GÜNLER VE GECELER – KONSTANTİN SİMONOV*

GÜNLER VE GECELER – KONSTANTİN SİMONOV

“…

«Her gün mü gidip geliyorsunuz?» diye sordu Saburov gözlerini ona kaldırarak ; «Kaç sefer yapıyorsunuz?»

«Yaralı sayısına göre değişir. Ama bu günlerde pek erken dönemiyoruz… Önce alaya, sonra gezici revire, oradan da hastaneye gideceğiz; yaralıları vapura toplayıp döneceğiz.»

Bunları öyle durgun bir tonla söylemişti ki, Saburov kendisinin bile beklemediği boş bir soru kaçırdı ağzından ve bu soruyla tedirgin oldu bayağı:

«Bu gidiş» gelişler sizi korkutmuyor mu hiç?»

«Korkutuyor,» dedi genç kız. «Orada yaralıları alıp bu yana gelmek pek korkutmuyor, ama yaralı almak için yalnız başıma dönerken korkuyorum. İnsan yalnız kalınca daha çok korkar… Öyle değil mi?»

«Öyle,» dedi Saburov ve bir an düşündü, gerçekten de taburunun içinde olduğu zamanlar, seyrek de olsa yalnız kaldığı dakikalarda korktuğu kadar korkmuyordu nedense.

Genç kız yanına gelip oturdu; onun gibi bacaklarını aşağıya sallandırdı ve omuzuna dokunarak fısıltıyla:

«Korkunç olan nedir bilir misiniz?» dedi. «Hayır bilemezsiniz… Çok yaşlısınız, onun için bilemezsiniz… Korkunç olan, genç insanların ansızın ölmeleri ve hiç bir şeyin olmamasıdır. Her zaman düşler kurdum ama hiç bir şey olmayacak.»

«Ne olmayacak?»

«Hiç bir şey olmayacak… Biliyor musunuz, kaç yaşındayım ben? On sekiz yaşındayım. Ve henüz hiç bir şey görmedim… Ama hiç bir şey… Nasıl okuyacağımı düşledim hep; okuyamadım… Moskova’ya, başka yerlere gideceğimi düşledim; hiç bir yere gidemedim… Hep düşledim ki…» Biraz şaşaladı, ama sonra sürdürdü konuşmasını: «Hep düşledim ki, nasıl seveceğim, nasıl evleneceğim diye, ama bunların hiç biri olmadı… Ve şimdi korkuyorum, çok korkuyorum, hiç bir şey olmayacak diye. Bir gün öleceğim ve hiç bir şey, hiç bir şey olmayacak…»

«Eğer, istediğiniz gibi okumuş, istediğiniz yerlere gitmiş ve evlenmiş olsaydınız yine de böyle korkunç olur muydu bu sizin için?» diye sordu Saburov.

«Hayır,» dedi genç kız. «Ben, sizin için pek korkunç olmadığını söylemiştim. Siz oldukça yaşamışsınız.»

«Kaç yaşında görünüyorum?»

«Eh, otuz beş-kırk… Değil mi?»

«Evet,» güldü Saburov ve acı acı düşündü, ona kırk ve hatta otuz beş bile olmadığını söylemek yararsızdı ve üstelik istediği gibi okuyamamış, istediği yerlerde bulunamamış, aşkı ise hiç tanımamıştı.

«Görüyorsunuz ya,» diye ekledi genç kız, «sizin için pek korkunç sayılmaz, ama benim için çok korkunç.»

Bu sözler öyle bir hüzünle, öyle bir katlanışla söylenmişti ki, Saburov, bir çocuk gibi, onun başını okşamayı, boş ama doğru birkaç söz söylemeyi geçirdi içinden. Her şeyin düzeleceğini, yanındayken ona bir şey olmayacağını söyleyecekti. Ama yanık şehrin görünüşü, bu boş sözleri söylemekten alakoydu onu. Yalnız elini uzatıp yavaşça okşadı başını, yine de çabucak çekti; kızın, onun bu davranışından, gerekli olanın dışında bazı şeyler umduğunu sanmasını istemiyordu.

…”

 

*GÜNLER VE GECELER, Konstantin SİMONOV, Cem Yayınevi, Ekim-2004, İstanbul, s.22-23

 

Bir cevap yazın