BARUT FIÇISI… Yazan Dejan DUKOVSKİ… Yöneten Yıldıray ŞAHİNLER… Çeviren Bilge EMİN, Yıldıray ŞAHİNLER

Makedon yazar DUKOVSKİ, yaşadığı bölgeden (Balkanlar’dan) bahsederken, jeopolitik konumu gereği kullanılan ‘barut fıçısı’ tabirini oyununa yansıtıyor; fakat bu kez siyasi olarak değil. Barut fıçısı bölgenin yaşam biçimi, demek istiyor. Böyle özetleyince ister istemez “Ne yapalım Balkan havasını!” demeyin; çünkü oyunu okuduğunuzda veya seyrettiğinizde hemen fark ediyorsunuz ki durumun bizim ülkeden hiçbir farkı yok; insanların bizim insanımızdan hiçbir farkı yok, olayların bizim ülkemizden hiçbir farkı yok. Bu nedenle gayet mantıklı bir tercihle isimler Türk isimlerine çevrilmiş. Oyunun 1998’de filminin çekildiğini de hatırlatmak isterim.

İlk sahnede, itiraf ediyorum, oyunu klasik bir kaybeden senaryosu olarak gördüm. (Senaryo kelimesini özellikle kullandım.) Fakat sorgulama biçimi, insanı düşünmeye zorlayan durumlarıyla ve nihayete ulaşana dek kendi içerisinde uzun mesafeli bir anlatımıyla bütünü yakalayınca çok keyiflendim. Barut fıçısı her bir olayın, her bir sahnenin özünde var. Sıradan başlayıp bir patlama gibi sona eren kısa sahneler. Komedi ve trajedinin bileşimi… ve hatta uyumu. Oyunun özünü bizi önyargılara sürükleyen zikzaklar, tahminlerimizi zorlayan gelişmeler oluştururken tüm yaşananları olası karşılamamız ve kabullenmemiz barut fıçısı olarak somutun soyutta kendini bulması diyebiliriz… Bu çelişkinin bizi ulaştırdığı yol, oyunda söylendiği gibi: “Batur fıçısıdır; ama iyidir memleket.”

Temsilin oynandığı sahne havaalanını andırdığından iki kenardan kırmızı perdeler çekilerek odak sahne hazırlanmıştı. Bu noktada İstanbul Halk Tiyatrosu’nun yapabileceği bir şey yok; bu Türkiye’nin ayıbı. Kına gecesinde bile kullanılır zihniyetiyle sahne yapılırsa böyle olur. (Koltukları arkaya doğru hafif bir eğimle yerleştirmek yerine eğimsiz, düz zemine döşeyip sahnenin görülmemesi için çaba sarf etmiş kıt beyinli uygulamacıyı da bilhassa kutlamak isterim.) İstanbul Halk Tiyatrosu’nun kurgusunda sahne, dekor değişiminde sokağın yansımasını verir gibi bir kalabalık sahneyi dolduruyor ve dikkatleri odak noktadan kopartmadan hem dekoru değiştiriyor hem bildiğimiz figürlerle, tiplerle bizi oyalıyor. Dekor değiştirme süreçlerinde rahmetli Ciguli’den aşina Sar Makarayı şarkısı girişindeki müthiş 9/8’lik temponun tekrarı ruh halini, karmaşayı yansıtıyor. (Şu an yazıyı yazarken tekrar tekrar dinlediğim, dinlemekten sıkılmayacağınız bir ritim.) Dekor son derece başarılı! Bir küp düşünün, dört yanında dört ayrı dekor, muhtemelen her kenarın iç katmanları da var; lahana gibi bir dekor, çevir çevir kullan, soy soy kullan. Dekoru tasarlayan Barış DİNÇEL kostümleri de seçmiş. Tebrikler!

Tüm sahnelerde tüm oyuncular çok iyi: Erkan CAN, Yıldıray ŞAHİNLER, Ruhi SARI, Aşkın ŞENOL, Faruk AKGÖREN, Aytek ÖNAL, Rüya ÖNAL. Ama özellikle ilk sahnede Erkan CAN’ı, otobüs sahnesinde Aytek ÖNAL’ı ve Rüya ÖNAL’ı beğendim.

İstanbul Halk Tiyatrosu beni ALEVLİ GÜNLER ile beni biraz hayal kırıklığına uğratmıştı. Ama BARUT FIÇISI kaçırmamanız gereken bir temsil.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website