DÜDÜKLÜDE KIYMALI BAMYA – DEVLET TİYATROLARI İSTANBUL 🎭🎭

DÜDÜKLÜDE KIYMALI BAMYA… Yazan Memet BAYDUR… Yöneten Serap EYÜPOĞLU… Gösterim: 15 Aralık 2019 – İstanbul

Devlet Tiyatroları sitesinden oyunun konusu: “Oyun, yaygınlaşan dedikodu ve eğitimsiz toplum kültürünü eleştirirken,  bunlara karşı olanların ötekileştirilmesini sorguluyor. Sabah kahveleri, fal tutkuları ve içi boş anlamsız sohbetleriyle küçük burjuva kadınlarının duyarsızlıklarına komik bir bakış sergiliyor.”

Memet BAYDUR eserin girişinde ayrıntılarla verdiği sahne tasarımıyla zaten yoruma mahal bırakmamış. Eser ve temsil daha ilk satırda/sahnede vermek istediği profili veriyor. Anlatım BAYDUR oyunlarında gördüğümüz üzere direksiyonu absürd’e kırmaya meyilli; ama kırmıyor. Atışmalarda bir meddah yorumu olduğu da söylenebilir.

Metne ilişkin eleştirilerimi farklı bir başlıkla, yine bu sitede DÜDÜKLÜDE KIYMALI BAMYA ÜZERİNE BİR DENEME başlığıyla kaleme alacağım.

Kısaca şöyle: Fazilet hanım (Sevinç NİŞ) kocasını işe göndermiştir, aynı evde kalan kardeşi Aynur (Ayla Baki YÜCESOY) ve hizmetçileri Cemile (Demet ERGÜN) ile güne başlar. Üst kat komşuları İnci’nin de (Ece KOROĞLU) muhabbete dâhil olmasıyla tipik bir orta direk küçük burjuva sahnesi oluşur. (Her ne kadar küçük burjuva diye tabir edilse de ben Türkiye için orta direk küçük burjuva tamlamasını daha uygun buluyorum.)Fazilet hanımın kızı Nilgün (Türkü Deyiş ÇINAR) arkadaşı Uğur’un (Rami ÇAKIR) dedesi Fahrettin beyi (Emin MALTEPE) mesai bitimine kadar evlerinde ağırlamak üzere davet etmiştir. Uğur postacıdır mesai sonunda gelip dedesini alacaktır. Fahrettin bey yaşlıca, biraz gelgitleri olan bir adamdır; hayata bakışı evdekilerden farklı olunca ve dilinin kemiği olmayınca küçük çaplı bir kaos yaşanır. Uzak komşu Hamiyet’in (İpek GÜLBİR) ziyareti keşmekeşe tuz biber olur.

Anlatılmak istenen tipik bir sıradan hayatlar tablosudur. Bu hayatların içerisine biraz farklı biri (Fahrettin bey) girdiğinde düzen darmadağınık olur ve sorgulama gereksiniminden ziyade çatışma meydana gelir. Her ne kadar o farklı bakış asma kabağı musakkası, Beykoz kebabı, Hasanpaşa kebabı, senjak usulü levrek dese bile asıl menü düdüklüde kıymalı bamya’dır. Neden düdüklüde kıymalı bamyadır?

Fahrettin bey kendine özgü bakış açısıyla, yaşam biçimiyle aileye tokat gibi iner; fakat kendi rutinlerinde yaşayan kadınların pek umurlarında değil farklılıklar, onların tek derdi sıralamalarında yer alan dizi filmler, konken partileri ve mahalle haberleri.

Toplumsal sınıf açısından bakıldığında Fahrettin beyin de onlardan pek bir farkı yok aslında. Zira davet edildiği eve girer girmez sabahlıklı kadınları görünce “Kerhane mi burası?” diyebilen biri nasıl bir kesimi temsil ediyor olabilir? Gelgitler yaşayan bir ihtiyar olmasına karşın geçmişindeki keyfi(!) yaşam biçiminden biraz sokak ağzına hâkim olduğu görülüyor. Üslup olarak misafir olduğu orta direk küçük burjuva sınıfının bir tık altı bile denilebilir. Oyun ilerledikçe Fahrettin beyin konuşmalardan mizah anlayışının da gelişkince olmadığı anlaşılıyor.

Fahrettin beyin yaklaşımı sınıf eleştirisi değil, tam tersine sınıf farkını hiç umursamıyor; Fahrettin bey yaşam biçimi, hayata bakış ve insanların yaşam biçimlerindeki kalıplı tercihler üzerinden getiriyor eleştirisini. Farklı farklı mesleklerden ekmek yemiş olması bunun bir göstergesi. Nitekim sıradan hayatın girdabına kapılmaksızın yaşayan, saf ve temiz kalmış Cemile’ye yakınlığı da bundan; çünkü Cemile öyle veya böyle hayatın güzel, eğlenceli yanlarını kendi iradesiyle, kalıplar içerisinde davranmaksızın görebiliyor. Özetle, hayata yaşam felsefesi gözüyle bakan biri hayata sınıf farkları gözüyle bakan kişilere konuk oluyor. Ve sınıf farklarının yaşam zevkini öldürdüğünü görüyoruz.

Nilgün’ün kültür çatışması yaşaması ve tam oturtamadığı kimliğiyle duracağı yeri belirleyememesi, Uğur’un postacılık mesleğinden dolayı yadırganması, küçümsenmesi, Hamiyet’in sarayda seyis olan atalarıyla asil aile havaları atma çabası gibi sınıf odaklı bakışı oyunda yer yer görüyoruz. Bazı göndermeler yerinde ve dozunda işlenmişken bazı bölümler eklemlenmiş gibi duruyor. Mesela Nilgün’ün Hasan ile yaşadıklarını anlatması sanki sonradan oyuna sıkıştırılmış. Keza, Uğur’un iltifatlarla oynadığı oyunlar karşısında kadınların anında çark etmelerini de istenen ironiden uzak buldum; bu sahnede absürd’e kayma-kaymama arasında bocalayan bir metin/veya yönetmen yorumu var; oyunun geneliyle bütünleşmiyor. Uğur’un postacılıktan sonraki hedefinin, kariyer sıçrayışının yataklı tren restoranında garsonluk olması ise tipik BAYDUR eleştirisi, ironisi diyebiliriz.

Ev kadınlarını çok başarılı buldum, sanki bir ekip olarak kaynaşmışlar ve gerçekten o hale gelmişler. Özellikle Hamiyet’i canlandıran İpek GÜLBİR’in kaliteli komedi kumaşı kendini gösteriyor. Fahrettin bey karakteri biraz genç duruyor, daha yaşlı olmalıydı bence; istenen etkiyi veriyor mu tartışılır; daha ziyade ihtiyar zampara görüntüsü ve oyunu var. Cemile’yi canlandıran Demet ERGÜN’ün oyununu biraz abartılı buldum; ama tiyatromuzun geleneği olmuş sanırım, bizde her zaman hizmetçi, kapıcı vs. müstahdem rolleri abartılı oynanıyor. Uğur’u canlandıran Rami ÇAKIR ise biraz tuzsuz geldi.

Evin duvarlarını ilkel bir mağara duvarına mı benzetmeye çalışmışlar, tam çözemedim. Gelişimini tamamlamamış ilk insan dönemlerini çağrıştırsın istenmiş herhalde. Zaman zaman güçlü ışıkla parlayan duvarlar alüminyum folyo havası da verdi.

Oyun anlatmak istediğini temsil performansıyla, yönetmen yorumuyla seyirciye ne derece verebiliyor tartışılır; gerek işlediği konu itibariyle gerekse işleyiş biçimiyle çok güçlü bir temsil (ve eser) olarak göremedim ben. Yine de dikkatli bir kulakla seyrederseniz daha keyif alacağınızı umuyorum.


*Fotoğraflar Devlet Tiyatroları sitesinden alınmıştır.