HİÇ KİMSENİN ÖYKÜSÜ – KULİS SANAT 🎭 🎭 🎭

HİÇ KİMSENİN ÖYKÜSÜ… Yazan Erdi MAMİKOĞLU… Yöneten Emre YURTTKALIN…

İki erkek bir kompartımanı paylaşıyorlar. Kim onlar? Bilmiyoruz. Konuşmalarında tedirgin bir nezaket var. İkisi de yorgun, bitkin, üstlerinden yük kalkmış gibi, bıraksak günlerce uyuyacaklar. Kim olduklarını bilmediğimiz iki kişi neresi olduğunu bilmediğimiz, adını ilk kez duyduğumuz Merevne adında bir şehrin Eridne adlı kasabasına gidiyorlar. Yol çok uzun.

Sohbet biraz ilerleyince öğreniyoruz ki savaş yeni bitmiş, nihayet! Ne için, kim için, hangi amaca hizmet bir savaş bilmiyoruz. Bütün savaşlar aynı zaten, düşüncesi. Birbirlerine hangi tarafta savaştıklarını bile sormaya çekiniyorlar öyle bezmişler yani. Barış bile korkutuyor; çünkü savaş önce demek barış. Ama bir kez savaş sözü ortaya döküldüğünde korku, güvensizlik, tedirginlik, merak da ortaya dökülmüş oluyor. Acaba kim için savaştılar? Aynı tarafta mıydılar?

Oyun geneline ilişkin sürprizleri yazmamak adına daha ayrıntıya girmeyeceğim. HİÇ KİMSENİN ÖYKÜSÜ aslında herkesin öyküsü; ama özellikle biri için yazılmadığından hiç kimsenin öyküsü. Herkes için savaşın anlamı, anlamsızlığı üzerine bir sorgulama.

Kırk beş dakikalık kısa bir metin. Güzel düşünülmüş, bilinmeyene giden tren metaforuyla konuyu bağlamış hoş bir anlatım. Yine de bazı replikler çok mesaja yönelik değil de daha ince işlemelerle olsa mıydı, diye düşündüm. Metinde bana garip gelen savaştan yeni çıkmış iki erkeğin birbirleriyle sürekli sizli-bizli konuşmalarıydı. Savaşla sivil hayatın ayrımını açıkça verebilmek adına mı, yoksa genel bir savaş karşıtı başkaldırı nezaketi mi çözemedim! Konuşmaları senli-benli yürüseydi daha uygun olurdu sanki.

Dekor daha güçlü olabilirdi. Aralarındaki mesafe çok açık duruyor, karşılıklı koltuklar biraz daha yaklaştırılıp hafif verev konumlandırılsaydı ve sahne daha daralsaydı gerilim öğesi de güçlenirdi, sahne de derinlik kazanmış olurdu. Orta sehpa da neyin nesi!!! Ev gibi olmuş. Bence acilen değişmesi gereken bir malzeme. Seyirciye sırtını vermiş, sanki dışarıdan görüyormuşuz gibi tren amblemli bir demir plaka üstüne küçük bir açılıp kapanır tren sehpası şık olurdu. Tren iç tasarımı hoş, iç duvarlar son derece başarılı, metnin vermek istediğini yansıtır nitelikte soğuk, tekinsiz, tedirgin edici; ama vestiyerlere birer profil eksik kaynatıldığı için oyuncular paltolarını koymakta zorlanıyor, seyirci bunu görüyor; görmemeli. Belki çengel askı koyulabilirdi.

ÖDÜL’de seyrettiğim Serkan MELİKOĞLU yine güzel bir çalışma ortaya koyuyor, beden kullanımını çok beğeniyorum. Yönetmen Emre YURTTAKALIN’ı aynı zamanda oyuncu olarak sahnede seyrediyoruz, savaş sonrası için biraz naif bir yorum kalıyor.

Bence KULİS SANAT takip edilmesi gereken bir ekip. O küçücük sahnede meydan okurcasına oynuyorlar. Tebrikler.


*Temsile ilişkin fotoğraflar henüz paylaşılmadığından fotoğraf kullanamadım; daha sonra ekleyeceğim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir