ALİ BABA VE KIRK HARAMİLER… Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin ali baba ve kırk haramiler afişsahnelediği Ali Baba ve Kırk Haramîler adlı opera eserine ilk olarak 12 Ocak 2012’de gitmiştim. Hemen yazmak istemedim; çünkü ilk izlenimler her zaman tehlikelidir bence; ilk seyrinizde yorgun olabilirsiniz, aklınız başka yerde olabilir, yoğunlaşamamış olabilirsiniz vs. Bu nedenle Murat GÖKSU’nun sahneye koyduğu esere 24 Ekim 2012 tarihinde tekrar gittim.

Ali Baba Ve Kırk Haramîler bir İ. Selman ADA eseri. Selman ADA 1953 Ceyhan doğumlu. 1965’te Harika Çocuk Yasası ile Paris Ulusal Yüksek Konservatuvarı’na gönderilmiş. 12 yaşında Solfej Methodu yazmış. 1973’te, 20 yaşındayken İstanbul Devlet Opera ve Balesi Orkestrası’nı yönetmeye başladığında ‘dünyanı en genç opera orkestra şefi’ olarak tarihe geçmiş. (Kitapçıktan derleme) Eserleri, çalışmaları saymakla bitmez.

ali baba ve kırk haramiler-2Müzikal anlamda eseri yorumlayacak birikimde olmadığım için sadece beğenmediğimi söylemekle yetineceğim. Ancak Başkadın’ı canlandıran Zeynep Pınar ÇAKIT’ın (aşağıda, turuncu giysili) başarılı oyununa değinmemek haksızlık olur, doğal bir uyumu var. (İki gösterimde de hayranı olduğum Tuncay KURTOĞLU’nu seyredememem benim talihsizliğim.)

Libretto/söz için ise uzun uzun söylemek istediklerim var. Ama libretto öncesinde şunu eklemek isterim, oyun içine sıkıştırılmış eşcilsel haramî’ye hiç gerek yok. İnsanları güldürmek için operada sululuğun âlemi var mı? Kırıtarak yürümeler, ‘ayyy!’ gibi nidâlarla komik olma çabası… Oyunun içinde güncele ilişkin futbol toplu, Michael Jackson’lı vs. esprilere de hiç gerek yok. Kimse kusura bakmasın; hakikaten çok anlamsız.

Libretto Tarık Günersel’e ait.  Google’a Tarık Günersel yazın, ilk çıkan ali baba ve kırk haramiler-9.png.png.pngmadde Vikipedi’ye tıklayın, tanım şu: “Şair, öykücü, aforist, denemeci, librettist, çevirmen, dramaturg, oyuncu ve yönetmen.” Kariyer deseniz kariyer. 2010’da Dünya Yazarlar Birliği PEN Uluslararası Yönetim Kurulu’na seçilebilecek kadar bir kariyer, varın siz düşünün artık… ama kötü bir libretto. Ali Baba Ve Kırk Haramîler’in librettosu böyle mi olmalı? Basit, kafiye kaygılı, içerikten yoksun, hani neredeyse “Yarına bir libretto yetiştir.” komutunun ardından çıkmış gibi. Şiir külliyatı olan birinden nasıl böyle bir libretto çıkmış akıl alır gibi değil!

Ali Baba Ve Kırk Haramîler’den bir arya örneği yazıyorum, siz karar verin!

Zeynep, kocası Kasım haramiler tarafından beş parçaya bölündükten sonra aşağıdaki aryayı söylüyor. Kocasının öldürülüşünü pek de umursamıyor, hatta biraz ‘hayatın tadı şimdi çıkar’ havasında.

Kasım gitti, kasım bitti.
Terzi diksin, bu iş bitsin!
Üç beş gün yas, sonrası saz!
Hepsi birden kaz!
Kasım, aralık, ocak…
Dur bakalım n’olacak?
Hah hah hah hah haaay!
Kedi oğlan doğuracak!
(Erkekler geçidi başlar.)
Mini mini mini mini minnacık!
Ayı gibi ayı gibi ayı gibi ah!
Koskocaman yaa!
İşte çabucak geldiler!
Sefalar getirdiler.
Bir işaretimle önümde eğildiler.
Haydi, bakalım o zaman tek tek
Oynayalım gizlice sek sek!
Kimi uzun kimi kısa.
Her hisseden bir kıssa!
Kasım, aralık, ocak…
Dur bakalım n’olacak?
Hah hah hah hah haaay!
Kedi oğlan doğuracak!
(erkekler geçidi)
Amanın bu bizim terzi! Ayazdır düzü tersi!
İğne ipliğe dönmüş! Gözlerinin feri sönmüş!
İşte bak, tam bir avanak! Bakma öyle bana şabalak!
Yerden bitme bir cüce! Sahiptir o her güce!
Elimi sallasam ellisi!
Sıraya dizilir hepsi! Hepsi!
Hey yavrum hey! Hey!

ali baba ve kırk haramiler-7.png.pngAryalar arasındaki farkın görülebilmesi açısından aşağıda (üstünde fazla çalışmadan da olsa) çevirmeye çalıştığım iki aryaya yer vereceğim.

Tosca’dan bir arya: E Lucevan Le Stelle* – Mario Cavaradossi’nin idama gitmeden önce zindanda söylediği arya. (Dinlemenizi tavsiye ederim, 3:00 dk., olağanüstüdür.)

Yıldızlar parıldıyordu,
Toprak mis gibi kokuyordu;
Bahçe kapısının gıcırtısı,
Kumsalda zarif ayak izleri, saçının kokusu.
Geldi ve kollarıma yığıldı.
Yumuşak buseler, tatlı okşayışlar;
Titrerken fark ettim, elbisesinin özgür kıldığı bedenini.
Aşkta hayalim sonsuzluk benim.
Zaman akıp gitmiş ve ben çaresizlik içinde ölmekteyim.
Çaresizlik içinde ölmekteyim.
Çok sevdiğim hayata kavuşamadan.

Buyurun bu da komik opera/opera buffa tarzından, Don Giovanni’den bir örnek: Notte e Giorno Faticar – Don Giovanni’nin uşağı Leporello’nun aryası. (Dinlemenizi tavsiye ederim, 1:30 dk., dilinize dolanacak keyifli bir melodidir.)

Gece gündüz köle gibi çalışıyorum
Asla tatmin olmayan biri için,
Yağmurdan ve rüzgârdan kaçabilmek için
Kötü yemekler yiyip, kötü uyuyorum.
Bir beyefendi olmak istiyorum,
Artık hizmetçi olmak istemiyorum.
Ah, ne cesur(!), cömert(!) bir beyefendi(!)
Güzellerle yaşamak istiyor hep
Ve bana düşen gözetlemek.
Beyefendi olmak istiyorum.
Artık hizmetçi olmak istemiyorum.
Birileri geliyor gibi,
Burada olduğumu kimse bilsin istemem.  (sıvışır)

Örnek verdiğim bu iki aryada kişiler hangi psikolojide olduklarını, ne düşündüklerini açık biçimde ortaya koyuyorlar. Tosca’da eserin yapısı gereği biraz daha şiirsel, dramatik bir anlatım ağırlıktayken, Don Giovanni’de biraz daha esprili, yalın -ama kesinlikle basit değil- bir anlatım var. Şimdi lütfen bir de bizim aryayı tekrar okuyun.

Bence epey fark var.


* Aryalarda da bizdeki türküler gibi genelde ilk cümle aryanın adı oluyor.
**Fotoğraflar Devlet Opera Ve Balesi sayfasından.
Bu yazının kategorisi OPERA.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website