AĞAÇLAR AYAKTA ÖLÜR – TİYATRO KARE 🎭

AĞAÇLAR AYAKTA ÖLÜR… Yazan Alejandro CASONA… Yöneten Nedim SABAN… Gösterim: 04.02.2020 – Eskişehir

İnsanlara güzel hatıralar verebilmek için faaliyet gösteren bir dernek, Babaanne’nin yıllar önce evden kaçmış torunuyla buluşmasını sağlamaya çalışacaktır. Ailesini kaybettikten sonra Babaanne ve Dede’siyle yaşayan, haytalıkta kimseye pabuç bırakmamış torun gemi azıya alınca Dede’nin pataklayıp evden kovmasıyla soluğu limanda almış, oradan yurtdışına kaçmıştır. Gelen haberlere göre yurtdışında enikonu yolunu kaybetmiştir, batağa saplanmıştır. Sıkıntı şudur ki Babaanne’yi memnun edebilmek için yurtdışına kaçmış torununun adına Dede mektuplar göndermiştir. Babaanne bu mektupları gerçekten torunundan geliyormuş gibi sevinçle okumuştur. Şimdi gerçekten torunundan bir telgraf gelir; haftaya babaannesini ziyarete gelecektir. Eserde torununun bindiği gemi batmıştır ve Dede Babaanne’nin bunu öğrenmesini istemeden yerine birinin geçmesini sağlar; temsilde ise torun gelmeden önce yerine birilerini geçirmek ister.

İsmiyle meşhur bir eser; kulağa hoş geliyor, şairane. Alejandro CASONA’nun şair yanını gösteriyor. CASONA sanki çocuk tiyatrosu düşüncesiyle yola çıkmış ve Amerikan tiyatrosu tadında sonlandırmaya çalışmış. Eser yetmiş üç sayfa, konuya yirmi beşinci sayfada giriliyor. Yirmi birinci sayfaya kadar işleyiş ve duygu olarak Walt Disney production. İyiler ve iyilik her zaman kazanır temasıyla aile, sevgi kavramlarından destek alan eser metin ve işleyiş bakımından ikinci perdede daha etkili. Çarpıcı bölümler var; fakat dikkatli işlenmediği taktirde bütüne yayılmıyor, oyuna sirayet etmiyor. Mesela oyunun sonunda sahte damadın ve gelinin yaşadıkları aydınlanma gayet güzel; ama bunu temsilde göremiyoruz, budanmış. Onun yerine “Âşık oluyorum galiba!” gibi son derece yavan ve seyirci odaklı bir kurgu(!) seçilmiş. Özellikle gelin ve damat arasında geçen konuşmalar sevginin, sevginin farkına varışın, mücadelenin öne çıktığı etkili bölümler.

Şunu çok açık bir şekilde ifade etmek isterim ki Nedim SABAN’ın yönetmenliği tam manasıyla bir tiyatro cinayeti. Bir eserle ancak bu kadar oynanabilir, bir eser ancak bu kadar bozulabilir. Karakterlere Türkçe isimler verilmesi mantıklı diyebilirim; çünkü kimi zaman seyirciler kim kimdi diye karıştırabiliyor; ama oyunun akışından tutun da karakterlerin evrilmesine kadar zangır zangır sallanan bir temsil var karşımızda. En önemli diyaloglar (seyirci zorlanmasın diye sanırım) çıkarılmış. Aksiyonda değişikliklere gidilmiş, eserde olmayan sahneler eklenmiş, eserdeki sahneler çıkarılmış. Akış bozulmuş. Neresinden tutsanız elinizde kalacak bir çalışma… Tabii bir de seyircinin SEREZLİ’yi sahnede ilk kez görünce alkışlaması var; tiyatronun orta yerinde alkış kopunca temsil tiyatrodan çıkıp biraz şova dönüyor, salonun havası değişiyor, psikolojiler değişiyor, kısacası oyun bozuluyor. Ama işin daha kötüsü sırf Nevra SEREZLİ oynuyor diye bütün salonun oyun biter bitmez ayakta alkışlaması. Demek kimse ne eseri, ne sahnelemeyi önemsiyor.

Sahne tasarımı hakkında ne diyeceğimi bilemiyorum! Hayatımda gördüğüm en karışık ve düzensiz sahne tasarımıydı. Kaba bir merdiven. Duvara ortalanamamış tablolar ve tabaklar… Ne işe yaradığı belli olmayan ve birçok seyirci koltuğundan görülemeyen macuncu tezgâhını andıran tekerlekli araba… Bir tane ıhlamur ağacıyla çözümlenebilecek dekorun sekiz tane kavak gövdesiyle ağaç kalabalığına dönmesi… Ve salonun ortasında iki ağaç! Dekorun en önemli unsurlarından biri olan piyanonun, üstelik oyuncu tarafından canlı çalınıyorken yemek masasının ve sandalyelerin arkasına gizlenmesi ve kimsenin ne olduğunu görememesi…

Nevra SEREZLİ’nin on bir yıl sonra sahnelere dönmesi temsile bir değer katıyor elbette; ama bence Nevra hanım hatayı Nedim SABAN’a güvenmekle yapmış. Diğer taraftan benim açımdan neredeyse otuz yıl önce AST’de seyrettiğim Nuri GÖKAŞAN’ı tekrar seyretmiş olmak önemliydi. Arif GÜNEY’in oyunculuğu ev sahnesiyle birlikte biraz abartıya kaçtı; denge birden bozuldu. Seyirciyi güldürmek adına yapılan abartılı jest ve sesler temsilin ağırlığından götürüyor. Kostüm seçimi özensiz. Ve saç tıraşı ciddi şekilde itici duruyor; yani hem yakışmıyor hem de oynadığı karaktere uygun değil. Burcu KAZBEK’i ilk kez seyrettim ve beğendim; her şeyden önce sahneye yakışıyor.  Torunu canlandıran Oral ÖZER’in sesine hayran kaldım, oyunu da gayet olgun, (saç tıraşı da cuk oturmuş); sanırım çok daha iyi yerlerde seyredeceğiz. Temsilin açılış sahnesindeki performansıyla Mahir AKGÜNDOĞDU’yu çok beğendim, sempatik ve işine saygılı, duygu aktarımı harika. Meltem ÖZLEVENT’i bu temsilde değerlendirmek zor.

Özet: Biletler 90 TL. Buna rağmen temsil için bir kitapçık veya en azından bir broşür bile basılmamış. Dolayısıyla temsil esnasında not almadıysanız kim kimdir bilemiyorsunuz. Felaket bir uyarlama (uyarlama bile denilemez ya!). Abartılı, komplo teorili görüşüm şu: Nedim SABAN ne yazık ki Nevra SEREZLİ’nin kaymağını yeme planı yapmış;


Fotoğraflar TİYATRO KARE sitesinden alınmıştır.