“…babil-prensesi-voltaire

Başarı ve utkunun başları göğe değen bunca çelengi, çok geçmeden çorak topraklarda kurudu. Geriye yeşili soluk ve hastalıklı yapraklarıyla bir avuç çelenk kaldı. Yaptığı işi baştan savma yapmanın kolaylığı, iyi yapmaya karşı gösterilen tembellik, güzelliğe doymak ve tuhaflıktan haz almak çöküşü getirdi. Kendini gösterme merakı barbarlık dönemlerini geri getiren sanatçıları kolladı, yine bu kendini gösterme merakı gerçek yeteneklere eziyet ederek onları yurtlarından ayrılmaya zorladı, eşekarıları balarılarını kaçırdı.

Artık ne gerçek sanat kalmıştı ortada ne gerçek deha; yetenek, geçmiş yüzyılın yetenekleri üzerinde yerli yersiz yargılarda bulunmaktan ibaretti. Bir meyhanenin duvarlarına resim çiziktiren kötü bir ressam, büyük ressamların tablolarını bilgiç bilgiç eleştiriyor, birkaç satır yazı karalayanlar büyük yazarların yapıtlarını yerin dibine batırıyorlardı. Cehaletin ve zevksizliğin kiralık kalemleri de vardı; farklı adlar taşıyan yüzlerce kitapta hep aynı şeyleri yazıyorlardı. Her taraf ya sözlük ya da broşür doluydu. Din adamı bir gazeteci haftada iki defa, halkın varlığından habersiz olduğu birkaç deli hakkında ve birtakım dolandırıcıyla sürtüğün sefil meskenlerinde gerçekleştirdikleri olağanüstü mucizeler hakkında anlaşılmaz, karışık şeyler yazıyordu; öfke ve açlıktan ölmek üzere olan, karalar giymiş daha başka sabık din adamları, yazdıkları yüzlerce yazıda insanları aldatmalarına izin verilmemesinden, bu hakkın sadece gri giysiler içindeki tekelere tanınmış olmasından yakınıyorlardı. Bazı yüksek rütbeli din adamları, ona buna kara çalan yergi yazıları yayımlıyorlardı.

…”


* BABİL PRENSESİ, François Marie Arouet VOLTAIRE, Çeviri Hasan Fehmi NEMLİ, Alfa Basım Yayım Dağıtım, 1. Baskı, Kasım-2015, s. 93-94
Bu yazının kategorisi KİTAP.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website