BİR YAZ GECESİ RÜYASI… William Shakespeare’in romanından bir yaz gecesi rüyasıuyarlama… Modern Dans Topluluğu yorumu…

“Sen modern danstan ne anlarsın!” diyen alaycı mouse tıklamalarınızı duyar gibiyim; ama ön yargılarınızdan sıyrılıp önce bir okuyun…

Kitapçıktan alıntıyla:

“William Shakespeare’,n erken dönem romantik komedya-romanı. İlk basımı 1600 olmakla beraber yazımı ve ilk sahnelenişinin 1594 ya da 1595 yıllarında gerçekleştiği sanılmaktadır. Ana teması aşk ve evliliktir. Karışık ilişkiler üzerinden bu iki kavramın komikliğine vurgu yapılmıştır. Olaylar Antik Yunanistan’da bir düğün töreni çevresinde geçmektedir. Belgelere göre ilk oynanışı 1604 yılında A Play of Robin Goodfellow adıyla gerçekleştirilmiştir. Oyunda Ovidius’un Dönüşümler’inden ve İngiliz halk masallarından izlere rastlanmakla birlikte, olay örgüsünün büyük ölçüde Shakespeare’e dayandığı sanılmaktadır.”

Koreografiyi düzenlemiş Hans Henning Paar ise eseri şöyle yorumlamış:

“…birliktelik ve sevgi ile bunlara eşlik eden beklenti ve dileklerin farklı bakış açıları ve evreleri ile kahramanların kendi projeksiyonlarının hayal dünyasına kapılmaları konu edilmektedir. Engeller ve karışıklıklar, âşıklar için seçilmiş kişinin gerçekten de doğru kişi olup olmadığının anlaşılmasında sınama görevi görmektedir. İster ormandan kaçış, isterse de rüyalara veya uyuşturucu sarhoşluğuna dalış olsun –tüm bunlar toplumsal kurallardan kaçışı ve tatmin edilmemiş ihtiyaçlarla dilekleri en azından hayal âleminde tatmin etmeyi ortaya koymaktadır. 60’lı ve 70’li yılların müziğine heyecanlı ve eğlenceli bir ilişkiler silsilesi eşlik etmektedir.”

Şimdi ben oyundan ne anladığımı yazacağım: Oyun bir parti sahnesiyle açılıyor. 60’lar, 70’ler. (Halk dilinde ‘atmışız, yetmişiz’) Rengarenk, çiçekli, parlak desenlerin; geniş paça, yaka ve kol ağızlarının modası. Açılış müziği The Doors’tan Alabama Song. Benim çalıp söylemeyi çok sevdiğim bir şarkı olduğundan kendimi temsile kaptırmam uzun sürmüyor. Danslarıyla farklı kişilikleri görüyoruz. Bir süre sonra ilişkileri çözümlemeye başlıyoruz; zaman geçtikçe kıskançlıklar, kızgınlıklar, hırslar, arzular su yüzüne çıkmaya başlıyor. Sahnede bir takım çekişmelere şahit oluyoruz. Yavaş yavaş kişilerin iç dünyalarını okumaya başlıyoruz. Ve birden dünya değişiyor, masalsı bir hal alıyor, sarmaşıklar sarıyor partiyi ve o sarmaşıklarla sanki bilinçaltımızın kuşatması altında kalıyoruz ve ilişkilerde sakladığımız, söyleyemediğimiz, aklımızdan geçen ama söylemeye çekindiğimiz duygularımız ortaya çıkıyor. Bu yeni dünya bizim iç dünyamız, hayal, beklenti, umut, arzu dünyamız. Bu  hayal alemi esnasında müzik bant kayıttan canlı müziğe geçiyor. Emre KESİM sahnenin bir köşesinde duran piyano, vurmalı çalgı, zil, -sanırım- armonika gibi birkaç parça enstrümanı tek başına karşısına alıyor ve doğaçlama bir müzik çalıyor. Doğaçlama diyorum ben; ama sanırım o ne çaldığını ve ne zaman hangi bölüme geçeceğini biliyor. Yarım saat kadar -fazlası var eksiği yok- tek başına olağanüstü bir müzik icrası dinliyoruz. Elbette hayal âlemi ve sanrılar diyebileceğimiz bu bölümün müzikleri ıslıkla eşlik edebileceğimiz türden değil, biraz daha -kaba tâbirle- karışık, diyelim. Tam Emre KESİM müziğini bitirdiğinde çok manâsız bir şey oluyor ve bir tek ben alkışlıyorum. Manâsızlık benim alkışlamamda değil, kimsenin alkışlamamasında. Müzik bitiyor, KESİM davulu zili deviriyor, danslar duruyor, yeni müzik girmiyor… artık belli ki orada adamın performansını alkışlayacağız!!!.. Emre KESİM’i kutluyorum, gerçekten mükemmel bir iş çıkarıyor.

Hayal âlemindeyken sahneye iki salyangoz giriyor; cilveleşiyorlar, sevişiyorlar ve çiftleşiyorlar. Sahneyi enine kat edip çıkıyorlar. (Salyangozların çift cinsiyetli olmaları da bilinçli bir tercihe mi neden olmuş acaba? Mayıs ayının salyangozların çiftleşme ayı olması da ayrıca güzel bir tesadüf oldu sanırım.)

Hayal âlemi sona eriyor, insanlar sarhoşlukla kendilerinden geçmiş haldeler. Bu sarhoşluk içkiden mi, düşünceden mi, yorgunluktan mı?.. acaba diye düşünüyoruz. Belki de hepsi birdendir. Velhasıl kelam herkes kendi muhasebesini yapmış ve sevdiğini belki pişmanlıkla belki doğrulayarak bulmuş bir halde günü, hayatı tamamlıyoruz.

Son sahnedeki dans ve kavuşma beni çok duygulandırdı. Bilmiyorum, galiba yaşlanıyorum. Sonuçta ben yalnız, yaşlı ve (öhööhöh!) hasta bir adamım, sanat beni duygulandırıyor artık.

Herkes gayet başarılı bence; kostümler tam tarzım.

Devlet Opera ve Balesi’ne sitemimdir… Beş TL vererek aldığımız oyun kitapçığında yukarıda yazdığım iki paragraf dışında bilgi verilmiyor, yorum da yer almadığı için hiç bilmediğim eser ve sanat dalı hakkında teferruatlı bilgi veremedim. İstiyorsanız 1994’ten bu yana düzenlenmiş turnelerin listesi ve 1994’ten bu yana konuk koreograf ve eğitmenlerin listesi var. Çok lazımsa diye. Sanat Teknik Bölümü çalışanlarının tamamının ismi yazılı: Bezleme atölyesi, kundura atölyesi, cilt atölyesi, sahne makinistleri atölyesi vs… çok uzun bir liste… Herkesin emeğine saygımız sonsuz elbette; ama biraz da eser hakkında bilgilensek daha iyi olacaktı.

Ve bir de DOB sitesinden fotoğraf alamadığım için yazı biraz renksiz oldu. Tüm dünyanın sınırsız sanat yaydığı bir ortamda hâlâ sansür uygulanması ilginç.

Sonsöz: Gidin. Çok güzel.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website