Hatırlayacaksınız, yaklaşık iki hafta önce Don Giovanni ile yaptığım röportajın magazin ağırlıklı ilk bölümünü yayımlamıştım. Le Monde’dan aradılar, “İkinci bölümü bize sat, biz yayımlayalım.” dediler. Cevap olarak -nedense- “Maç satan namusunu satmış demektir.” dedim. (Bilemiyorum, biraz gündemin etkisinde kalmış olabilirim.) Şimdi Almanca yayın hakkı için Frankfurter Allgemeine Zeitung’la anlaştığım röportajın ikinci bölümünü yayımlıyorum. İyi okumalar.

2. Bölüm

                     …

Mabu:             O halde sayın Don Giovanni biraz daha ciddi konulardan bahsedelim. Sizi ‘kahraman’ olarak nitelendirenler var. Ama bakıyorum çok zora kalmadıkça arazi oluyorsunuz.

Don Giovanni:  Kahramanlığın en temel unsurudur bu. Sen hiç dayak yiyen, pisi pisine ölen kahraman gördün mü? Adamın akıllısı kavgaya geç kalır, şölene erken gider.

Mabu:        İlk sahneye gelecek olursak, tamamen suçlu konumundasınız aslında. Hatta rezilin tekisiniz. Kadına tecavüze yeltenip sonra da kaçıyorsunuz; ancak Donna Anna’nın ebeveyni Il Commendatore sizin imdadınıza yetişiyor desek yeridir. Düello etmek istemeyen, durumu olgunlukla örtmeye çalışan birine dönüşüyorsunuz ve daha da kötüsü adamı orada öldürüp birden kendisine meydana okunan, namusu için dövüşen asil, cesur birine dönüşüyorsunuz.

Don Giovanni: Diplomasi dostum, diplomasi. Suçsuzken suçlu olursun diplomasi bilmiyorsan, vice versa. Il Commendatore bir asker, diplomasiden anlamaz, fevri hareket etti ve kaybetti. Askerin diplomasiden anlamadığını görmüyor musun?

Mabu:               Ama bu durum sizin ahlaksız olduğunuz gerçeğini örtmez.

Don Giovanni:  Ahlaksız mı! (gülüyor) Nicelerinden şu sözü duymuşumdur: “Ahlak, güçsüzün güçlüyü sınırlaması ve engellemesi için icat edilmiştir.”

Mabu:               Nicelerinden mi duydunuz? Nietzsche’lerinden duymuş olmayasınız.

Don Giovanni: Her neyse işte, bana uyan bir felsefe. He şey zamanla aşılacaktır. Ahlak denen saçmalığın ortadan kalktığı ve ahlaksızlığın da eşit bir hak olarak kabul edildiği zaman gerçek eşitlik sağlanmış olacaktır. Şimdi bazı saflar kendilerini ahlakla sınırlamak zorunda kalıyorlar, oysa benim gibi bazıları ise hiç önemsemiyorlar bile ahlakı ve bir adım öndeler. Ahlaksızlık güç demektir; ona karşı tedbir alınır. İnsanlar ahlaksızlık karşısında haklarını arama çabasına giriyorlar. Zavallılar. Unutma, bir avuç güç bir çuval haktan daha iyidir.

Mabu:             Tamam, diyelim ki siz busunuz, bu yaştan sonra sizi değiştirecek halimiz yok herhalde. Ancak şu da açıkça görülüyor ki yaptıklarınıza asla geri dönmüyorsunuz, nerdeyse unutuyorsunuz. Mesela Donna Anna’yı tamamen silmiş gibisiniz ya da işlediğiniz cinayet tamamen aklınızdan uçmuş gibi.

Don Giovanni: Geçmişe takılıp kalmak çok tutucu bir yaklaşım. Dünya değişiyor, yeni yeni kızlar ergenliğe adım atıyorlar, koklanacak çiçekler açıyor; orada biri öldü diye ağıt yakacak değilim herhalde. Kaçırdıklarıma değil, hep ileri bakarım ben, neleri yakalayabileceğime…

Mabu:              Ama bir insan işlediği cinayeti nasıl unutabilir!

Don Giovanni: Teessüf ederim, o bir cinayet değildi, bir düello. Meydan okuma var ve iki tarafın rızasıyla gerçekleşiyor. Adı üstünde ‘due’.

Mabu:            Dil pabuç, her lafa da bir cevabınız var maşallah!.. Donna Elvira gibi geçmişten gelen, yakanızı bırakmayan kadınlar da var ama.

Don Giovanni:  Elbette olacak; ama bu benim bir tercihim değil. Aynı kadınla tekrar birlikte olmak ne büyük bir vakit kaybı.

Mabu:               Kadını resmen uşağınız Leporello’ya pazarladınız, ne kadar kodoşsunuz!

Don Giovanni:   Yok deve!

Mabu:             Var deve. Leporello’ya ‘Koş onu kucakla, okşamaktan çekinme’ diyen ben miyim? İnsan eski kız arkadaşına yapar mı bunu?

Don Giovanni: Eski kız arkadaş mı! Eski kız arkadaş diye bir şey yoktur; kadın bir vardır ve bir yoktur.

Mabu:             Bunun için mi uşağınız Leporello’nun karısıyla bile yatabileceğinizi söyleyebiliyorsunuz. Çok aşağılıksınız. (Adama bak ya! Hâlâ gülüyor.) Neyse, yine kadın meselesine dönmeyelim… Biraz korkak mısınız? Bunu şundan soruyorum, mesela Masetto’ya şöyle ağız dolusu bir meydan okuyamadınız, onu bile tuzağa düşürdükten sonra, elinden tüm silahlarını aldıktan sonra hakladınız.

Don Giovanni:   Ya ne yapacaktım? O cahil ve linç kültürüyle yetişmiş ilkel insanların içinde Masetto’ya Zerlina için meydan okumamı beklemiyordun herhalde. Eşit şartlarda bir mücadele olmazdı. Zerlina için üstelik. Basit bir köylü kızı… Zorunda mıyım?

Mabu:              Değilsiniz tabii… Kabul, ayakkabısı biraz tırt; ama basit bir köylü kızı değil o, tamam mı! Ağzını topla. … (sessizlik) Yani, demem o ki, seyirci gözünden bakınca biraz fazla kaypak bir tip gibi görünüyorsunuz.

Don Giovanni:  O kalabalığa karşı tek başıma savaşmam hiç adil olmazdı. Ama zaten adaletten yana olan kim ki! Ben de gördüğün üzere adaletimi kendim sağladım. İte dalaşmaktansa çalıyı dolaşmak yeğdir. Dostum ben amaca bakarım. Amaca gidebileceğim her yol benim için mubahtır. İstediğimi kaçarak elde ediyorsam kaçarım. Ne diyor sizinki: Kavgada dokuz kaçacaksın, bir görünmeyeceksin.

Mabu:           Uşağınızı insanların önüne yem olarak atmanız gerekse bile mi? Hz. Muhammed hiçbir zaman böyle bir alçaklık yapmamıştır.

Don Giovanni:  Alçaklık denemez; çünkü Leporello’nun işi o zaten. Parası neyse veriyorum. Senin de gördüğün üzere parayla satın alınabilecek bir tip. Özlemleri var. Kıskanıyor beni, benim gibi yaşamak istiyor ve bunu benimle dolaşarak yapabileceğini sanıyor. Gerektiğinde yem olarak kullanırım; biraz gönül koyar ve yeniden satın alırım. Hayallerinden kim vazgeçebilmiş ki! Bu sahnede kişiler bireyselden evrensele taşırlar kimliklerini. Leporello aslında benim yaşadığım hayatın özlemini çeken herhangi bir erkekten farklı biri değil; sen Leporello’nun yerine kendini koyabilirsin mesela.

Mabu:               Kim? Hiç de bile!

Don Giovanni:   Hadi oradan lan!

Mabu:               Lan mı!.. Lan mı!.. Canın sağ olsun.

(Bir süre sessizlik oldu. Küstük. Sonra buzlar eridi yavaş yavaş, doğanın dengesi bozuldu, sular yükseldi…)

Mabu:          Şans da biraz yanınızda. Size çıkıştıkları Beşli’de iyi yırttınız. Kişisel almayın; ama ben size fırça kaydıkları o bölümü çok severim; sesleri ayrı ayrı duymaya çalışırım, çok keyiflidir. En çok da Şenol Talınlı‘yı duymayı severim. Biliyorsunuz ben de tenÖrüm.

Don Giovanni:  TenÖr mü? TenÖr ne? Kıro, ‘tenor’ denir ona!

Mabu:              Ben ne dedim.

Don Giovanni:  TenÖr, dedin.

Mabu:            Ya bi git işine Allaa’sen! Lafı değiştirme. TenÖr demişim de filan falan. Ben zaten aslında male-sÖpranÖyüm, neyse… Şanstan bahsediyorduk.

Don Giovanni:  Ben şanslı değilim. İnsanoğlu aciz. İnsanoğlu ‘ahlaksız’ diye tanımladığına ceza vermek istiyor; ancak bunu yapabilecek gücü kendinde bulamıyor. Benim onlara meydan okuma nedenim de korkaklıkları zaten; biliyorum ki havlayan köpek ısırmaz. Hep bir koruyucu kanun arayışı. Ahlaksızlığın çok olduğu yerde kanun çok olur, kanunun çok olduğu yerde ise en büyük sorun uygulamadır. Eğer kanunu uygulaması gerekenler uygulayacak cesarete ve salâhiyete sahip değillerse vay o toplumun haline. Tabii kanunları yapanların ahlaksızlar olduğu bir düzenden bahsetmiyorum bile.

Mabu:               Siyasete girmeden, diyorum, finale gelirsek…

Don Giovanni:   Finali boşver, pencereye gelir misin?

Mabu:               Ne?.. Gelirim… de ne alakası var!

Don Giovanni: Yok yok, aryanın adı Pencereye Gelir Misin, eserin adı Pencereye Gelir Misin. (kahkahalarla gülüyor)

Mabu:          Memlekete çabuk alışmışsınız anlaşılan… Röportaj bitsin öyle söylersiniz. Finale gelirseki en sonunda adaleti uygulayan biri çıkıyor. Men dakka dukka!

Don Giovanni: Aslında Donna Anna’nın düelloda öldürdüğüm babası Il Commendatore’nin yemeğe geleceğini bile beklemiyordum, bir espri yapmıştım onu yemeğe davet ederek, korkmadığımı göstermek istemiştim. Düşünsene, kimin taştan heykeli mezarının başından kalkıp da yemeğe gider; ama madem konuşuyorsa yemeğe de gelir herhalde, diye düşündüm… Gördün, meydan okudu ve cevap verdim, kaçmadım.

Mabu:               Neden?

Don Giovanni: Kaçmadım; çünkü ortada gerçek bir gizem, gerçek bir bilinmeyen vardı. Kazanan ben olabilirdim. Senin de belirttiğin gibi defalarca kaçtım; ama aslında şunu çok iyi biliyordum ki o zavallı insanoğluna karşı zaten galip çıkacak kişi bendim. Biraz zorlanacaktım hepsi o kadar. Oysa bu sefer ilahi güçlerle çarpışmam söz konusuydu. Kim galip çıkacaktı? Açık konuşmak gerekirse bunu onlar da bilmiyordu; çünkü bilselerdi benim galibi bildiğim zamanlar olay yerinden uzaklaşmam gibi onlar da olay yerinden uzaklaşırlardı ve benimle alay ederlerdi öte alemde. Hâlbuki öyle olmadı. Benimle çarpışmaya geldiler. Onlar bana meydan okumadılar, ben onlara meydan okudum. Ruhlar alemine kafa tuttum ben, Tanrı’ya kafa tuttum!

Mabu:              Hacı, bu biraz ağır olmadı mı!

Don Giovanni:  Öyle olmasa seyreder miydin?

Mabu:              Yani… o da var tabii… kafa tuttun ama tutmadı.

Don Giovanni:  Ya tutsaydı.

Mabu:              Değil mi, işte… Giovanni Hoca.

SON

Bu yazının kategorisi OPERA.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website