“…Altın Damla - Michel TORUNIER

Annesi onun çıplak ayağını kapının eşiğine koydurdu ve azıcık suyla yıkadı. “Bunu ayağın bu eşiği unutmasın ve günün birinde seni buraya getirin, diye yapıyorum.” dedi. Şimdi artık yola çıkıyor. Kuzeybatı yolunda yürüyor, Beni Abbas’a giden yolda. Ama Tabelbala ile ilişkisini kesmedi henüz, bağını koparmadı. Vahadan çıktığında komşuların tazısı Orta yanına geliyor. Soylu, safkan bir tazı bu. Kötü yazgıyı def etmek için ayaklarını ateşte dağlamışlar. İdris biraz sonra çöltilkisi ve çulluk kapanlarını kaldırdığı zaman, altın sarısı bu tazının, etrafında fır dönmesinden, sıçrayıp durmasından pek mutlu ve keyifliydi. Orta, onu çok iyi karşılıyordu. Eğer çocuk vahadan ayrılırsa, avlanmaya gidiyor demekti, İdris olduğu yerde durup tazıya köye dönmesini emrediyor. Tazı, kulaklarının düşürüp kuyruğunu kırbaç gibi savurarak kendi ekseni etrafında dönüyor. İdris onun korktuğu hareketi yapmak zorunda kalıyor: Eğilip yerden bir taş alıyor. Hayvan uzaklaşırken sızlanmalı sesler çıkarıyor. İdris ona gözdağı veriyor. Tazı, kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştırıp kaçıyor. İdris yeniden yola koyuluyor. Böyle bir vedalaşma olmamalıydı. Bu son sahne çok içine işlemişti.

…”


* ALTIN DAMLA, Michel TOURNIER, Çeviri Mustafa BALEL, Ayrıntı Yayınları, 1. Baskı,, 1996, s. 55-56
Bu yazının kategorisi KİTAP.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website