BÜTÜN ÇILGINLAR SEVER BENİ – MODA SAHNESİ 🎭🎭

BÜTÜN ÇILGINLAR SEVER BENİ -VEYA BAŞTAN ÇIKARMA… Yazan Stefan TSANEV… Yöneten Kemal AYDOĞAN… Gösterim: 13 aralık 2019 – Bursa

Balıkesir’de tiyatrosuzluk tavana vurdu ve karımla bir tür tiyatro seyretme turnesi düzenledik. İstanbul’a gitmeden önce Bursa’ya uğradık ve turnenin ilk temsili olarak Podyum Sanat Mahal’de BÜTÜN ÇILGINLAR SEVER BENİ’yi seyrettik.

Bulgar azar Stefan TSANEV’in Don Kişot’tan bir alıntıyla başlattığıoyunu aslında klasik bir vodvil temasıyla yola çıkıyor –ki bu durum kitabın girişinde bizzat yazar tarafından belirtilmiş. Ortaçağ aşk öyküsü, Vodvil, yazıyor. Eserin başındaki alıntı şöyle:

“… Sana güvenerek şunu söyleyeceğim ki, dostum Lotario, beni kıvrandıran şey, eşim Camila’nın gerçekten benim düşündüğüm kadar iyi ve mükemmel olup olmadığını bilmek arzusudur. Bu gerçeği öğrenmemin tek yolu ise, iyiliğinin ayarını ortaya çıkaracak şekilde onu sınamak; altının ayarının ateşle ölçüldüğü gibi. Çünkü bence, sevgili arkadaşım, bir kadının namusu, ne kadar peşine düşülüp düşülmediğiyle ilgilidir…” Miguel de Cervandes

Otuz üçüncü bölümden alıntılanmış. Don Kişot’un bu bölümü oyunun konusuna kaynaklık eden bir durumu anlatmaktadır. Anselmo ile Lotario çok yakın iki arkadaştırlar. Anselmo evlenir, dolayısıyla daha seyrek görüşmeye başlarlar. Ve bir gün Anselmo karısı Camila’nın fazlasıyla iyi karakterli oluşundan şüphe duyarak Lotario’dan karısına kur yapmasını ister; böylece Camila bir tür sadakat sınavına tabii tutulacaktır. İşte tam olarak bu konunun devamı gibi düşünebilirsiniz oyunu. Şüpheci koca Anselmo yerine Yosif (Mert FIRAT), şüphelenilen kadın Camila yerine Maria (Öznur SERÇELER), yardım istenen arkadaş Lotairo yerine Angel (Çağlar YALÇINKAYA). Elbette final sahnesine doğru buraya yazamayacağım bazı şaşırtıcı gerçekler de ortaya çıkmıyor değil!

Röportajlarda oyun başka bir yere konulmaya çalışılmışsa bile aslına bakarsanız gerçekten bir vodvil, yazarın kalemindeki basmakalıp konuşmalar bunu destekliyor; hem zaten oyunculuklar temsilin vodvil üstüne çıkmasına müsaade etmemiş bence. Moliere oyunlarındaki temanın iki gömlek aşağı nitelikte incelenmesi gibi yorumlayabilirsiniz. Duygularımızın denetimini kaybettiğimizde ne kadar beklenmedik noktalara gittiğimiz gerçeği. Kadın üstünde iktidar savaşı, ilişkilerde maddiyatın yeri gibi konuların işlenişi son derece yetersiz, zayıf, hatta yok. Kısacası eserin “Meselesi” yok!

Perde açılıp karakterlerin isimlerini ilk duyduğumda algım açıldı: Yosif (St. Joseph/Yusuf)? Angel (Melek)? Maria (Meryem)? Ne kadar Hıristiyan! Hani biz kurgulasak da Muhammed, Fatıma, Ebubekir gibi isimler seçsek bu kadar olur! Beni biraz da bu vodvil metnini okumaya isimler zorladı. İnsan ister istemez düşünüyor: Neden Hıristiyanlık çağrıştıran isimler seçilmiş? Biraz bu noktadan yola çıkayım, zorlayayım dedim belki farklı bir bakış açısı yakalayabilirim diye. Maria’nın Meryem oluşu, saf ve temiz kadını temsili… tamam. Hıristiyan inancına göre Yosif’in Hz. Meryem’in nişanlısı olduğu… tamam? (Dikkat! Oyundaki Yosif Hz. Yusuf değil, Saint Joseph.) Matta İncil’e başvurdum:

  1. İsa Mesih’in doğumu şöyle oldu: Annesi Meryem, Yusuf’la nişanlıydı. (İslam inancında böyle bir veri yok.-mabutuner.com) Ama birlikte olmalarından önce Meryem’in Kutsal Ruh’tan gebe olduğu anlaşıldı.
  2. Nişanlısı Yusuf, doğru bir adam olduğu ve onu herkesin önünde utandırmak istemediği için ondan sessizce ayrılmak niyetindeydi.
  3. Ama böyle düşünmesi üzerine Rab’bin bir meleği rüyada ona görünerek şöyle dedi: “Davut oğlu Yusuf, Meryem’i kendine eş olarak almaktan korkma. Çünkü onun rahminde oluşan, Kutsal Ruh’tandır.
  4. Meryem bir oğul doğuracak. Adını İsa koyacaksın. Çünkü halkını günahlarından O kurtaracak.”
  5. Bütün bunlar, Rab’bin peygamber aracılığıyla bildirdiği şu söz yerine gelsin diye oldu:
  6. “İşte, kız gebe kalıp bir oğul doğuracak; adını İmmanuel koyacaklar.” İmmanuel, Tanrı bizimle demektir.
  7. Yusuf uyanınca Rab’bin meleğinin buyruğuna uydu ve Meryem’i eş olarak yanına aldı.
  8. Ama oğlunu doğuruncaya dek Yusuf ona dokunmadı. Doğan çocuğun adını İsa koydu.

Yosif karısının günahkâr olmadığını biliyor, en azından günahkâr olmadığını bizzat yaşayarak öğrenmek istiyor; ama açıklayamıyor. Yosif’in yardımına yetişecek kişi Angel, Melek, yani rüyada gelen tebliğ olarak Yosif’e görünen; Yosif’in Maria ile ilişkisini kurtarmak üzere görevlendirilmiş, tıpkı Yusuf’un rüyasına girip onu Hz Meryem’le kalmaya ikna eden güç gibi. Ama buraya kadar… gerisi günümüz dünyasına göre ilerliyor. Zira mukaddes güç Melek (Angel) oyunun sonunda cezalandırılıyor; hem de Hz. Meryem tarafından… Olmaz! Böyle bir yere varamayız. O zaman niye Yosif, Maria, Angel? Ben işin içinden çıkamadım.

Diğer bir bakışla belki yazar tüm kadınların ikinci bir ilişkilerinin olduğu teorisi üzerine kurmuştur oyunu. (MODA SAHNESİ oyunun sonunu bozmasaydı böyle düşünebilirdik en azından.) Elbette temele Hz Meryem’i almış: Dini çerçeveden bakıldığında mukaddes bir bebek doğurmakla birlikte, gerçekte Yusuf (St. Joseph) ile evli. Açılış sahnesindeki yasak aşk cinayetli gazete haberi de ikili ilişki üzerine ve bize final konusunda ipucu vermek için var. Bunun dışında oyunda adı geçen bir diğer kadın Maria’nın babaannesi. Rahibe babaannesinden Maria’ya kalan bir tabanca var. Oyunda tabanca kullanımları aynı maksatla. Buradan yola çıkarak rahibe babaannenin de aslında pek sağlam pabuç olmadığı sonucuna varabilir miyiz? Bence bu tür bir komedi için uygun olur, hatta benzer bir ima oyun içerisinde güzel gider.

Özellikle temsile gidecek olanların okumaması gereken, gidenlerin muhakkak okuması gerektiği yere geldik: MODA SAHNESİ oyunun sonunu değiştirmiş ve bambaşka bir finale taşımış. O kadar ki, yazarın vermek istediği sarmal kurgu, içinden çıkılamaz döngü nihayetlenmiş gibi olmuş; evrenselden bireysele dönmüş. Bence bir tiyatro metnine yapılabilecek en büyük kötülük metin üstünde hayati değişiklikler yapmaktır. Yapmışlar! Gerçek metinde final sahnesi tıpkı oyunun açılışı gibi kendini tekrarlıyor, fakat bu kez aynı yerde, hemen hemen aynı haberi Yosif okuyor… ve kaotik durumun farkına vararak şapşal bir şaşkınlıkla –muhtemelen seyirciye bakarak– oyunu bitiriyor!!!

Genel manâda parlak bir metin değil. Bence tam bir vodvil, oyundan fazlasını beklemek için bambaşka bir reji gerekiyor. Yazarın diğer eserlerini bilmiyorum; ama sanki yazar bu eseriyle hem biraz ucuz Broadway güldürüleriyle hem de eskinin halk güldürüleriyle alay ediyor ve bugün de halkın aynı olduğunu ortaya koymaya çalışıyor. Özellikle oyunun isminin en alakasız yerde ve en alakasız kişinin ağzından duymamız buna işaret gibi geldi bana.

Oyuncular için de bir iki satır yazmak isterim. Mert Fırat güldürü unsurunu ortaya çıkarmak adına abartılı mimik ve hareketler tercih etmiş; gördüğüm kadarıyla seyircinin ota boka gülmesi neticesinde ipin ucunu kaçırıyor. Tavırları bazı bazı Cem YILMAZ’ı andırıyor. Karısı için endişelenen, panikleyen birinin sürekli ve tutarlı karakterinden ziyade sahne sahne, duruma göre komedi oynayan bir oyunculuk gördüm. Kostümünün pek şık durduğu da söylenemez. (Fotoğraflardan gördüğüm kadarıyla temsiller arası kostüm tutarlılığının üstünde durulmamış zaten. Hoş değil!) Angel’ı canlandıran Çağlar YALÇINKAYA son derece yavan ve özelliksiz bir oyun çıkarıyor. Flüt çalışıyla bizi büyüleyen Öznur SERÇELER Maria’yı canlandırırken sahnede biraz acemi duruyor, sahne duruşu yok; sanırım zamanla olur. Kostüm yorumunu size bırakayım. Sizce olmuş mu?

Sonuç: Gülüp eğleneyim, gerisi hikâye diyorsanız kaçırmayın. Fazla kafa yormayın, resmen vodvil.