüde saate bakıyorsanız vay o güldürünün haline. Özellikle ikinci perdenin sonlarına doğru…

Temsilin açılış sahnesinde kuş sesleri ve gereksiz yere araba sesleri duyuyoruz. Hani bir pencere açık olur, kaparsınız, sesler kesilir, bu duruma bir sahne hareketi olarak mana verebilirsiniz; ama tüm pencereler, kapı kapalıyken bu seslerin neye hizmet ettiğini çözemedim. Sadece kuş sesleri olsa evin sayfiyede olduğu sonucunu çıkarabilirdim; ama yüksek desibel, çokça ve gereksiz araba seslerini anlayamadım. Temsilin söze başlamasıyla bir daha da duymadık bu sesleri. Niye?

Dekorun son derece özensiz ve zevksiz olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Bileti 70 TL’den satılan bir temsilin en azından özenli bir dekoru hak ettiğini düşünüyorum. İlk bakışta görünen dekor boyunun kısalığı son derece itici duruyor. Uyum ve estetikten uzak mobilyalar. Bir türlü kapanmayı başaramayan kapılar, pis pencereler.

Sonuç. Başarısız! Ne yazık ki tek sahnesinde bile gülemediğim bir temsil. ‘Halk bunu istiyor.’ diye diye bu günlere geldik işte!


Fotoğraflar Tiyatro Martı sitesinden alınmıştır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website