GAYRİ RESMİ HÜRREM… Yazan Özen YULA… Yöneten Özen YULA…GAYRİ RESMİ HÜRREM - DEVLET TİYATROLARI ANKARA - AFİŞ

Küçük bir ön açıklama ile başlamalıyım sanırım: Yazımı oyunu baştan itibaren yorumlayan, yorumu ilerledikçe sona yaklaşan bir seyirci kalemiyle yazacağım. Dolayısıyla düğümü ilk satırda çözmeden okuma fırsatı vermeyi düşünüyorum –şayet okuyan bir Allah kulu çıkarsa–.

Temsil 1558’de olduğumuz vurgusuyla başlıyor, bir bahar günü. Hürrem Sultan’ın 1558 Nisan ayında vefat ettiğini düşünürsek… demek ki vefatından kısa bir süre önce karşılaşıyoruz Hürrem Sultan ile, yani gücünün kıvamında bir dönem.

Hürrem Sultan (İpek ATAGÜN GEZENER) sarayın girilmemesi gereken, özel bir odasına giriyor ve kilitliyor kendini; Kanuni manuni takmıyor. Bu oda gizli geçitle de ulaşılabilen bir oda. Aslında Hürrem Sultan’ın düşünce dünyası, diye yorumluyoruz; çünkü bir tür kaçış ve hesaplaşma görüntüsü veriyor ilk başta. Hürrem Sultan’ın muhasebesine tanık oluyoruz; aşk hayatına, kadın GAYRİ RESMİ HÜRREM - Gülin ERSOY (Cariye Hürrem) - İpek ATAGÜN GEZENER (Hürrem Sultan)yanına, siyasetine, yönetim gücüne, topluma bakışına, malzeme olduğu ve maruz kaldığı dedikodulara kulak veriyoruz. Tüm bunlar monolog, sayıklama şeklinde yansımıyor bize; çünkü bu dünyaya sızmış biri daha var: Genç bir cariye (Gülin ERSOY). İlginç(!) onun adı da Hürrem.

Oyun ilerledikçe beni ikileme düşürüyor. İki Hürrem’in sohbeti ilerledikçe bende uyandırdığı algı cariye Hürrem’in aslında Hürrem Sultan’ın gençliği olduğu yönündeydi; zira Hürrem Sultan’ın biz seyircileri yönlendirmek istercesine birkaç kez “Aynı benim gençliğimsin.” dediğini duyuyoruz. Ancak bunun mümkün olmadığını gösteren sahneler de mevcut; mesela iki karakter arasındaki uyumsuzluk: cariye Hürrem biraz fazla avam ve silik bir kişilik sergiliyor bence, o kişilikten Hürrem Sultan çıkmaz, bir türlü üst üste getiremiyorum zihnimde bu iki kişiliği. Dolayısıyla bu noktada oyunu nasıl yorumlamak gerektiği konusunda tereddüde düşüyorum. (Oyunun yapısının biraz da bu olduğunu unutmamak gerekiyor.)

Özen YULA oyunu şöyle açıklıyor:

…Büyülü gerçekçilik üzerine oturttuk oyunu. Masal gibi akan, kendi ritmini içinde taşıyan, minyatürlerle harmanlanan koreografisiyle özel bir anlatım seçtik…

Oyun üzerinden örneklemek gerekirse, gerçekte olması muhtemel GAYRİ RESMİ HÜRREM - Gülin ERSOY (Cariye Hürrem) - İpek ATAGÜN GEZENER (Hürrem Sultan)olmayan fakat anlatımla doğal bir akış içerisinde seyirciyi içine alıp kabul ettirilen sahnelerden bahsediyoruz demektir. Örneğin sarayda böyle bir oda olması ve o odayı bilen tek bir cariye ile Hürrem’in orada günlerce kalması. Ve süreç içerisinde masalsı ağaç figürleriyle anlatımın desteklenmesi… gibi…

…Yazar olarak, Ortaoyunu, Kukla Tiyatrosu, Gölge Oyunu tekniklerini kullandım oyunda. Kendi tiyatromuzun öz motiflerini yerleştirdim. Kimi yerlerinde seyirlik oyun geleneğinden de yararlandım.

Yine oyun üzerinden örneklemek gerekirse, özel sandıklarda tutulan Kanuni Sultan Süleyman, Şehzade Bayezid, Şehzade Selim, Mihrimah Sultan gibi karakterlerin kuklalarıyla bir nevi kukla tiyatrosu; cariyenin Haseki Hürrem, Hürrem’in cariye olup rollerin değişmeleriyle bir nevi ortaoyunu sergilenmesi… gibi…

O halde madem oyunu bu üsluba göre yorumlayacağız derken…

GAYRİ RESMİ HÜRREM - İpek ATAGÜN GEZENER (Hürrem Sultan)Dikkat: Bundan sonrasını oyuna gidecek olanlar okumasınlar.

Oyun gürül gürül akıp giderken ve bizi öyle ya da böyle bir takım yola sokmuş, aklımızda şekillenmişken, sahnede olmayan bir dış sesle bütün kurgu değişiyor ve baştan beri zihnimizde oturttuğumuz yapı yıkılıyor. Nedir o? Oyunu bizim gibi dışarıdan seyreden biri varmış meğer: Handan Sultan. Handan Sultan 1574-1605 tarihlerinde yaşamış. Oyun 1558’de geçiyor, diye duyuruldu Hürrem Sultan tarafından. Yani? Meğerse Handan Sultan, henüz cariye olan Mahpeyker (Kösem Sultan) ile Nargül’e bir temsil oynatıyormuş. Handan Sultan’dan sonra iktidarda sözü geçen Mahpeyker Kösem Sultan. Bu temsilde Mahpeyker’in görevi Hürrem Sultan’ı canlandırmak, Nargül’ün görevi ise cariye Hürrem’i canlandırmakmış.

Gayri Resmi Hürrem dediğimiz bir tür Hürrem çözümlemesi alt kuşak tarafından. Ne derece doğru, ne derece yanlış; ne kadar abartılı, ne kadar yalın; ne açıdan doğru, ne açıdan yanlış; ne yönde talebe uygun, ne yönde özgün… Bilemeyiz. Bu bir oyun içinde oyun, Gayri Resmi Hürrem nihayetinde.

Güzel bir metin için farklı bir yorum. Dekor ve eser uyumu son derece başarılı; GAYRİ RESMİ HÜRREM - Gülin ERSOY (Cariye Hürrem)sizi o dünyanın içine alıyor ve hissettirmiyor. Işık, renk özel çalışılmış, düşünülmüş, belli ediyor.

İpek ATAGÜN GEZENER tavrı, duruşu, üslubuyla, oyun yapısına uygun, harika bir Hürrem Sultan çiziyor. Cariye Hürrem’i canlandıran Gülin ERSOY’u o kadar etkili bulmadım. SIRÇA KÜMES’te kendine hayran bırakan ve en iyi kadın oyuncu ödülünü alan ERSOY’un yorumu –acemi bir cariye için bile– biraz yavan kaldı sanki. Kimi sahnelerde espri ve taklitleriyle seyirciyi oyuna katması da aslına bakılırsa oyunun temel prensibine aykırıydı bence. Evet, tuluat, ortaoyunu dedik; ama seyirci işin içine tuluat, ortaoyunu seyircisi olarak katılınca büyü biraz bozuluyor gerçekçilik kalıyor.

Seyretmesi keyifli, tavsiye edeceğim bir temsil. Epeydir sahneleniyor, gösterimden kalkmadan seyredin. Başta yazar ve yönetmen Özen YULA olmak üzere herkesi kutlamalıyız.


*Fotoğraflar Devlet Tiyatroları sitesinden alınmıştır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website