BEDEL – TİYATRO Tİ ve BAĞIMSIZLAR 🎭🎭🎭

Bedel… Özgün adı: The Price… Yazan Arthur MILLER… Yöneten Emre Bedel - Arthur Miller (Afiş)KOYUNCUOĞLU… 27.11.2014 19. Uluslar arası Ankara Tiyatro Festivali gösterimi…

Arthur MILLER’ı Amerikan ekonomisinin vahşi kapitalizmini eleştiren oyunlarıyla yakından tanıyoruz. Ankara’da gösterimi devam eden Satıcının Ölümü artık klasik kabul edilen, en güzel Arthur MILLER örneklerinden biri.

Bedel’in konusuna kısaca değinmek gerekirse, vefat eden bir babanın ardından eşyalar satışa çıkarılacak ve tek kalemde bir eskiciye satılacaktır. İki kardeşten polis olan Victor Franz (Engin ALPATEŞ) satışla ilgilenmekte; ancak hakkını yemek istemediği doktor ağabeyi Walter Franz’a (Serkan ÇETİNKAYA) bir türlü ulaşamamaktadır. Artık son noktaya gelinmiştir ve ağabey gelse de gelmese de eşyalar satışa çıkacaktır. Oyun tam bu noktada başlar. Polis Victor ve alkol bağımlılığının eşiğindeki karısı Esther (Serpil ÖZCAN) eve gelirler ve eskici Gregory Solomon’u (Ender YİĞİT) beklemeye koyulurlar. Esther’in aklı fikri paradadır; artık daha rahat bir hayat yaşamak, daha itibarlı mesleği olan bir koca istemektedir. Ancak emekliliği geçmiş olmasına rağmen yaşadığı 1929 buhranının sarsıntısını atlatamadığını anladığımız Victor polisliğe devam etmektedir. Karı koca arasındaki gelecek tartışması ağabeyin uğramasıyla geçmişe döner ve derin bir sorgulama başlar. Bu sorgulamayla birlikte sırlar açığa çıkar; yanlış anlamalar, kendini kandırmalar, bilip bilmemeler patır patır dökülür ortaya. Yıkılacak binalar listesinde olan -ve bu haliyle bize ipuçları sunan- bu apartman katındaki çatışmalara tanık olurken sormaya başlarız: Kim haklı? Başarının bedeli mi ağır, sıradan bir hayatın bedeli mi? Başarının ne olduğu da ayrı bir soru işareti olup çıkar. Nasıl bir başarı? Bu çerçeveden yola çıkarak ister istemez kendi hayatımızı sorgularız: Biz tercihlerimizi hangi saiklerle seçtik? Para, başarı, aile; korku, çıkar, ahlak… Bununla beraber karşımızda müthiş bir metin yok. Açıkçası biraz sıradan, basmakalıp bir konu bile diyebiliriz. İşleniş biçimi açısında da bir yenilik, farklılık yok bence. Kötü mü? Değil elbette. İnsanı derin bir iç hesaplaşmaya götürebilecek Bedel hayatı tekrar gözden geçirmek isteyenler, geçmişini korkmadan sorgulayabilecekler için güzel bir çıkış noktası.

Bedel - Tiyatro Ti ve Bağımsızlar (Engin ALPATEŞ, Serpil ÖZCAN, Ender YİĞİT, Serkan ÇETİNKAYA)Tiyatro Ti ve Bağlantısızlar ortaklığında sahne bulmuş bir temsil. Ne yazık ki temsil için hazırlanmış bir kitapçık yok –belki var; ama Ankara’ya getirilmemiş. Şayet oyuncuları tanımıyorsanız kim kimi canlandırıyor bilemiyorsunuz.

Fotoğraf İstanbul’da çekilmiş olmalı; Ankara Akün Sahnesi daha geniş ve derin olduğundan sanırım Ankara’nın dekorundan destek alınarak siyah perdeler kullanılmış. Bence iyi de olmuş; zira fotoğrafta gördüğümüz perde sahneye ayrı bir canlılık, hava katıyor, oysa oyun bunu bekleyen bir oyun değil; tam aksine olumsuzluklar barındıran, karanlık noktaların ortaya çıktığı bir oyun. Bu çerçevede kırmızı fon yanlış bir seçim bence. Ankara sahnesindeki büyük hata ise koltuklardan seyirciye göre soldakinin önde kalması ve kim oturduysa epeyce bir kalabalığı arkasına almasıydı. Olumlu tarafları söylemek gerekirse dekorda kullanılan eski parçalar -kısacası evin tamamı- çok güzel tercihler.

Oyunculara kısaca değinmek isterim. Polis Victor’u canlandıran Engin ALPATEŞ’in o role hiç uygun olmadığı kesin. Her şey bir yana bâri saç tıraşını polise uygun kesebilirdi; fotoğrafta gördüğünüz üzere uzun, düz saçlar ve kaytan bıyıkla seyirciye o gücü aktarabildiğini sanmıyorum. Kaldı ki naif bir yapısı olan ALPATEŞ’in oyun gereği küçükken eskrim sporuyla ilgilenen birini canlandırması mümkün görünmekle birlikte polislikten emekliliği gelmiş birinin halâ eskrimle uğraşmış çocuk psikolojide olması beklenemez herhalde.

Doktor ağabey Walter’ı canlandıran Serkan ÇETİNKAYA’nın da Kurtlar Vadisi tarzı kirli sakalı beni rahatsız etti. (Fotoğrafta top sakal.) Yani bugüne kadar kirli sakallı bir doktor görmüş olanınız var mı, bilemiyorum; savınız ne olursa olsun Bu Bir Pipo Değildir gerçeğini inkâr edemeyiz. Oyunculuk açısından gayet başarılı bulduğum ÇETİNKAYA için ‘Acaba bir dizide rol alıyor da onun için mi sakala kıyamadı?’ diye düşünmeden edemedim. Şayet öyleyse kötü!

Gelelim oyunun yıldızı Gregory Solomon’u canlandıran Ender YİĞİT’e. Sahneye adımını attığı anda rolünü mükemmel şekilde özümsemiş, yemiş yutmuş bir oyuncuya tanık olduk. Ben kendisini önceden tanımıyordum, seslendirme de yapıyormuş. İşte o ses kalitesi ve olgun bir oyunculuk birleşmiş ve ortaya tam manasıyla başka bir insan çıkmış. Çok net söyleyebilirim, rolüne bu derece kuvvetle hâkim olup başkası olabilen bir oyuncu bulmak, seyretmek pek kolay olmuyor. Ender YİĞİT’i sahnede izlemek büyük bir kazanç. Kaçırmamalısınız. Dolu dolu alkışlar Ender YİĞİT’e.

Victor’un karısı Esther rolünde seyrettiğimiz Serpil ÖZCAN tutuk başlayıp güzel bitirdi. Temsil ilerleyip gerilim arttıkça ÖZCAN’ın da uyumu giderek arttı. Kostümde biraz sıkıntı var sanki; döneme uygun bir giysi değil gibi geldi bana.

Oyunun vurucu sahnesini sonda buldum. Öyle ki kendisini babası ile kalmak zorunda hissederek kaderini polisliğe esir eden Victor oyunun son sahnesinde âdeta yine babasına teslim olarak hayatına yeni bir yön çizemez; tek farkla, bu kez babasını değil, babasının koltuğuna kurulan Solomon’u görürüz. Yine ağabeyi çağırmıştır Victor’u ve Victor yine yenemez kendini… Burada oyunun Arthut MILLER’ın hayatından kesitler taşıdığını da hatırlatmak lazım.

Ankara’ya gelip bize Arthur MILLER seyrettiren Tiyatro Ti ve Bağlantısızlar oyuncularına, çalışanlarına çok teşekkürler. Seneye görüşmek üzere.

Bir Cevap Yazın