BANKTA İKİ KİŞİ… Yazan Alexander ISAAKOVICH GELMAN[1]Yöneten E. Erdinç DOĞAN…

Yönetmen Erdinç DOĞAN en ciddi sınavını bence bu sene YERALTINDAN NOTLAR’da verdi ve olağanüstü bir temsille bir seyirci olarak benden sadece geçer not değil, kalıcı olur notu aldı. BANKTA İKİ KİŞİ ile birlikte görüşümü ve umudumu pekiştirdi.

Kadın ile Erkek’in parkta tanışmalarıyla başlıyor ve flört etmeleriyle  ilerliyor oyun. Neden böyle garip, parkta, damdan düşer gibi bir ilişki başlangıcı?.. diye düşünenler için işin aslını yazar GELMAN’ın çevirmen Belgi PAKSOY’a yazdığı mektuptan alıntılayalım.

Türkiye’de nasıldır bilmiyorum; ama Rusya’da kadın ve erkeklerin büyük bölümü sokaklarda, özellikle yaz aylarında parklarda tanışırlar. Kadın bir bankta otururken erkek gelip yanına ilişir ve aralarında nasıl sonuçlanacağı hiç belli olmayan, oyun gibi bir konuşma başlar. Parklardaki bu banklarda insanların deneyimleri ve aldıkları dersler komedi ve dram olarak sergilenir. Banklar hayat okulunun sıraları gibidir. Burada yalanlar söylenir, adlanılır, aldatılır. Dersler acı sonla bitse bile insanlar umutlarını yitirmez, bir gün mutlaka anlaşıp sarılacakları ve kucak kucağa ömür boyu birlikte yaşayacakları kişiyi bulacaklarına inanırlar.”

İlginç, değil mi?

Oyunun özgün adı Bank; açıklamayı okuyana dek daha genel bir çerçeveden seyredilmesi gerektiği için cins isim, basit isim ve yalın haliyle kullanılmış diye düşünüyordum, meğerse Rusya’da sosyal bir gerçekmiş. BANKTA İKİ KİŞİ denildiğinde daha özel, sanki sadece o kişiler üzerinden ilerleyecek ve onlara dair özel hikâyeler duyacakmışız gibi gelse bile, -Rusça isimleri duymamıza rağmen- özele indirgemeden seyredebiliyoruz. Bu önemli!

BANKTA İKİ KİŞİ bir kadın ve bir erkek üzerine kurulmuş bir metin; ama kadın-erkek dünyasına bir bakış. Aslında oyun çok temel bir gerçeğe dayanıyor: Erkeğin haz üzerine, kadının güven üstüne kurulu hayalleri. Sıkılmış, bunalmış, hayatın keşmekeşinden kurtulmak isteyen yalnız kadın, yalnız erkek. Kendilerine göre çözüm arayışları var. Erkek erkekçe bir çözüm peşinde, kadın kadınca. Her ikisinin de güvensizlikleri, acıları birikmiş ve kolay kolay kenara koyamadıkları savunma mekanizmaları yaratmış. Kadın erkekten, erkek kadından yaralı ve güvensizlikleri karşı cinse bağlı olmasına rağmen kopamıyorlar karşı cinsten; çünkü işin doğası bu!

Neredeyse son sahneye kadar erkeğin ardı arkası kesilmez yalanlarını duyuyoruz ve nihayet patlama noktasına geldiğinde hayat hikâyesine dair gerçekler dökülüyor ortaya. (Ama acaba son duyduklarımız da gerçekler olmayabilir mi?) Kötü tecrübeler yaşamış. Kimseye hesap vermek istemiyor, sorgulanmak, didiklenmek, araştırılmak istemiyor; sadece o gece, en azından o gece mutlu olmak istiyor.

Kadın da benzer kötü tecrübelerin kurbanı. Hatalarını görmüş, daha dikkatli olması gerektiğini biliyor ve her şeyi kabullenmek pahasına yeni bir başlangıca razı artık. Belki kendi kendini kör ediyor, belki yine yanılıyor; ama razı buna, çünkü ihtiyacı var: “Yalnızlık çok zor!” diyor.

Böyle geçmişlerle bir kadın ve bir erkeğin birlikte mutlu olmaları kolay mı? Kadın’ın oyun içerisinde iki cümlede kurup mutlu sona ulaştırdığı planlar gibi bir çırpıda kurgulanabilecek kadar kolay elde edilebilir bir gerçek mi mutluluk? Kadının saf, naif, güvensiz biçimde mutlak bir güven ve mutluluk arayışına karşılık erkeğin sapır sapır dökülmesi ve umursamaz “Ne olmuş yani!”ler yerine harekete geçeceği cesareti yakalaması gerçek bir tablo mu yoksa bu da bize bir oyun mu? Artık mutlu olmak zor mu?

Düşününce belki de kısa bir evlilik yaşıyorlar bankta: Yalanlar, oyunlar, sevişmeler, üzülmeler, gönül almalar, mutlu olmalar, hayal kurmalar vs. vs. Acısıyla, tatlısıyla; güldürüsüyle, dramıyla bir evlilik işte!

Kadın’ı canlandıran A. Berna KONUR ve Erkek’i canlandıran İsmet NUMANOĞLU harika iş çıkarıyorlar. Özellikle NUMANOĞLU’nun beden dili çok başarılı. KONUR Kadın’ın iniş çıkışlarını, duygularındaki ani umutları ve umutsuzlukları, psikolojik dalgalanmaları güzel aktarıyor. Oyuncuların gerçekçi yorumları seyirciyi temsile bağlıyor adeta. Sıkılmadan defalarca seyredilebilir bir temsil.

Temsilde eleştireceğim birkaç küçük başlık da var. Açılışta yer alan park sakinlerinin seslendirmesi; maalesef çok amatör ve özensiz olmuş. Gereksiz müzikler son dönemin moda uygulaması olarak bu temsilde de yer alıyor. Fakat metinde yer almayan, ilk olarak birinci perde sonunda duyduğumuz söz ve müzik çok güzel… biraz da ipucu niteliğinde!

Genç akordeoncu kime çalarsın, kime
Dolanır durur, aşk ararsın
Mutluluk belki yanı başında
Arayan bulur… arayan bulur…

Mutlaka seyredin!


[1] Devlet Tiyatroları kitapçığında ve sitesinde Alexander ISAAKOVICH GELMAN yerine Alexander GELMAN yazıyor. Alexander ISAAKOVICH GELMAN sadece yazar, Alexander GELMAN ise sadece yönetmen. İki ayrı kişi.
*Fotoğraflar Devlet Tiyatroları sitesinden alınmıştır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website