GÖL KIYISI – TALİMHANE TİYATROSU 🎭🎭

GÖL KIYISI… Yazan Theresa REBECK… Yöneten Mehmet ERGENGÖL KIYISI - AFİŞ

Konu kısaca şöyle: Richard (Yiğit ÖZŞENER) on yedi yıl sonra kız arkadaşı Lucy (Seren ŞİRİNCE) ile birlikte eşini ve çocuklarını terk ettiği evine döner. Ormanın içinde, göl kıyısında bir yerleşim. Eşi Helen (Meltem CUMBUL), oğlu Nate (Ushan ÇAKIR) ve kızı Erica (Pelin ERMİŞ) halen aynı evde yaşamaktadırlar. Richard’ın neden döndüğünü kısa sürede anlarız; evi geri istemektedir. Richard zengindir, yıllardır ailesine para yollamıştır ve elbette şimdi de ailesini dışarı atmak gibi bir derdi yoktur, istedikleri evi alacaktır. Bundan sonrası oyun ilerledikçe ortaya dökülen sır perdeleriyle devam ediyor.

… diye konuyu özetlemeye çalıştım; ama havada kalan, sağlam temelli bir oyun olmadığı için derinine inemedim. Neden bu derece beğenildiğini de bir türlü anlayamadım. En büyük eleştiri ile başlayalım:

Birkaç yorum, tanıtım okudum, tamamı copy/paste: Yazar Theresa Rebeck’in Aeskhylos’un Oresteia üçlemesinden esinlendiği yazılmış. (Bu mantıktan yola çıkarsak bizim dizilerin çoğu Romeo-Juliet’e gönderme yapıyor.) Agamemnon Truva savaşına gidebilmek için kızı İphigenia’yı kurban etmiştir (bir başka anlatımla kurban etmesin diye bir geyik indirilmiştir), kızı öldürülen Clytemnestra (Agamemnon’un karısı) intikamını Truva savaşından dönen Agamemnon’u sevgilisine öldürterek alır.

GÖL KIYISI - Ushan ÇAKIR (Nate), Meltem CUMBUL (Helen)Peki, oyundaki Richard küçük kızını bir amaç için mi öldürmüştür(!) yoksa kızını öldürdükten(!)/öldükten sonra mı gitmek zorunda kalmıştır? Birinin nedeni diğerinin sonucuyken nasıl oluyor da sıradan bir dışavurumcu Amerikan oyunu bir Yunan klasiğine gönderme yapıyor, anlamakta güçlük çekiyorum! Clytemnestra’nın gözünden ölen kızının intikamını almak mı! Adliyeler Yunan klasiklerine göndermeden geçilmiyor o halde. İsterseniz esinlenildiği iddia edilen eserden ilgili bölümü aktaralım:


Daha yaşlı olanı
Agamemnon söze girdi:
“Söyleneni yapmazsam, bedeli ağır,
Ama evimin pırlantası çocuğumu
Kurban etmek, bir baba elinin,
Sunağı, boğazlanmış genç bakire
Kızının kanıyla kirletmesi,
Daha da ağır. İyi ama suç olmayan hangisi?
Gemileri bırakıp da nasıl
Silah arkadaşlarıma ihanet ederim?
Madem bu kurban, gereken rüzgarı getiriyor,
Böyle sıkışık durumda bakire kanını istemek
Haktır. Olacaksa, mutlulukla olsun.”
Zaruretin boyunduruğuna uzatınca boynunu,
Agamemnon’un yüreğinde, imansız,
İnançsız, rezil bir esinti soluklandı,
Sonu gelmez ihtirasın,
Ölçüsü biçisi kalmamıştı artık.

Şimdi bu mu Richard! Niye böyle zorlama bir Yunan klasiği benzetmesi yapıldığı mâlum bence; oyunu yukarıya taşıma çabası. Üzgünüm; ama başarısız bir deneme. Yunan klasiklerine gönderme mi arıyorsunuz; o halde ilk sahnede Richard’ın tiyatral repliğine dikkat edin. Ormanda yetişmiş, eğitim durumu meçhul bir adamın on yedi yıl sonra –bu süreçte sanat tarihi veya felsefe okumadıysa– böyle bir tirat atması sizi de keyiflendirecektir(!).

Bu tipte kurgusu olan milyonlarca roman var ve muhtemelen çoğu Amerikan menşeli; çünkü Amerikalılar böyle hikâyeleri sever: Gizemli, sürprizlerle dolu; gerilimli final. Ben sevmez miyim? Ben de severim; ama gerçekten o gerilim verilebilirse. Örneğin Devlet Tiyatroları’nda iki sezon önce sahnelenen Yastık Adam muhteşemdi, bugüne dek alanının en iyisiydi veya Stephan KING’ten uyarlanan Dolores Claiborne güzel bir örnekti.

Göl Kıyısı’nın eksiği ne?

GÖL KIYISI - Yiğit ÖZŞENER (Richard), Meltem CUMBUL (Helen)Öncelikle gerilimi olması gereken oyunda nedense herkesin öve öve göklere çıkardığı Meltem CUMBUL hissedilmesi gereken gerilime en ufak bir katkıda bulunmak şöyle dursun, oyundaki tüm gerilimi sünger misali emip pamuk gibi bir temsil yaratmış. O kadar ki şoklarda olmamız gereken son sahnede bile pamuk gözlerle sahneye bakıyoruz; çünkü Meltem CUMBUL’da en ufak bir ruh, duygu, tepki yok. Cinayeti de mi anında sindirdin, e mübarek! Üzül, sevin, hırslan, sinirlen, kinlen, kahrol, ağla, huzura er, rahatla, vurgulu birkaç kelâm dökülsün dilinden, manâlı manâlı gülümse bâri, intikam aldığını hissedelim… bir şey yap! Yani bir oyuncuya “Ne hissettiğini belli etmeden oyna, biz ona montajda duygu ekleyeceğiz.” deseler ancak böyle oynanabilir. Soğuk, mimiksiz, ruhsuz durmak ne zamandan beri ‘acıyı içselleştirmek’ oluyor bilemedim. Ayrıca pırıl pırıl, bakımlı bir ciltle ormanda -ve onca yaşanmış olayın ardından- pek inandırıcı değil. (Ayrıntı: Giydiği bota bir anlam veremedim; kayaktan dönmüş gibiydi sahneye ilk girdiğinde.)

Öte yandan Erica’yı canlandıran Pelin ERMİŞ bol küfürle ve bağırarak o gerilimi yakalamaya çalışırken insan ister istemez soruyor “On yedi yıldır babasını görmemiş bir kız, hele ki böyle pamuk kıvamında, sinirleri çıkarılmış Meltem CUMBUL’la yetişmiş bir kız, nasıl bu kadar saldırgan ve küfürbaz olabiliyor?” İlginçtir, Erica’yı etkileyen babasının gidişi olmuş; kardeşinin ölümü pek umurunda değil sanki!

Yiğit ÖZŞENER’in özellikle sahne hâkimiyetine hayran kaldım. Bedeniyle, tavrıyla, sesiyle sahnenin bir parçası gibi doğaldı ve rahattı. Hiç dizi izlemem; ama buna rağmen tanıdık birini görüyor gibi olmak hoş değil.

GÖL KIYISI - Ushan ÇAKIR (Nate)Nate rolünde Ushan ÇAKIR’ı herkes beğenmiş, ben de beğendim; nitekim rolüyle Sadri ALIŞIK Tiyatro ödüllerinde Yardımcı Rolde Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu ödülünü aldı. Televizyondan tanıdığımız biri değil, bir tiyatrocu algısı önemli ve ÇAKIR bunu başarıyor. Ancak bu derece yoğun takdir toplamasında şaşıracak bir durum yok; çünkü oyunda oturmuş tek karakter Nate, diğer karakterler hiç sağlam değil, aksine çelişkililer. Örneğin adamın ne iş yaptığını bilmiyoruz; yıllar önce gitmiş, ama gitmeden önce o ormanda ne işle uğraşırmış, şimdi ne yapıyor belli değil; tek bildiğimiz zengin olduğu. Nate ne zamandır böyle? O meşum olayın etkisi var mı, yoksa doğuştan mı? Zihin özürlü mü, sosyal uyum problemli mi? En ilginci Massachusetts ormanlarındaki göl kıyısı kasabasında kitabevi ne geziyor ki istihdam sağlıyor –hele hele Nate’in anlattığı yoğunlukta bir kitabevi? Richard’ın sevgilisi Lucy’nin rolü ne? Niye var öyle biri? Hiçbir şey bilmiyor, öğrendiği her şeye şaşırıyor, hiçbirine hakkıyla tepki vermiyor. Erica babasına onları terk ettiği için mi kızgın, o meşum olay nedeniyle mi kızgın? Son sahnede Richard’ın bunca yıl sonra iş mi aşk mı sorgusuna maruz kalması ise saçmalığın daniskası.

Lucy rolünde Seren ŞİRİNCE’yi beğenmedim. Temsilin başlaması ile birlikte sahneye çıkıyor ve sahnede olmasına rağmen tam altı dakika sonra yüzünü seyirciye dönüyor. Tiyatro için affedilebilir bir hata değil. Üstelik ŞİRİNCE rolünün neyi taşıması gerektiğini tam kavrayabilmiş değil sanırım; ama bu noktada onu suçlayamıyorum; çünkü gerçekten zayıf bir karakter. Bugüne dek bir tiyatro oyununda gördüğüm en anlamsız karakter. Lucy niye var?

Dekor çok beğenilmiş. Neden? Sahnenin iki GÖL KIYISI - AKŞAM YEMEĞİkenarında durması gerekirken (Ankara Şinasi Sahnesi’nde) içeride durarak kenardan beşer sırayı deli eden iki ağacın mantığı ne acaba? Ağaçlar evin arkasında sıralansaydı,evin göle baktığı algısı oluşabilir ve daha bütünleyici olurdu bence. Seyirciye arkası dönük bir bank. Böyle bir dekor hatasını hoş görüp methiyeler düzenlere şaşıyorum doğrusu. Bank her kullanıldığında oturan kişi seyirciye arkasını döndü. Keza hemen yanda gördüğünüz sahnede (oyun arasına bu şekilde girildiği için temsilin iyi düşünülmüş tek sahnesi) dört oyuncudan ikisi seyirciye sırtlarını dönmüş vaziyetteler.

Kısacası, zayıf, klişe bir kurgu ve zorlama bir metin neticesinde başarısız bir oyun. Theresa REBECK Pulitzer adaylığı kazanmışsa bile ben kalemini beğenemedim. İMDB’de bu oyuna benzer yüzlerce film var, notları 5’i geçmiyor. Temsil de oyundan farklı değil. Muhtemelen Meltem CUMBUL nedeniyle basında yer bulan bir temsil. CUMBUL diğer oyuncuların başarısını da silerken yine de methiyeler almayı başarabilmiş. Bu da bir başarı.

Bir Cevap Yazın