ANNA KARENINA… Yazan Lev TOLSTOY… Oyunlaştıran Helen EDMUNDSON… Çeviren Cevat ÇAPAN… Yöneten İpek ATAGÜN GEZENER…

Biraz edebiyatla ilgilenen herkes Anna Karenina’yı ucundan kıyısından bilir. Rusya, Çarlık dönemi, sınıf farklarından doğan travmalar. Zengin davetlere, şaşaya özenen, kendini o dünyada bulmak isteyen bir kadının devlet memuru kocasını ikinci plana iterek, tüm dedikodulara rağmen yaşadığı yasak aşk… Aradığını toprakta bulan, mutluluğunu çalışmakla elde edebileceğini anlayan Rus insanı… Her şeyin para olmadığını anlayan, sevmeyi sevilmeyi, değer görmeyi öğrenen insanlar… gibi birkaç farklı başlıkla özetlenebilir. Farklı bir çalışma, bambaşka bir yorum, İpek ATAGÜN GEZENER’i bu zorlu çalışmadan ötürü kutlamak gerekiyor.

Romanın tamamen uyarlanması (zaten) mümkün değilken, bu imkânsızlığa uyarlanabilecek kısımların sözden ziyade hareket ağırlıklı anlatımla (dans, bale, mim, koreografi vs.) ifade edilmeye çalışılması eklenmiş temsile. Böylesi güç bir çalışma seyirciyi de temsili dikkatli takip etmeye zorluyor. Şikâyet anlamında söylemiyorum; ama hazırlıklı olun. Sahneye koymak için epey emek sarf edildiği belli olan temsili seyretmek için seyircinin biraz özverili olması gerekiyor. Ben üçüncü kez seyrettiğimde daha keyif aldım; yani ilk gösterim biraz sıkıcı ve karışık gelebilir.[1]

Zaman zaman dans tiyatrosuna kadar uzanan anlatım şiirsellik katıyor esere. Dolayısıyla anlatımdaki coşku işlevi oyuncuların mimiklerine ve beden hareketlerine kalıyor çoğu zaman. Ama o şiirsellikte biraz daha zengin bir koreografi ve dekor ihtiyacı doğmuş sanki. Zengin bir dekor ve koreografi seyirciyi sahneye daha aydınlık bir bakışla bağlayabilirdi. Yönetmen gözüyle bakacak olursak, sanırım yönetmen seyirciyi büyülemekten ziyade, örgüden fazlaca koparıp masalsı bir ortama sürüklemeden düşünmeye odaklamayı tercih etmiş; ancak genel bir çerçeve çizilmesi uzun sürdüğünden eserin temelini oluşturan konuya ancak yarım saat sonra girilebilmiş.

Müziğin etkisi ve katkısı tartışılmaz; ancak özellikle kimi sahnelerde ‘Yeter!’ dedirtecek derecede yüksek ses ve acındırma kulak tırmalıyor, rahatsız ediyor. Günümüz dizilerinde moda olmuş, eğitimsiz kulağa hitap eden anlayış temsildeki ağırlığı, olgunluğu, özgün çabayı bozuyor bence. Keşke bir gözden geçirme imkanı olsa. Mikrofon kullanılması da hiç hoş değil. Artık enikonu kullanılmayan başlandı ve bu mikrofon işi hiç hoşuma gitmiyor.

Anna Karenina’yı canlandıran Aslı ARTUK sezonun en başarılı temsillerinden biri olan (ve nedense bir türlü yazamadığım) YERLATINDAN NOTLAR’da da sahne alıyor. O temsilde vücut yapısının rolü için uygun olduğunu, karakteri fiziksel olarak doğru yansıttığını düşünmüştüm; fakat bu temsile uygun bir fiziksel kişilendirme göremedim. Anna Karenina rolü için beklenen cazibeden uzaktı, hayallerindeki kadın ruhunu coşturan hayatı arzulayan, kadınsı bir beden dili göremedim. Kostümlerde Esra SELAH başarılı bir iş çıkarmış ki buna rağmen Anna’yı beklediğim çekicilikte bulamadım. Aleksey Karenin’i canlandıran Cengiz UZUN hayata bakışındaki katı, kuralcı, devletçi Anna’yı uzaklaştıran dünyayı güzel yansıtıyor. (Devletçi ifadesini özellikle kullandım; üstüne düşünebiliriz.) Doli’yi canlandıran ve belki daha genel manada kadınları temsil eden Özden GÖKÖZ tam bir karakter oyuncusu bence; Doli’yi seyircinin zihnine mıhlıyor adeta. Seyirciden geçer not alamamış Moby Dick’te istediğini bulamayan Caner Kadir GEZENER burada mutludur sanırım. Stiva rolünde Şevki ÇAPA oynamayı sevdiği canlı tiplerden birini canlandırmış. Kont Vronski’ye Barbaros Efe TÜRKAY yakışmış; biraz daha güvenli, Kont gibi durabilir bence. Kiti rolünde Mihriban Rezzan SEYHAN’ı etkili bulmadım. Böyle bir sahneleme oyuncuların rollerini yansıtma başarılarını biraz sekteye uğratmış gibi geldi bana.

Ayrı bir başlığı hak edenler… Rolün küçüğü büyüğü yoktur, denir ya, işte bu oyunda kocası tren altında kalan kadını canlandıran Başak Güleç GÖKALP “Kocamı gördünüz mü?” repliğiyle ve verdiği duyguyla 10 numara iş çıkarıyor. Bu şarkı ona gelsin. 

Yönetmen İpek ATAGÜN GEZENER’i yönetmen olarak ANNEMİN SON ÇILGINLIKLARI’ndan hatırlıyoruz. Güzel, başarılı bir temsildi. Oyunculuğunu da kısa dönemde, önce BERNARDA ALBA’NIN EVİ’nden, daha kısa dönemde GAYRİ RESMİ HÜRREM’den hatırlıyoruz. ANNE KARENINA’da yukarıda kısaca değindiğim bazı sıkıntılar görülmekle birlikte hem oyuncu hem yönetmen olarak son derece etkili buldum GEZENER’i.

Zor bir çalışma, farklı bir çalışma; sık rastlayamayacağınız bir deneme. Bence bir görün, bir daha görün; ikincisinden daha keyifli ayrılacaksınız emin olun.


*Fotoğraflar Devlet Tiyatroları sitesinden alınmıştır.
[1] Üstünden epey zaman geçmiş olmasına rağmen ancak kaleme alabildiğim temsil üzerine muhakkak söylemek istediğim olumlu olumsuz birçok başlığı da unutmuş olmalıyım. Özetle bu kadar yazabildim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website