GÜL’E AĞIT – DEVLET TİYATROLARI DİYARBAKIR 🎭🎭🎭

GÜL’E AĞIT… Yazan Deniz ALTUN… Yöneten Ebru Nil AYDIN…

GÜL’E AĞIT Devlet Tiyatroları Diyarbakır şubesinin bir temsili. Konu töre cinayeti. Şimdi hemen of pof etmeyin. Ben de farkındayım aynı konunun yıllardır işlendiğinin; ama zıkkım olsun memleketin cehaleti bitmiyor. Haberlerde duymaktan yorulduk; ama yasal ve sosyal önlemler alınmıyor. Dizilerde izlemekten sıkıldık; ama insanlar ders alacaklarına örnek alıyorlar. Tiyatrolarda klasik bir konu oldu; ama farkındalık yaratsa bile hedef kitleye ulaşmıyor. Kısacası olmuyor olmuyor olmuyor! Töre cinayetleri memleketin geleneği olup çıktı.

GÜL’E AĞIT da gerçek bir olaydan yola çıkmış. 2004 yılında katledilen bir kızın hikayesi: Güldünya TÖREN. Tecavüze uğramış, ailesi dışlamış, iki kez hayatta kalmayı başarmış ancak üçüncüsünde hastane yatağında öldürülmüş. (Tıklayıp ayrıntıları okuyabilirsiniz.) Not: Eserde akış böyle olmadığı için size finalle ilgili bir ipucu vermiş değilim. Ana teması töre cinayeti olduktan sonra işleniş hikâyesini vermeye ihtiyaç yok sanırım.

Deniz ALTUN sıkmadan bir oyun kaleme almış. Gül’ün çocuk dünyasını, masumiyetini yalın biçimde aktarmış. Ailenin gazabını, cehaletini acımadan kaleme almış. Ataerkil baskı altında ‘kadınlık katlanmaktır’ zihniyetiyle yetiştirilen; okul nedir, eğitim nedir, toplum nedir bilmeden yetiştirilen kölelerin, kurbanların hazin öyküsü. Kimi sahnelerde yönetmenin aksiyonu doruğa çekmesi insanları koltuklarında gerim gerim geriyor, seyirci sahne geçişlerinde derin soluklar alıyor ve abartılı, gereksiz bağırış çağırışa maruz kalmadan etkiyi hissediyor. Oyundaki Deli Mahmut’un fonksiyonu nedir çözemedim?

Tüm oyuncuları çok beğendim. Herkes oyunu çok benimsemiş; klasik oyunculuklar, zoraki tiplemeler yok. Gül’ü canlandıran Gonca ERYİĞİT harika bir karakter yaratmış. Anne Hacer’i canlandıran Mebruke ERASLAN, damat Servet’i canlandıran Erhan ADSAY, ağabey İrfan’ı canlandıran Hakan LATİFOĞLU özellikle dikkat çekiciydiler.

Sahne tasarımı arka planda kullanılan yansıtma ve gölgeyle son derece etkileyici olmuş. Genel dokunun kuru görüntü bir ahşapla sağlanması da bence hem iktisadi sıkıntıları, hem sosyal yavanlığı güzel yansıtmış. Sahne büyük olmasına rağmen dört bir yanıyla, uzunca bir noktaya odaklanmadan ve geçişlerle etkin kullanılmış. Sahne önüne doğru uzanan koridor bir kaçış yolu olmakla birlikte iki kenardaki odalarla biraz kopukluk yaratıyor, kimi zaman hareketler aksıyor.

Can sıkıcı kısım oyuncuların hepsinin kafasında bir mikrofon takılı olması ve kabloların enseden aşağı inmesi. Bir tiyatrocu neden mikrofon kullanır anlamıyorum. Ya sahne tasarımı sıkıntılı ya oyuncuların ses eğitimleri yetersiz? Müzikler ne yazık ki çok kötü. Dizilerde kullanılan ver coşkuyu tarzı yüksek ses temsili dramatik kılmadığı gibi söylenenleri de yutuyor. Son yıllarda memleketçe düştüğümüz rock müzikle Anadolu dertlerini dile getirme çabasındaki hataya değinmiyorum bile.

Temsil sonunda oyuncuların selamlarındaki vakur duruş çok etkileyiciydi. İlk kez temsilin devamı niteliğinde, oturmuş bir selamlama seyrettim sanırım.

Güzel kaleme alınmış, güzel sahnelenmiş, güzel oynanmış bu temsili kaçırmamanızı tavsiye ederim.


*Fotoğraflar Devlet Tiyatroları sitesinden alınmıştır.

Bir Cevap Yazın